23 Ocak 2017, Pazartesi
5 günlük hava durumu
sinema haberleri

‘F Tipi Film’in perde arkası

Giriş Saati11.01.2013 17.13 Güncelleme11.01.2013 17.26
A+ A-

Grup Yorum'un tasarlayıp geliştirdiği, 9 yönetmenin çektiği her biri 10 dakikalık kısa filmlerden oluşan bir kolaj F Tipi Film. Filmle ilgili sorularımı Grup Yorum’dan İnan Altın yanıtladı.

Özkan BİNOL/ Grup Yorum-İnan Altan
ozkan.binol@sabah.com.tr


"BİZ FİLMİN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ RESMETMEK İSTEDİK"

Grup Yorum'un tasarlayıp geliştirdiği, 9 yönetmenin çektiği her biri 10 dakikalık kısa filmlerden oluşan bir kolaj F Tipi Film.Hikayeler arasındaki bağlantıyı hücrelerde kalan mahkumların birbiriyle iletişim kurmak için kullandığı, avludan avluya atılan top şeklindeki mektup taşıyıcıları kuruyor. Duygu sömürüsü yok, kimseyi karalamak yok. Film sadece var olan bir gerçeği resmediyor, görünür kılıyor. Siyasi sinemanın güçlü bir örneği… Filmle ilgili sorularımı Grup Yorum'dan İnan Altın yanıtladı.

F TİPİ FİLM PROJESİ NASIL OLUŞTU?
Ben Grup Yorum elemanıyım, grupta bateri çalıyorum. Aynı zamanda bu işin genel koordinatörlüğünü yaptım. Filmi 2009 yılında Grup Yorum elemanlarıyla oluşturduk. F tipi hapishaneler 9 yıldır açıktı, 2000 yılında açılmıştı. 10. yılına girecekti ve bu sürede birçok mücadele biçimi uygulanmıştı. Çünkü F tipi hapishaneler esas olarak çok ağır bir vahşetin, çok ağır işkencelerin yaşandığı hapishanelerdi. İnsanlar hücre sistemine dayalı hapishane içerisinde hapsedilerek, ağır koşullarda yaşamaya mahkum edilmiştir. Bu uygulamalar bize gösterdi ki, egemenlerin yüzyıllara dayanan hapsetme gelenekleri var. Bütün bu yöntemlerden, kürek cezalarından sürgünlere kadar en korkunç olanının bir insanı yalnızlaştırmak, bütün sosyal ilişkilerini elinden alarak izole etmek olduğunu ve bunun sonuçlarını gördük. Bunun, yani tecritin ortadan kaldırılması anlamında yıllardır mücadele ediyorduk. Özellikle Tayat Baydar'ın yürüttüğü bir mücadele vardı; bunun da bir parçasıydık. Bunun dışında albümlerde, konserlerde bunu ifade ediyorduk. Çeşitli kazanımlar oldu; çok büyük bedelleri de oldu. Ölüm orucu direnişleri yaşandı. Ölümler, katliamlarda ölenler, ağır sakatlananlar oldu. Elbette ki olumlu adımlar vardı. Haftanın belli saatlerinde 10 tutuklunun bir araya gelerek sohbet edebilmesi gibi bir hak tanındı. Ama uygulanmadı. Birçok yöntem denedik. Bu konuda duyarlılık oluşturmak için bu geldi aklımıza. Bir şeyle bunu vurgulamak gerekiyordu. 10 yıldır bunu ortadan kaldıramadık. İşte ne yapalım diye düşünürken 10 tane kısa film çekme fikri geldi. 10 yönetmenden, 10'ar dakikalık, 10 kısa film. Bu yönetmenler hücredeki yaşamları anlatacaklardı. Herhangi bir hikayeyi filmleştireceklerdi. Hepsi de kabul etti.

KİMLER VAR YÖNETMENLER ARASINDA?
Ezel Akay, Sırrı Süreyya Önder, Barış Pirhasan, Reis Çelik, Hüseyin Karabey, Mehmet İlker Altınay, Aydın Bulut, Vedat Özdeniz ve bir tanesini de biz Grup Yorum çektik. Son dakikada İlksen projeden çıktı. Yürütemedi, ayrılmak zorunda kaldı. Biz de yeni bir yönetmen ekleyemediğimiz için 9'da kaldık.

