Fatih Hocaya açık mektup

Giriş Tarihi: 10.6.2016
Fatih Hocaya açık mektup

Bebek adımlarını Euro 96’da atmıştık... Euro 2000’de ilk kez gruptan çıktık, 2008’de tüm ezberleri bozdu Sıra 2016’da: Yine Fatih Terim yönetimiyle bu kez daha kalıcı bir adım atmakta...

Futbol tarihimizin efsanevi figürlerini bir arada bulunduran 1954 Dünya Kupası dışında büyük bir turnuva deneyimi olmayan bir ülkeydik 90'lara kadar… Zincirlerimizi kırdığımız 95'e kadar oynanan milli maçların yalnızca anlatımlarına baksak bile bunu anlamak mümkün. Taç atışlarına dahi sevinmek, bir İngiliz atağını daha 'golle' savuşturmak, tüm ihaleyi yanlış bir faul kararı vermiş hakeme bırakmak… Bu baştan yenilmiş ruh hali bir jenerasyonun kabusuydu ama benim de içimde olduğum 80'lerde doğmuş jenerasyon, bu psikolojiyi hissetmiyor.

1996'da mücadele eden Fatih Terim'in takımı üzerine koyarak devam etti. Euro 2000'de ev sahibi eleyecek mental güce kavuştu, 50 yıl sonra gittiği Dünya Kupası'nda yarı final gördü. Bizim kuşağımız için artık şerefli mağlubiyetler, düşman rakipler ya da suçlu hakemler yok. Artık kahvehanelerde bile "Almanlar, Türk çocuklarını ne güzel yetiştirmiş, bizde neden olmuyor" soruları havada uçuşuyor, futbola kıyısından bakanlar bile Barcelona'ya ve oyun felsefesine epeyce hakim. Hakem hatalarına hala kızılıyor ama arkasından lobimizi kuvvetlenmemiz gerektiği gerçeğinin farkında olarak... Hatta zaman zaman daha düşük profilli ekipler karşısında takımlarımız kollanıyor bile. Devir değişti, bizlerin beklentisi de...

Sıra yine Fatih Terim'de

Bu devrin değişmesinde şüphesiz en büyük aktörlerden biri, bendenize kalırsa birincisi Fatih Terim'dir. Agresif stili, zaman zaman futbolcularını motive etmek için sivri çıkışlar yapıp medya dahil birçok unsuru hedef alması ona seven kadar nefret eden de kazandırdı. Ama Fatih Terim figürü tam olarak bu. Türk futbolcusunun genelindeki özgüven problemini giderecek kadar kudretli, krizleri motivasyona dönüştürebilecek kadar kurnaz, en beklenmedik oyuncuyu en zorlu turnuvaya çağıracak kadar cesur… Oyuncularıyla yaşadığı tutkulu ilişki bakımından Fatih hocaya benzetebileceğimiz Jose Mourinho futbolcular için, "Onlar burnu çok iyi koku alan hayvanlardır. Sizde en ufak bir korku belirtisi sezdiklerinde onlara hükmetme şansınız yok" der. Taktik bilgisi yüksek onlarca teknik adamın üst düzeyde başarısız olma nedeni tam olarak budur: İnsan yönetimi. 18-35 yaş aralığında 30'a yakın erkeği ve egosunu idare edebilmek, yönetebilmek, bastırabilmek ve olumluya yönlendirebilmek çok önemli bir meziyettir ve tahmin ediyorum herkes emindir ki futbolcusunun burnunun korkuyu sezmeyeceği bir numaralı Türk teknik adam Fatih Terim'dir.

1996'da bir ilki başarmıştık, kabuğumuzu kırmıştık. 2008'de fetret dönemini bitirdik... Fatih hoca, "Kendimizi hatırlatacağız" demişti, hatırlattık. Ne var ki hatırlatmakla bir süre yetinmek zorunda kaldık. Artık 'yi yenilmişlik değil, başarı hissiyle özdeşleşen genç jenerasyon olarak Fatih Terim'den bir isteğimiz daha var. Hayır, gruptan çıkmaktan, çeyrek ya da yarı finallerden söz etmiyorum. Belki de 2008'den dahi daha derli toplu, saha içi organizasyonu kuvvetli bir ekip oluşturmuşken Terim'in 'si artık buralarda düzenli olarak boy gösterecek seviyeye gelebilecek durumda. Kabuğumuzu 96'da kırdık, 2002'de pencereden avazımız çıktığı kadar bağırdık, 2008'de kendimizi hatırlattık, artık hedefimiz evden dışarı çıkmak olmalı.

Fatih hocam… Siz taç atışına sevinen bir futbol fanusunun kaderini değiştiren sürecin baş aktörüsünüz. Avrupa Şampiyonası tarihinin en tecrübeli hocası olarak Avrupa'yla büyümemize birebir tanıklık ettiniz. Biz gençler olarak 8 senede bir mucize gerçekleştiren bir takım yerine gerekirse bir turnuva gruptan çıkamayan ama diğerinde yer alabileceğine güvendiğimiz bir takım istiyoruz. Bu takımda da o maya, o ışık var. Daha önce birçok kapıyı için açan siz oldunuz, bunu da başarabileceğinizden şüphemiz yok. Her şey için bir kez daha teşekkürler.

Fransa'da favori yok

2006 Dünya Kupası'ndan bu yana oynanan turnuvalar İspanyolların buyruğunda geçti. Barcelona'nın yükselişinden feyz alan İspanya, 2008 ve 2010'u süpürdü, turnuvada teklese de 2012'yi finalde İtalya'yı sürklase ederek kazandı. Düştüklerinde ise arkalarında uzun süredir bekleyen Almanya tahtı devraldı. Şu anda Almanya savunma problemleriyle, İspanya ise Del Bosque'nin tabiriyle "Yumuşak geçiş süreciyle" boğuşuyor. Fransa çok yetenekli ama savunması problemli, Belçika çok kaliteli ama 'winner' olup olmadığını henüz kanıtlamamış bir kadroya sahip. İhtimaller açık ve İtalya'nın 2006'daki beklenmedik şampiyonluğu gibi bir sürpriz yaşanabilir. Herhalde en büyük klişe bir takıma "Grupta da kalabilir, yarı finale de yürüyebilir" demektir böyle turnuvalarda ama bazen klişeler de doğrudur. Türkiye, gruptan çıktığı takdirde iyi bir kurayla Temmuz ayına yürüyebilir, otel rezervasyonlarını uzattırabilir. Neden olmasın?

ARKADAŞINA GÖNDER
Fatih Hocaya açık mektup
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz