X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kazanırken büyük başkan, kaybedince diktatör
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kazanırken büyük başkan, kaybedince diktatör

  • Giriş Tarihi: 12.2.2013 12:25 Güncelleme Tarihi: 12.2.2013 13:49

Fenerbahçe, G.Saray'la arasındaki hem ekonomik hem de psikolojik makasın daha da açılmaması için bu seneden mutlaka bir şampiyonluk çıkarmak durumunda. Orta halli bir futbol mucizesine ihtiyacı var bir başka deyişle…
Fakat saha içindeki sıkıntıları, saha dışında sürüp giden gerilimden bağımsız ele almak mümkün değil.
Bugün saha dışına bakalım… Saha içini de sonraki yazıya bırakalım.
3 Temmuz'un tozu dumanında istisnasız kenetlenmiş bir camianın bu denli karışması çok düşündürücü… Hocanın yaptığı kadro mühendisliği hatalarının benzerlerini Başkan toplum mühendisliği ayağında ve kriz yönetiminde yaptı.
Fakat tüm faturayı Aziz Yıldırım'a kesmek acımasızlık olur.
Herkes aynaya bakıp yüzleşecek kendiyle.
YILDIZLAR GELİNCE, ŞAMPİYON OLUNCA DEMOKRASİ GEREKSİZDİ
1) Şu anda başkanı diktatörlükle suçlayanların hallice bir kısmının geçmişine bakınca, bu itham en hafifinden komiktir.
Bir yanda sadece başkanla sürtüşme yaşayan adı malum grup…
Diğer bir yandan da sonuçlara göre prensipli kesilenler...
Taraftarın öz eleştiri yapmasının vakti geldi artık:
Şampiyon olurken, Anelka'lar, Ortega'lar, Roberto Carlos'lar gelirken, en modern tesisler yapılırken iyi…
Takım kötü gidince ya da bazı ayrıcalıklar kaybolunca başkan diktatör…
Bu kulüp yaklaşık 15 senedir, kendisini bu renklere adamış, ancak bu adanmışlığın dozunu zaman içinde kaçıran bir başkan tarafından yönetiliyor.
Geçen bu 15 yıl içinde çok şey oldu Aziz Yıldırım. Ama demokrat asla...
Velhasıl demokrasi buraları çoktan terk etti beyler. Hatta Yıldırım'dan da çok önce… Aklınıza yeni mi düştü derdi?
Takım fırtına gibi esse ya da Başkan size sırt çevirmese demokrasi istemek gelecek miydi aklınızın köşesine?
Başkan iki kere istifa edip de zorla bırakmadığınız zaman da demokrasi yoktu…
Kulübün milyonlarca eurosu Maldonado'lara, Josico'lara, Aragones'lere, Bienvenu'lere saçılırken de…
O zaman niye isyan etmediniz peki?

SORUN (!) DİKTATÖR OLMASI DEĞİL, KÖTÜ DİKTATÖR OLMASI

Çünkü kimisi düzen bozuldu, imtiyazları elinden gitti diye panikte…
Kimi Makyaveller de "Yeter ki kazanalım isterse başka diktatör gelsin" derdinde…
Yani asıl dertleri Aziz Yıldırım'ın diktatör olması falan değil.
Onların ölçüsüne göre "kötü diktatör" olması…
BAŞKAN VE MAKBUL FENERLİLERİ

2) Ama tabii madalyonun bir de öteki yüzü var.
Evet Aziz Yıldırım zor bir süreçten geçti, hâlâ da geçiyor. Yargıtay ayağı neticelenmeden de bitmeyecek bu zor günler.
Belli ki psikolojisi bozuldu... Havalimanındaki "Söyle Samet" fiyaskosu, anons skandalı başka türlü açıklanabilir mi yoksa?
Ama kulübün bugünü ve geleceği için samimi olarak endişe duyan milyonları, diğerleriyle aynı kefeye koyuyor. Birilerinin maşası ya da malum grubun mensubu olmakla suçluyor. Ama onların içinde geçen sene adliye önünde biber gazı yiyenlerin de olduğunu unutuyor.
"Ben ne verirsem sorgusuz sualsiz beğenin" diyor…
"Makbul Fenerliler"gibi tehlikeli bir ayırıma gidiyor.

GERİLİMİN DİLİ, FUTBOL AKLINI KÖRELTİYOR

"Tehlikenin farkında mısınız" diyen, gidişata dikkat çekmeye çalışan herkese ya 3 Temmuz cevabı veriliyor ya da "Yapılan tesislere" bak denilip nankörlükle suçlanıyorlar.
Hal böyle olunca da bir futbol aklı, sporun dili yerine gerilim ve kısır döngü egemen oluyor.
Koca Fenerbahçe başkanı bir grup taraftarla yol ortasında kırmızı noktalı laf dalaşına giriyor.
Yetmiyor, "Ben ne dersem o olur" diyor…
E hani CEO'lar? Hani sportif direktörler? Hani kurumsallaşma?
Üstelik şu an sorun yaşadığı malum grupla vaktiyle dirsek teması içinde olan, onlara göz yuman da Yıldırım'ın kendisi değil miydi?
Şimdi de çok sevdiğim bir arkadaşımın ifadesiyle, "kendi yarattığı Frankenstein"ı öldürmeye çalışıyor.

"YA SEV YA TERK ET" SENDROMU…

Tribünlerde onlarca kişi, yönetim aleyhine gıkını çıkaranı yaka paça döven sivil giyimli iri yarı adamlardan bahsediyor… Doğru veya değil…
Başarıyı da demokrasiyi de samimi olarak isteyen bağımsız ve bağlantısız taraftarsa, ancak alkışladığı ve görmezden geldiği müddetçe kabul görüyor.
Bir nevi "ya sev ya terk et" durumu.
İşin özü…
Bu gerginlik, bu kamplaşma camiadaki her hücreye yansıyor. En başta da futbol takımına...
Koca çınardan bir bir parçalar sökülüyor.
Her bir parça birilerinin başına düşüyor.
Canını acıtıyor. Kanatıyor...
Ve en kötüsü dökülüp saçılan parçaları birleştirecek kimse de ortalarda gözükmüyor.

degerlibulent/twitter.com




.


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.