EN ÇOK OLMASINI ARZU ETTİĞİNİZ VE OLMAYANLAR ?
Kimlerdi onlar; Zeki Demirkubuz, İnan Temelkuran, Özcan Alper, Yeşim Ustaoğlu, Şerif Gören çeşitli işlerindeki yoğunluklarından dolayı projeden çekilmek zorunda kaldılar.

ÇEŞİTLİ ÇEKİNCELERDEN DOLAYI MI AYRILDILAR?
Hayır. Tamamen projenin uzaması, onların diğer işleriyle çakışması yüzünden. Bizden ve onlardan kaynaklanan nedenler oldu. 2010'da vizyona sokma amacımız vardı, 2012 oldu. Bu süredeki sarkmalar çeşitli şeylere yol açtı. İçlerinde bir çekince belirten olmadı.

F TİPİ UYGULAMA DÜNYADA UYGULANAN BİR SİSTEM Mİ?
Amerika'da ve Avrupa'da var olan bir uygulama.Bilimsel laboratuarlarda oluşturulmuş, sonuçları çok net olarak görülmüş. Yalnızlaştırdığınızda bir insanın beynini çok rahat teslim alırsınız diye net sonuç almışlar. 1988 yılında NATO'da alınan bir kararla bunu ülkelerde uygulamaya soktular. Çünkü ülkemizde tutuklanan devrimciler koğuşlarda kalıp güçlenmeye devam ediyorlardı. Oralar bir okul halindeydi. İnancı güçlü olarak tahliye oluyorlardı. Toplumsal muhalefeti bastırma aracı haline getirilememişti. Bunun oluşturulmasını istediler. Amaçları bu güçlerin kafası ezilsin, büyük oranda ortadan kaldırılsın. Hapishanenin yok edici bir mekanizmaya dönüştürülmesinden geçiyordu. 1988'de aldıkları bu kararı uygulamak için baskı uyguladılar. Bilirsiniz çok fazla operasyonlar yaşanmıştır. Bunların her biri F tipi hapishaneyi açmaya yöneliktir. Hükümetler, adalet bakanları, başbakanlar değişti. Ama bu hücreleri açma isteği hiçbir zaman değişmedi. Ülkemiz dışında NATO'nun da bir kararıdır.

FİLMİ BİRAZ GERİYE SARACAK OLURSAK 1980 'DEKİ ASKERİ MÜDAHALEDEN SONRASI DAHA ACILI DEĞİL MİYDİ?
O zaman işkencenin amacı buraya vardırmaktı. Özellikle 1984'te Metris'te bir ölüm orucu yapıldı. 50 kişilik koğuşta 150 kişi var. Alt alta insanlar. Hazır olda olmaya, askeri marşlar okutulmasına, tek tip elbiseler giyilmesine karşı geldiler. Ölüm orucu yaşandı ve 4 kişi hayatını kaybetti. Tek tip elbise sistemi ve ona dönüştürülemedi ama daha sonra devam etti. İdareler hayata geçirmek için yeni yaptırımlar oluşturdular, siyasi tutuklular da direndiler. Hatırlıyorsanız 1996'da da ölüm orucu yaşanmıştı ve 12 kişi yaşamını yitirmişti. Yine durmuştu. Eskişehir'de hapishane açılmıştı. Oraya nakledilmişlerdi. Buna karşı ölüm orucu yaptılar, bakanlık geri çekti. Ama beklediler ve 2000'de tekrar hayata geçmiş oldu. Yıllar geçiyor ama tutukluların şu ya da bu şekilde teslim alınması isteği değişmiyor.

