X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Böbrek hasarı kalbi vuruyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

hasarı kalbi vuruyor

  • Giriş Tarihi: 9.3.2013 18:06

larında, damar hastalıklarının görülme sıklığının, böbrekleri sağlam kişilere göre 10 ila 30 kat daha yüksek olduğu bildirildi.

Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Ateş, Dünya Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, böbrek lıklarının bir kısmının akut bir kısmının ise kronik olduğunu söyledi.

Farkındalığı daha düşük olan akut yani tedavi edilebilir böbrek hastalıklarının, kronik böbrek hasarına dönüşme riski bulunduğuna dikkati çeken Ateş, ayrıca böbrekteki hasarın diğer organları da olumsuz yansıdığını vurguladı. Ateş, ''Akut ya da kronik böbrek hasarı ortaya çıktığında saç telinden, tırnağa kadar hastanın tüm organ ve sistemleri etkilenebilir'' dedi.

''BÖBREĞİNİ KORU, KALBİNİ KURTAR''

Böbreklerdeki hasarın, en çok üzerinde olumsuz etkisi bulunduğuna işaret eden Ateş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu nedenle 'böbreğini koru, kalbini kurtar' sloganı çok doğrudur. Böbrek hastalarının büyük bir kısmında yüksek tansiyon bulunuyor. Hastaların en az yarısında bu sorun vardır. Hatta kronik böbrek hasarı olduğunda ve hastalığın ilerlemesi durumunda son evrelerde yüksek tansiyon görülme oranı yüzde 80-90'lara kadar çıkabiliyor. Tansiyon yüksekliği de kalpte kas dokusunun artmasına, zaman içinde kalp boşluklarının genişlemesine ve kalbin işlevinin bozularak kalp yetmezliğine yol açabiliyor.''

VÜCUTTA BİRİKEN SU VE KALBİ ZORLUYOR

Tansiyon yüksekliği dışında hem akut hem de ileri evre böbrek hasarında, böbreklerin vücuttaki suyu ve tuzu yeterince atamadığını anlatan Ateş, bunun da vücutta birikerek kalbi zorladığına ve kalbin işlevinin bozulmasına neden olabildiğine dikkati çekti.

Ateş, kronik böbrek hastalarının önemli bir kısmında görülen kansızlığın, kalbin yorulmasına ve fonksiyonlarını yerine getirememesine neden olduğunu söyledi. Kan tuzlarındaki değişikliklerin de kalp sağlığı üzerinde çok önemli bir etki yarattığını ifade eden Ateş, ''Özellikle potasyum düzeyindeki yükselme, kalbin ritminde bozulmalara ve ilerleyen dönemde kalp durmasına yol açabilir. Ayrıca asit-baz dengesinde kalsiyum, fosfor ve magnezyum gibi tuzların dengesinde bozukluklar olabilir. Bunlar da kalbin ritminde ve yapısında bozulmalara yol açabilir'' diye konuştu.

Evresine göre değişiklik göstermekle birlikte böbrek hastalarının ''en az yüzde 50'sinde kalp hastalığı bulunduğunu'' dile getiren Ateş, ''Böbrek hastalarının en az yüzde 50'si kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamlarını yitirirler. Bu kişilerde, kalp damar hastalıklarının görülme sıklığı, böbrekleri sağlam kişilere göre 10-30 kat daha yüksektir'' dedi.

KORUNMADA EN ETKİLİ YÖNTEM, TUZSUZ BESLENMEK

Böbrek hastalarının tuz tüketimine dikkat etmesini isteyen Ateş, her sağlıklı kişinin günlük en fazla 5-6 gram tuz tüketmesi, böbrek hastalarında ise bu oranın çok daha az olması gerektiğini söyledi.

Tuzun, vücutta su tutma özelliği olduğunu ve kişide yoğun su içme isteği doğuracağını anlatan Ateş, ''Böbreği bozuk olan kişilerde ise tuz ve su vücuttan atılamaz, birikir ve vücutta şişliklere yol açar. Tansiyonun ve kalp hastalığına yol açar. Bu nedenle böbrek hastaları olabildiğince tuzsuz beslenmelidir'' diye konuştu.