09 Aralık 2016, Cuma
5 günlük hava durumu
sinema haberleri

Sinemaseverler ve Sinemayiyiciler

Giriş Saati22.01.2013 15.34 Güncelleme22.01.2013 15.34
A+ A-

Sabah İnternet / Ekrem Arslan

Her sanatın kendi fanatiklerini doğurduğu gibi sinema da sinemaseverleri doğurdu. Adeta bir din gibi sinema havarilere sahipti ve bu havariler(sinemaseverler) için o, her şeyi kuşatandı, hem sanat hem de yaşam kitabıydı. Sinemanın geride bıraktığımız yüzyıllık tarihi, büyük bir hevesle filmlere gidildiği, filmler hakkında konuşulduğu, filmler hakkında konuşmanın eğitimli, güngörmüş insalar arasında ilgiye değer olduğu belirli zamanlardı. Fakat sinema üzerine konuşmaktan keyif alan bu sinemaseverler bir süre sonra fark etti ki, sinema sadece onu üretenlere kazanç sağlamıyor, onun hakkında bilgi sahibi olan ve yorum yapanlara da bir ''sembolik sermaye'' kazandırabiliyor. Bu sembolik sermaye sayesinde toplumsal statüleri artan sinemaseverler zamanla toplumdan uzaklaştılar ve fildişi kulelerine yerleştiler. Artık onlar bu dünyanın dışında farklı gerçeklikler üretebilen koca bir evrenin yani sinemanın, hüküm sahipleriydiler. Hangi filmin izlenmeye değer olduğunu, hangisinin yerlerde süründüğünü onlardan öğrenir olduk. Bu durum o hale geldi ki kendi tercihimiz olan filmleri söylemeye utanmaya başladık.

Sinemaseverlik radikalleşmiş ve itici bir hale gelmişti ancak sinemayı da ikiye ayırmıştı; sanat sineması ve gişe sineması. Sanat sinemasına hayrandı sinemaseverler çünkü onlar dışında bu filmlerden bir şey anlayan yoktu. Hatta filmlerin sahipleri bile yaptıkları işten onlar kadar anlam çıkaramamıştı. Fransız filozof Roland Barthes, sanat eserinin sanatçıdan daha çok izleyiciye ait olduğunu söylemişti bir kere, bu sinemaseverin, sinemanın sahibi olduğunun felsefi kanıtı olmuştu.

Asli görevi topluma ayna tutmak olan sanatsal sinema, sinemaseverlerin toplumdan uzaklaşıp, sadece iyi vakit geçirmek, günlük yaşamlarından biraz olsun uzaklaşmak isteyen ve sinemanın bir misyonu olabileceğini aklına getirmeyen normal izleyiciyi ötekileştirmesiyle birlikte -belki de farkına varmadan- değişime uğramış aynen sinamaseverler gibi o da normal izleyiciyi ötekileştirmiş, topluma ayna tutmak yerine inceden inceye toplumu aşağılamaya ve suçlamaya başlamıştır. Diyalektik düşünme biçiminin posası olan çatışma ve zıtlıklardan beslenmeye bayılan sanatçılar sayesinde bu süreçte sanatsal sinemanın konusu giderek bu yeni ötekinin yaşadığı yere yani günlük hayatın basitliğine yönelmiş, çizdiği insan profili de adi, cahil, kindar, kalın kafalı, içten pazarlıklı, batıl inançlı, amaçsız, korkak gibi ne kadar kötü vasıf varsa, onlarla donatılmış bir hal almıştır.

Sinemaseverlerin kendisinden beklentilerini doyurmaya çalışan bu yeni sanatsal sinema, toplum tarafından adeta kusulmuştur. İnsanlar hala sinemaya gitmek istiyorlar fakat karşılarında kendilerini aşağılayan ya da izledikten sonra bir şey anlamadık demekten korkacakları bir filmi de izlemek istemiyorlar. İzlemedikleri bu filmlere ise ortak bir isim koydular; ''sıkıcı''.

İzleyici kendisini mutlu edecek, iyi vakit geçirebileceği, anlayabileceği ancak anlamak için düşünmek zorunda kalmayacağı filmler istedi, sinema üreticileri de onları mutlu edecek filmleri büyük bir memnuniyetle önlerine sundu ve arz ettiği ürünün büyük bir talep tarafından tüketilmesinden de son derece mutlu oldu.

Sanat sineması, sinemaseverlerin tutsağı durumundadır; onlar tarafından onaylanmak ve ödüllendirilmek için üretilmektedir. Normal sinema izleyicisini ötekileştirme gafletinde bulunan sinemaseverler, sinemayiyicilerin ortaya çıkmasına sebep olmuş ve çoğunluk olan bu yeni öteki tarafından dışlanmıştır.

Önümüzde ki tablo bu kadar karamsar olmayabilir. Bazı iyi filmler kendini her iki alanda da temsil edebiliyor. Ancak sinemanın sanattan uzaklıştığı aşikar. Bütün bir toplumu değil de, küçük bir azınlığı kendine muhattap seçen sanat sineması anlamsızlaşmakta ve varlığının gerekliliği sorgulanmaktadır. Durumun bu hale gelmesinde ise maalesef sinemasever zümrenin payı büyük.

Sinema sevgisi ölürse, ardından film de ölür, bu kesin. Sinemayiyicinin ise sinemayla başka izlenceler arasında ne kadar fark var sorusuna vereceği cevap malum. Eğer sinema yeniden canlandırılabilirse, sinema aşkının yeni bir türünün doğuşu sayesinde olacaktır.

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.