İTİRAF EDİYORUM; FİLMDE DUYGU SÖMÜRÜSÜ YAPILIYORDUR DİYE ÖN YARGILI GİTTİM. AMA NE DUYGU SÖMÜRÜSÜ VAR NE DE POLİSİ- GARDİYANI KÖTÜLEME SÖZ KONUSU. SİZ SADECE VAR OLAN BİR GERÇEĞİ VE O İNSANLARIN PSİKOLOJİSİNİ ANLATIYORSUNUZ. BU BAŞARIYI NASIL SAĞLADINIZ?
Biz filmin insanlar üzerindeki etkisini resmetmek istedik. Özel olarak gardiyanları hedef almadık. Çünkü gardiyanlarla ilgili bir sorun değil bu zaten. Gardiyanla tutuklu arasında dostluk ilişkisi vardı. Gardiyanın da tutukluyla özel ilişki kurması yasaktır aslında. Asla tek başına gidip konuşamazsın. O yanıyla F tipini bütünüyle resmeden bir film değildi. Bir gardiyanın da yalnız olabileceğini göstermek açısından bir şey yaptı Ezel ağabey. Aslında orada çok daha ağır şartlarda yaşıyorlar. Gardiyanlar da bu zulmün uygulayıcısı oluyorlar bir şekilde. Bazısı mecburen, bazısı isteyerek uyguluyor. Sorun gardiyanların kendisi ile alakalı değil. Bir yanı da şuydu: Evet zulümler yaşanıyor ama baş eğmeme durumu var, kendileriyle ilgili bir yöntem geliştiriyorlar. Gerçekliğe sadık kalarak gerçekleri anlatmak istedik. Top diye bir şey icat etmişler. O top sayesinde herkes her şeyden haberdar ya da mazgaldan haberleşme var. Bağırarak birbirleriyle konuşuyorlar. Birisi akıl sağlığını yitirmeye başlıyorlar ama operasyon olunca dayanışma içerisine giriyorlar. Bir başkası enstrümanını yaparak ortaya çıkıyor. Karamsar, yılgın bir şey olmasın, onların umudunu aktaralım istedik.


FİLM HEDEFLEDİĞİNİZ NOKTAYA ULAŞTI MI? GELEN TEPKİLER NASIL?
Bizim beklentilerin çok üstünde olumlu tepkiler aldık. Başta ben ön yargılıydım. Acaba niye insanlarda ön yargı yarattık diye düşünüyorduk. Çünkü bizim kaba, slogancı bir şey yapacağımız düşünülüyordu. Grup Yorum olarak estetik kaygılarımız; konserlerimizden albümlerimize kadar ne kadar titiz çalıştığımız ortada. Politik birer silah her bir şarkımız, dolayısıyla böyle bakıyoruz buna ama müzikal estetik gücünü asla ikinci plana itmiyoruz. Gücünü oradan alacaktır diyoruz hatta. Her bir yönetmen kendini ispat etmiş oldukça değerli yönetmenler. Köşe yazarları, sinema yazarları ve izleyicilerden güzel yorumlar alıyoruz.

FİLMİN AMATÖRLERİ PROFESYONELLER KADAR İYİ. ONLARA NASIL ULAŞTINIZ?
Film öyle bir film oldu ki, bir yandan profesyonel oyuncular var; Fırat Tanış, Erkan Can, Cihan Canova gibi yılların tiyatro, sinemaya vermiş oyuncular. Diğer yandan amatör ve oyunculuk yapmamış insanlar var. Oyunculukları belki birçoğunun önüne geçti. Çünkü o insanlar oynamadılar, yaşadıklarını bir kez daha hatırladılar. Gerçekçiliğini oradan aldı. Mesela Hayriye Ana; o bir tutsak annesidir. Köyünden özel olarak getirdik biz onu. Onun kızı bir ölüm orucu direnişçisiydi ve yaşamını yitirdi. Oradaki uygulamaları direkt yaşamış birisidir. O acıyı bir kez daha yaşadı. O duyguya girmesini sağladık.

