X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kocaman’ın ‘kupa ası’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kocaman’ın ‘kupa ası’

  • Giriş Tarihi: 23.5.2013 11:40

Fenerbahçe, Kocaman döneminde tam bir kupa takımı haline geldi. Ancak eleme maçlarında sonuç veren kontrol felsefesi, üretkenliğin şart olduğu ligde eksik kaldı. Rekor maç yorgunluğuna direnen amatör ruh, takım savunması ve kompakt yapı, bu sezonki F.Bahçe'nin en büyük artıları.

Fenerbahçe 64 maçlık serüvenini, prestij ve moral açısından önemli bir kupayla noktaladı. Tarihinde ilk kez kupayı üstüste 2 sezon kazandı.
Trabzonspor, sıkıntılı geçen sezonda taraftarına bir teselli hediye etme arzusuyla iştahlı başladı ancak golü yedikten sonra, fırsatlar da bulmasına rağmen organize bir baskı kuramadı.
İlk yarım saat ön alandaki Fenerbahçe presi Trabzon'un oyun kurmasını engelledi, ritim tutturamadılar.
TRABZON'UN SIKINTISI KRONİKLEŞEN GERGİNLİK
Gerginlik artık Fenerbahçe maçlarında kronik bir hal aldı Trabzonspor için. Bunun getirdiği telaşa dezorganizasyon ve beceri eksikliği de eklenince skor üretemediler.
Fenerbahçe ise bu tip maçları daha çok oynamış olmanın da getirdiği dayanıklılık ve deneyimle son anlarda fazla baskı yese de kupaya uzanmayı bildi. Ancak rakip sahada bırakılan boş alanlardan faydalanamaması, senelerdir en büyük eksiği olan kontra silahı yokluğunu bir kez daha ortaya koydu.
Sonuçta kupa zaferi, maç rekoru kıran takım ve özellikle sezonun ilk 2-3 ayında sıkıntılı günler geçiren camia için anlamlı bir kapanış oldu.
Şimdi artık gelecek sezon için plan yapma zamanı. Tam da bu noktada
basın toplantısında Aykut Hoca'nın "Sadece futbolda değil her spor dalında iyi savunma esastır" sözleri detaylı analizi hak ediyor.
KOCAMAN FELSEFESİ, KUPA YARIŞINA UYGUN
* Aykut Kocaman'ın Fenerbahçesi'nin, geçmişle en net farkı, tarihinde asla olmadığı halde kupa takımı DNA'sı kazanması.
Hem Avrupa Ligi hem de 2 sezondur gelen kupa zaferleri bunun kanıtı. Altında yatan ana neden ise Kocaman'ın futbol felsefesinin, "kısa mesafeli sonuç oyunları"na çok daha uygun-yatkın olması.
2 beraberlikle dahi amacınıza ulaşabildiğiniz bir platformda, garantici, sabırlı, tempoyu çok yükseltmeyen kontrollü anlayış sonuç veriyor.
Hocanın bahsettiği ve uygulatmaya çalıştığı takım savunması farkı, eliminasyon usulü yarışmalarda meyve veriyor.
* Fakat lig gibi uzun maratonlarda bu felsefenin defoları ortaya çıkıyor.
Zira özellikle iç maçlarda beraberliğe dünden razı rakiplere karşı ortaya mutlaka yüksek tempo ve ofansif kalite koymanız gerekiyor. Ve ligin özellikle ilk yarısında, Fenerbahçe bu eksiliği pahalıya ödedi.
"Önce gol yemeyim, nasılsa bir tane atarım" prensibi, B planı eksikliği, ofansif problem çözme becerisindeki zaaflar ve maçlara düşük tempoyla başlama sorunu nedeniyle puanlar heba edildi.
AVRUPA VE SÜPER LİG ARASINDA 'TUTARLI ÇELİŞKİ'
* Bir diğer soru da Fenerbahçe'nin defansif yönde ne kadar etkili/başarılı olduğu...
İlk 16 hafta boyunca yani neredeyse ligin yarısında Fenerbahçe ligde üstüste 2 haftayı aynı sırada bitirmedi. Sezon başındaki kadro mühendisliği hataları ve Alex krizi gibi nedenlerle de oyun-skor istikrarı bir türlü gelmedi.
* Sayısız maçta geri düşülmesi de özellikle ilk yarı itibariyle tek ayak üzerinde kalan şablonun bir yansıması. Nitekim 56 golün 19'u tabelada gerideyken atıldı. Bu rakam Galatasaray'da 11...
Mağlubiyet sayısı ise ligde Fenerbahçe'nin altında kalan Beşiktaş ve Bursaspor'dan daha fazla...
Bu rakamlar, kupa takımı kimliğini de doğruluyor. Zira Avrupa Ligi'nde formalite maçı Mönchengladbach hariç, hiç bir maçta geri düşmediler.
Yarı finalde elendikleri Benfica maçı dışında da deplasmanda hiç kaybetmediler. Zira oyun felsefesi bu rekabet türüne çok daha uygundu.
Türkiye liginde ise 3 Temmuz sezonundan 3 mağlubiyet daha fazla alıp 7 puan daha geride bitirdiler.
Bu tablonun bize anlattığı; Fenerbahçe ligin bilhassa ilk yarısında ofans-defans dengesini tutturamadı, çok puan kaybetti.
3 kulvar içinde en başarısız olduğu alan Süper Lig oldu.
ARA TRANSFERİN YILDIZI 'TAKIM KARAKTERİ'
* Fenerbahçe'nin devre arasında en az Emre ve Webo kadar flaş olan bir transferi daha vardı: Takım karakteri…
Devre arasından sonra takım çok ciddi bir direnç ve motivasyon koydu ortaya. Ağırlaşan maç temposuna, yorulan beyinlerine ve bedenlerine direnerek mücadele ettiler.
Başarıyı istediklerini gösterdiler.
Bu iştah takım savunmasına da yansıdı.
Fenerbahçe, amatör bir ruhla mücadele eden, yardımlaşan, daha kompakt ve şuurlu bir takım haline geldi ki Aykut Kocaman'ın en büyük başarısı, krizlerle geçen ilk yarı sonrası, oyuncular arasında oluşturduğu bu sinerjidir.
Tabii bunda "insani kalitesi" üst düzeyde oyuncu topluluğunun da etkisi büyük...
YAZ TRANSFERİ DE OFANSİF KALİTE OLMALI
* Kocaman'ın gelecek sezon için önceliği mutlaka "hücumu da bir savunma silahı" haline getirmek ve alternatif planlar üretmek olmalı. Borisov, Plzen rövanşları ve Lazio deplasmanındaki ilk 60 dakika gibi ailecek yaslanıp oyunu rakibe teslim etmek değil, top mülkiyeti ve üretkenlik özellikle büyük takımlar için başlıca savunma silahı artık.
Ve ilk Benfica maçındaki hem tok, hem etkili hem de dengeli oyun, ofansif kalitenin defansif boyuta 'köstek' olmadığının aksine güçlendirdiğinin kanıtı…
Futbol endüstrisinin, ekonomik olarak güçlenmenin ve tabi Fenerbahçe gibi bir camianın gereği ligde şampiyonluk…
En az takım savunması kadar geçerli bir ilke bu.
Ve Fenerbahçe kompakt yapının yanına üretkenlik, dayanıklılığın yanına da kalite eklerse büyüklüğün hakkını verebilir.
Bir şeyi korumak için önce elde etmeniz gerekir.
Gol atmadan neyi koruyabilirsiniz ki?

degerlibulent/twitter.com

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.