06 Aralık 2016, Salı
5 günlük hava durumu
sinema haberleri

Oscar Amerikan Milliyetçiliğini körüklüyor

Giriş Saati21.02.2015 18.04 Güncelleme22.02.2015 14.01
A+ A-

Zamanın birinde, uzak coğrafyalar 'keşfedilmiş' (istila), insanlığın gelişimine katkı sağlanmış (katledilmişler) ve eski kıta (Avrupa) kaçkınları için yeni bir yuva (sömürülecek ve kaçtığı şeyden uzakta kalacak yer) bulunmuştur.

Önce Müslümanlar gitse de- Amerika Vespuçi keşfetti sayılmış, yeryüzü tarihi yeniden yazılmış. Ve yüzlerce sene sonra o topraklardaki insanlar bir milliyetçilik tutturmuş...

'Amerikan milliyetçiliği' dünyanın başka hiçbir coğrafyasında olmayan bir olgu. Bir dönemin Osmanlılığı gibi bir şey aslında. Amerika Birleşik Devletleri'ni kuran ve bugüne getiren zihniyetin, o topraklarla ilgisi olmadığından ve bu üst aklı oluşturan tek bir ırk da bulunmadığından, milliyetçiliği yapılan şey tam olarak 'milli' bir şey değil. Irkçılığa varan milliyetçilikten daha tehlikeli bir durumdan bahsediyoruz. 'Bıçak' misali; iyiye kullanırsan iyi, kötüye kullanırsan kötü olur. ABD - Osmanlı kıyası da biraz bu benzetmeye uyuyor.

Mevzubahis zaman ötesi milliyetçiliği körükleyen, besleyen ve nerdeyse tek başına ayakta tutan şey ise kitle iletişim araçları (KİA). KİA'lardan etkisi en kalıcı, doğrudan nüfuz eden ve çaktırmadan alt edeni ise sinema...

'Amerikan Rüyası' diye bize yutturulmaya çalışılan ve -derse iyi çalışıldığından- başarılı olunan şey de bu araçların ürünü.

Her şeyin en güzeli Amerika'da. İş, aş, tatil, tarih, doğa, fikir...
Aksi bir adres varsa, misal; Türkiye'nin jeopolitik öneminden bahsediliyorsa, bu da kesinlikle ABD'nin işine yarama bağlamındadır ve ABD verir kıymeti. Tarihsel olarak baktığımızda anlaşılacak bir durum bu... Her zamanın, kendini okuyan ve okutan kudretlisi vardır. Bu zamanın kudretlisi ise ABD...

Anlaşılır olan şeyi anlatmanın araç ve yöntemlerini de anlayışla karşılamamız beklenebilir. Fekat söz konusu sanat ve sinema olunca tutuculuk yapma hakkımız var.

Son yıllarda olduğu gibi Oscar'da yine bir ABD milliyetçiliği dalgasıdır gidiyor. Memleketimde olsa tefe koyup çalacağımız yaklaşımlar, sırf Hollywood'dan gelince romantik bir bağa dönüşüyor. Ne bağcı dövülüyor ne üzüm yeniliyor. Ne yapıldığı belli değil.

Şimdi üzümün hormonlu olduğundan emin biri edasıyla bu hafta vizyona giren 2 Hollywood yapımına dikkat çekmek istiyorum. İkisi de Oscar'ın Gözde yapımlarından. Ve şu an vizyonda olan birkaç filmle beraber #hepimizamerikalıyız demeye sizi hazırlayacağım.

Bir asker düşünün. Evinden on binlerce kilometre uzağa, çöle, barbarların toprağına insanlık götürmeye, kendi evini de binlerce kilometre ötede savunmaya gidiyor. Keskin nişancı. Attığını vuruyor kerata. Yakışıklı da... En az 150 pointi (ölüsü) var. Kahraman! Kime göre? Nereden baktığınıza bağlı. Diğer taraftan aynı kahraman için 'Ramadi Şeytanı' da deniyor. Neden? 150 Iraklıyı öldürdüğü için.

Bir başka 'kahraman' ise 2. Dünya Savaş'ına katılıp esip düşen, senelerce süren işkenceye rağmen yılmayan, pes etmeyen ve eve dönmeyi başaran bir asker.

Tabi ki her iki kahraman da ABD'li.

'Keskin Nişancı' (American Sniper) ve 'Boyun Eğmez'den (Unbroken) söz ediyorum.

Clint Eastwood'un yeni milliyetçi filmi Keskin Nişancı, en iyi film ve oyuncu dalında Oscar'a aday. Güçlü de... Kazanabilir. 'Üçüncü dünya'ya demokrasi, insanlık ve liberalizm dersi verenlerin ülkesinde en milliyetçi filmler büyük ödüle aday.

Angelina Julie ise Boyun Eğmez ile ikinci defa yönetmen koltuğunda... Amerikalılık duygularını kaşıyan ve pohpohlayan filmi ile büyük olmasa da bazı dallarda Oscar'a aday. Kendinden söz ettiriyor.

Allah için, haklarını yiyemem. Filmleri güzel. Sinematografik olarak başarılı. Üst seviye eser olmalarının önündeki tek mani ise propagandist yaklaşımları. Didaktik olmayan Keskin Nişancı'ya karşılık didaktik ve şovenist Boyun Eğmez'i yılın başarılı yapımları arasında sayalım. Angelina Julie'nin 'kendini ispat etme adına uzatması'nı bir kenara koyarsak iyi işler.

Vizyondaki 'Özgürlük Yürüyüşü (Selma)' da dahil olmak üzere her sene meşhum algıyı besleyen yapımlar beyaz perdede arz-ı endam ediyor.

Lakin önemli olan bu değil. Ehemmiyet vermemiz gereken, bir propaganda aracı olarak sinemanın nasıl kullanıldığı. Ve bunun, bizim hakir görüldüğümüz noktalardan, cilalı olarak nasıl sunulduğu...

Hep söylerim, Amerikan Rüyası denen şey esasında Modern Zaman Riyası'ndan başka bir şey değil. Ve Amerika'yı aklama aracı Hollywood, muhteşem bir güzelleme sanatı icracısı olarak 'Oscar Heykelciği' heyecanı arasına propagandasını serpiştiriyor.

Hollywood'u beğenelim, filmleri izleyelim. Fekat sevmeyelim. Farkında olalım. Uyumayalım, uydurulmuş sanat anlayışına uymayalım. Başarının kıstası teknik yeterlilik değil, sanatsal bütünlülük olmalı. Bir filmi ve temsil ettiği anlayışı her bakımdan ele alıp değerlendirelim. Oscar denen şişirilmiş heyecanın bizi yönlendirmesine izin vermeyelim. Bilelim, görelim, alalım ve kullanalım. Sadece izleyici değil, değerlendirici olalım. Bir filmin kıymetini belirleyen çok şey vardır. Ama hiçbir zaman PR ve tanıtım manyaklığı, mübalağalı ifade ve süslü sunum bu çoklu kıymet başlıkları arasında olamaz. Bu yüzden izlemekle kalmayalım.

Abdulhamit Güler

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.