HAYRİYE ANA GİBİ BAŞKA AMATÖRLER VAR MI?
Avukatı oynayan, gerçekten ölüm orucuna girmiş bir avukattır. Filmdeki gibi gerçekten yanmış bedenleri hapishaneden teslim almış bir insandır. Son filmdeki ölüm orucu direnişçisi, gerçek bir ölüm orucu direnişçisiydi. O duyguları bir kez daha yaşamış oldu. 9 farklı gözden, değişik yanlarıyla bir F tipi portresi çıkardığımızı ve başarılı olduğumuzu düşünüyoruz. Orada bir zulüm var, anneler o yüzden ağlıyor. Ağlamasınlar ve bu zulüm ortadan kalksın diye bir duygu yarattığında, mücadele azmi oluşturduğunda başarıya ulaşmış oluyorsun. Bu filmi milyonlara taşıma amacımız var.
Siz 9 yönetmen ve 9 kısa filmden bahsediyorsunuz.10'uncusu da filmi izleyen seyirci. F Tipi filmi o tamamlıyor.
Kesinlikle doğru, 10'uncu adam gibi.

2000'LERDE DA KOMÜNİZMLE BİRLİKTE BİRÇOK İNSANIN DA İDEALLERİ ÇÖKTÜ. DÜNYADAKİ BU DEĞİŞİMİ NASIL YORUMLUYORSUNUZ?
Emperyalizmin şöyle bir taktiği var: Tabi Sovyetler varken iki kutuplu bir dünya diyorlardı. Sovyetlerin çözülmesiyle beraber Amerika tek güç oldu. Çok daha azgınlaştı. Sonuçta sosyalist ülkelerde sosyalizmin ortadan kalkması ile adaletsizlikler daha da arttı. Sosyalizm bir tehdit olarak durduğu için daha temkinli olarak hareket ediyorlardı. Yoksulluk, sömürü çok daha arttı. İşgaller daha rahat yapılır hale geldi. Biz bu adaletsizliğin sonsuza dek süreceğine inanmıyoruz. Haklarını koruyacaklardır. Sosyalist bir ülkenin kalmamış olması şu anlama gelmiyor. Bundan sonra sosyalizm hiçbir zaman var olamaz, demek ki bu insanlığın dışında bir şeydi. Hayır. Tam tersi çeşitli hatalarla hayata geçirilmiş, ondan dolayı çözülmüş olabilirler ama sosyalizm gibi adil, haklarımı gözeten bir yapı çok daha zorunlu.

ARAP BAHARI'NI NASIL KARŞILIYORSUNUZ?
Biraz iki boyutlu bir durum. Bir boyutu başta Amerika'nın Orta Doğu'da yeni iktidarlar yaratma süreci olarak görüyorum. Kaddafi'yi ele alalım. Diktatördür dendi. Alakası bile yok, o varken refah içinde yaşayan bir halk vardı. O ülkelerde emperyalizmin sömürüsü söz konusu değildi. Libya dış ülkelere borcu olmayan ender ülkelerdendir. Bir Amerikan üssü yoktur. Doğrudan girebildikleri ülke değildi. Bir şekilde ele geçirmek istediler ve insanları kışkırttılar. Yerine işbirlikçi bir iktidar getirdiler. O halk özgürleşmiyor. Gerçek yoksulluk, çile şimdi başlıyor. Bugün Suriye'nin başına gelenler aynı, hiçbir farkı yok. Orada eksiklik yok mudur? Eğitim, sağlık bedavadır. Herkesin evi mutlaka vardır. O ülkenin zenginlikleri başka ülkelere akmıyor. Dolayısıyla o yapıyı bozacak olan, kendine yeni pazar yerleri açmak isteyen bir emperyalizm var aslında. Oradaki uygulama da böyle bir uygulama. Orada bir ayaklanma yok, gerici dünyanın dört bir tarafından toplanmış, emperyalizm adına cihat yapan çeteler var. O çetelerin iktidarı ortadan kaldırma çabası var. Arap Baharı'ndan aslında bunu anlıyoruz.

ARAP BAHARI'NIN YAŞANDIĞI HER ÜLKE TEK BAŞINA F TİPİ HAPİSHANE GİBİ…
Aynen öyle.

O ÜLKELER DE YALNIZLAŞTIRILIYOR SANKİ
Tehdit yalnızlaştırır, etrafında yalan duvarları örerek yok et. F tipinin yapmak istediği şey bu. Saddam'da da bunu yaptılar. Silahları var dediler, insanları kışkırttılar. Ondan sonra vurdular kafasına.

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.