X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Anevrizma ve yırtık ölüm çağırıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Anevrizma ve yırtık ölüm çağırıyor

  • Giriş Tarihi: 15.4.2014 12:43

Vücuttaki ana atardamar çapının 4 cm'nin üzerine çıkması hayati tehlikeye davetiye çıkarırken; 5 cm'nin üzerindeki genişleme (anevrizma) yırtılma riskine yol açıyor. Ana atardamardaki genişleme "ölüm" riski taşırken, yırtılma halinde kişilerin çoğu hastaneye ulaşsa bile hayatlarını kaybediyor.

Kalp ve Damar Hastalıkları Uzmanı Prof. Neyyir Tuncay Eren, ana atardamar olan "Aort" taki genişlemenin tehlikeli olduğunu belirterek, bu durumun "aort anevrizması" olarak adlandırıldığını söyledi.

Aort anevrizmasının "Türkiye'de yılda yaklaşık 4 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine" neden olduğunu dile getiren Eren, bunun genellikle hastalarda belirgin bir şikayete neden olmazken, yırtıldığında çoğunlukla geç kalınmış olduğunu ifade etti. Eren, hastalığın teşhisinin zor olmadığına dikkati çekerek, özellikle 50 yaş üstü erkeklerin damar çapının belirlenebildiği taramaların mutlaka yapılması gerektiğini belirtti.

Atardamarlarda çocukluk çağlarında bile yağ ve kalsiyum birikmeye başladığını belirten Eren, yıllar içinde damar duvarındaki bu birikmenin damarın elastikiyetini azalttığını söyledi. Eren, bununla ortaya çıkabilen damarlarda genişlemenin özellikle endüstriyel toplumlarda ciddi bir sağlık sorunu olduğunu dile getirerek, "İstatistiklere göre 45-55 yaş arasındaki her 100 erkekten yaklaşık 2'si, 70 yaş üstü erkeklerin ise 10'unda ana atardamarda genişleme (aort anevrizması) mevcut" dedi.

Sorunun, kadınlarda erkeklere oranla daha az rastlandığını aktaran Eren, "Eğer ana atardamar çapı 4 cm ve üzerinde ise bu kişilerin mutlaka diğer riskler yönünden incelenmesi ve takibe alınması gereklidir" uyarısında bulundu. Eren, damarda genişlemede en büyük riskin "yırtılma" olduğunun altını çizerek, bu kişilerin büyük bir kısmının hastanelere ulaşsalar bile hayatlarını kaybettiğini bildirdi.

Eren, "Ana atardamar çapı 4 cm'nin üzerine çıkmaya başladığında artık damarda genişlemeden söz edebiliriz. Damarın 5 cm'nin üzerinde genişlemesinde ise yırtılma riski belirginleşmeye başlar ve çap arttıkça yırtılma riski çok daha fazla artar" diye konuştu. Eren, bu durumun genellikle belirgin bir şikayete neden olmadığını belirterek, şunları kaydetti:

"Karın bölgesindekilerin çapları büyüdükçe bel ağrılarına neden olabilir. Ayrıca hazımsızlık, karın ağrısı gibi son birçok kişide sıklıkla rastlanan şikayetlere neden olabilir. Zayıf kişiler karınlarında her kalp atışının nabız gibi hissedebildikleri bir şişlikten söz edebilirler.

Göğüs bölgesindeki atardamardaki genişlemelerde aynı şekilde çoğunlukla bir şikayete sebep olmazken ilerlemiş hastalarda ses kısıklığı veya çatallaşması, sırt ağrısı, göğüs ağrısı gibi belirtiler olabilir. Genişleyen damarlar içerisinde çoğunlukla pıhtılar oluşur. Bazen bu pıhtılardan kopan parçalar ayak damarlarında tıkanmalara neden olabilir."

Özellikle 55 yaş üzeri erkekler, hipertansiyon hastaları, sigara içenler, kolesterol yüksekliği olanlar, şişmanlar ,ailede anevrizma öyküsü bulananların yüksek risk taşıdığının altını çizen Eren, "Bunun dışında elastik doku hastalıklarının sıkça görüldüğü zayıf , oldukça uzun boylu, iskelet deformiteleri olanlar da mutlaka incelenmelidir" uyarısında bulundu.

HASTALIĞIN OLUŞUMUNDA SİGARAYA DİKKAT

Eren, genellikle tesadüfen tespit edilen anevrizma için müdahalelerin önemli bir kısmının artık hasta uyanıkken küçük kesilerle "suni damar yerleştirme" yoluyla yapılabildiğine kaydetti.

Suni damarların açık ameliyatla oldukça yaygın olarak yerleştirilebildiği "EVAR" ya da "TEVAR" diye adlandırılan kapalı tekniklerle yapıldığını anlatan Eren, "Sanki damar içine stent yerleştirilir gibi uygulanır. Açık ameliyat hemen herkese uygulanabilmesine rağmen EVAR/TEVAR denilen kapalı uygulamaların başarı ile yapılabilmesi için bazı anatomik özellikler aranmaktadır. Bu nedenle her hasta için uygun değildir" dedi.

Ana atardamar genişlemesinin oluşumunda sigara kullanımının önemli bir etken olduğuna işaret eden Eren, ailede bu sorunu yaşan bir kişinin varlığı, yüksek tansiyon, erkek cinsiyet, yüksek kolesterol-trigliserid düzeyi, damar sertliği, kronik tıkayıcı akciğer hastalığı ve bazı genetik koşulların de diğer faktörler arasında yer aldığını söyledi.