X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Obezite prostat kanseri riskini artırıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Obezite prostat kanseri riskini artırıyor

  • Giriş Tarihi: 2.9.2014 15:04 Güncelleme Tarihi: 2.9.2014 15:08

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, erkeklerde en sık görülen kanser türünün prostat olduğunu belirterek, "Obezite, yağ tüketimi ve sigara prostat kanseri riskini artırıyor" dedi.

Prof. Dr. Önder yaptığı açıklamada, erkekler arasında en sık görülen kanser türünün prostat kanseri (PCa-Prostate Cancer) olduğunu ifade ederek, birinci derece akrabalardan 2 kişide prostat kanseri bulunan kişilerde, kanser riskinin 5,1 kat arttığını kaydetti.

Oluşumu tek bir nedene bağlı olmayan prostat kanserinin gelişiminde çeşitli risk faktörleri bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Önder, "Epidemiyolojik çalışmalar, prostat kanserinin hem ailevi, hem de genetik özelliğe sahip olduğunu gösterirken; babasında PCa olan bir kişinin aynı hastalığa yakalanma riski 2,2 kat, kardeşinde var ise 3,4 kat ve birinci derece akrabalardan 2 kişide PCa varsa 5,1 kat artıyor" diye konuştu.

Önder, prostat kanserini tetikleyen en önemli risk faktörlerinden birinin yağ tüketimi olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:

"Doymamış yağların fazla tüketimi ve obezite, hem prostat kanserine yakalanma, hem de kötü huylu kanser gelişimi riskini arttırmaktadır. Sigara, kırmızı et ve hayvansal yağ tüketimi de PCa riskini yükseltirken, domates, diğer kırmızı sebze ve meyveler, tahıl, balık, et-kümes hayvan eti, yumurta, süt ürünleri, omega-3 yağ asitleri balık, D ve E vitaminlerinin prostat kanseri riskini azaltıcı etkisi bulunmaktadır."

Prostat kanserinin, idrar yolunda meydana getirdiği tıkanıklığın derecesine göre hastada idrar yapma zorluğu, idrar yaparken yanma, sık idrara gitme, gece idrara kalkma, idrar kaçırma, çatallanma, idrar tutma zorluğu gibi yakınmalara neden olduğunu vurgulayarak, "İleri evre ya da metastatik PCa varlığında ise, hastalığın tutulduğu bölgeye göre özellikle bel kemiklerinde ağrı, hastanın ilk yakınması olabilmektedir. Hastalığın kesin tanısı prostat biyopsisinden elde edilen dokunun patolojik incelemesi sonucu konulurken biyopsi kararı için en önemli belirleyiciler prostatın parmakla makattan yapılan muayenesi ve kanda bakılan PSA testidir" diye konuştu.

Yaş arttıkça görülme sıklığının artması nedeniyle, belirli yaştan sonra erkeklerin PCa için periyodik kontrollerden geçmeleri büyük önem taşırken; ailesinde PCa öyküsü olan kişilerin 40, olmayanların ise 50 yaşından itibaren DRE ve PSA kontrollerinin yapılması önerildiğini ifade eden Önder, hasta, hiçbir yakınması olmasa bile prostatında kanser barındırabileceğinden, basit ve ucuz bir kanser tarama şekli olan bu kontrollerin yapılmasının hayati önem taşıyacağını söyledi.

Günümüzde prostat biyopsisinde standart uygulama, makattan ultrason yardımıyla yapılan biyopsisi olduğunun altını çizen Önder şöyle devam etti:

"Bu uygulamada, ultrason ile prostat görüntülenir, biyopsi işlemi özel iğne ve tabanca yardımı ile sistematik olarak gerçekleştirilir. Anestezisiz ya da tercihen sınırlı uyuşturma altında, genel olarak toplam 8-12 adet biyopsi alınır ve patolojik inceleme için laboratuara gönderilir. Biyopsi sonucunda PCa tanısı konması durumunda ise; bilgisayarlı tomografi veya MRI (Magnetic Resonance Imaging), tüm vücut kemik sintigrafisi ya da PET (Pozitron Emission Tomography) gibi çeşitli görüntüleme yöntemlerinden yararlanılarak hastalığın evresi belirlenir. Tüm kanser hastalıklarında olduğu gibi prostat kanserinin tedavi kararı da, hastalığın evresi, biyopsi verileri, hastanın sağlık durumu, hasta yaşı gibi faktörlere göre verilir."