X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER "Aydınlar numara yapıyor"
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

"Aydınlar numara yapıyor"

  • Giriş Tarihi: 20.9.2013

Bir gün önce yazdığım bir yazı üzerine dün telefonla beni arayan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile aramızda çok çarpıcı bir diyalog geçti. İşte o konuşmanın detayları...

Dün %100 Siyaset'in yayını için Ankara'ya ayak bastığımda asistanım Nazan aradı ve Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın görüşmek istediğini söyledi.
İkilemedim hiç 'tamam' dedim. Bi de yalan yok çok sevindim aramış olmasına.
Çünkü sandım ki Yıldırım, dün Mehmet Ali Aydınlar ve kendisiyle alakalı kaleme aldığım yazıyla ilgili gönlümüze su serpecek bir açıklama yapacak.
Neyse... Telefon bağlandı. Gayri ihtiyari, "Nasılsınız Başkan?" dedim. "İyi vallahi...
İç güveysinden halliceyiz"
diyerek espriyle başladı sözlerine ve sonra da bana sordu; "Siz nasılsınız?" Ben de aynı tarzla cevap verdim. Ve dedim ki; "Valla çok iyi değilim. Sabahtan bu yana fanatik taraftarlarınızın saldırısı altındayım. Öldüm... Bittim!" Şaka değil yazmış olduğum yazı sayesinde Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe camiası için ne ifade ettiğini yeterince anladım!

Acı üzerinden hırs yapmam
Başka bi yanıt beklerdim. Ne bileyim mesela; "Ya bizim taraftar biraz heyecanlıdır" falan demesini ama o; "Daha ne gördün ki Sevilay Hanım! Bu hiçbişi! Bizim taraftarımız yıldı çünkü!
Bunaldılar, bıktılar. Ve yıllardır devam eden bir tiyatro oyununa senin de alet olmanı içlerine sindiremediler!" Sonra hiç bişi dememe gerek kalmadı. Yıldırım başladı konuşmaya. "Sor spor muhabiri arkadaşlarına!
Hiç kimseyi aramam benimle ilgili bir yazı yazdığı için. Seni aradım çünkü yanlış yönlendirildiğini düşünüyorum.
Anlatmak istedim sana neyin ne olduğunu!
Yazdığın yazıda bana büyük haksızlık var. Olayı bilmiyorsun. Konuya vakıf değilsin. Ben Mehmet Ali Aydınlar'ın acısı üzerinden hırs yapan biri hiç olmadım. Şimdi sana o konuda ne dediğimi okuyacağım tek tek!" Bu son söz üzerine bir yolunu bulup araya girdim. Ve; "Biliyorum Aziz Bey ne dediğinizi. İzledim o programda sarfettiğiniz sözleri... Tam da benim kızdığım şey işte bu. Evlat acısı yaşayan bir babaya insani bir el uzatmışsınız arkadaş olarak ama sonra bunu aranız açıldığı için kullanmışsınız! Ben bunun doğru olmadığını söylüyorum ve size serzenişim bundan" dedim...

En zor zamanda beni sattı
Bunun üzerine iyice celallendi Yıldırım. "Ben bişi demedim. Sadece ona en zor gününde insan olarak nasıl bir dostluk yaptığını gösterdim. Oğlu vefat ettiğinde bir asker gibi her anında yanında oldum. Acısını hafifletmek için elimden ne gelirse yaptım. Bana inanmıyorsun aç Cihan Kamer'e sor. Ali Koç'a sor. Rahmetli Hasan Doğan durumu en iyi bilendir. Benim nasıl bir insanlık gösterdiğime hepsi şahittir.
Dost oldum ben ona en zor zamanında. Ama o ne yaptı? Benim ona gösterdiğim dostluğa karşın tam tersini yaptı ve beni en zor zamanımda sattı. Arkamdan bıçakladı. Bunu bir insan olarak dile getirmemde ne kötülük var söyler misin? Hakaret mi etmişim! Oğlu iyi ki ölmüş mü demişim! Allah kimseye bu acıyı yaşatmasın eyvallah ama ben de 1 yıl cezaevinde kaldığımda, birileri kasıtla hayatımı karatmaya çalıştığında benim çocuklarım, ailem, camiamın acısını o düşünmedi hiç! Ve yapılan kalleşliklere çanak tuttu. Hala da aynı şeyi yapıyor ve kusura bakma benim de tepem atıyor!"

Aziz Yıldırım haklı olabilir...
Neyse... Epeyce konuştu. Tabi Yıldırım'ın öfke krizi yaşar vaziyette anlattıkları bundan daha fazla ama gerek yok buraya yazmaya...
Çünkü ne demek istediğini anladım ben onun. Özetle diyor ki; "Ben onun en zor zamanında yanındaydım ama o beni en zor zamanımda sattı!" İnsani pencereden bakıldığında Aziz Yıldırım haklı olabilir. Evet insanın en çok zoruna giden durumlar dost bildiğin ve geçmişte zor zamanlarda yanında olduğun bir insanın seni yalnız bırakması ve daha da kötüsü arkadan bıçaklamasıdır.
Öyle mi değil mi bilemem. Şike olayları zamanında Mehmet Ali Aydınlar'ın tam olarak nasıl bir duruş sergilediğini ve sergilediği bu duruşun gerekçelerini bilmiyorum.

Sen üzülmedin mi Başkan?
Dünkü yazıda da dedim ya ilgi alanım değil ama ne olursa olsun ki bunu Yıldırım'ın kendisine de söyledim bana göre evlat acısı yaşayan bir babayla ilgili bu tür ifadeler kullanmak yanlıştır. Kuşkusuz onun da yaşadıkları yakınlarının canını acıtmıştır ama o acı gencecik bir evladı toprağa vermekle aynı olamaz. Dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım kendisine bu düşüncemi ama anlamadı tabi. Konuşmamızın sonunu bağlamak için en azından ağzından iki güzel çift laf almak için son olarak; "Peki Aydınlar önceki gün hıçkırıklara boğuldu canlı yayında. Milyonların önünde. Çok üzüldük hepimiz.
Gerçekten hepimizin içi büzüldü. Sen üzülmedin mi Başkan? Sen hiç etkilenmedin mi?"
diye sordum.

Acı üzerinden sömürü...
"Hayır!" dedi. Hem de çok şiddetli!.. "Niye üzülecekmişim ki! Üzülecek bi durum yok çünkü numara yapıyor.
Alenen evlat acısı üzerinden sömürü yapıyor. Biz yemiyoruz bu numaraları, tavsiyem sen de yeme! Bir sahne kurulmuş ve sahnenin bir parçası ağlaması, göz yaşı dökmesi. Madem evladının acısını yaşıyor içinde o zaman gitsin evinde otursun. Niye dolanıyor meydanlarda?"
Söyledikleri bu söz üzerine artık benim diyeceğim hiçbir şey kalmamıştı. O arada nasıl oldu bilmiyorum telefon kapandı. Tekrar aradım asistanımı ve bir kez daha bağlantı kurmak istediğimi ilettim. Demiş ki; "Konuşacağımı konuştum ben Sevilay Hanım'la.
Söylenecek ne varsa söyledim. Yolu açık olsun!"
O söyledi ama ben son sözümü söyleyemedim tabi. Bari buradan söyleyeyim..."
Senin de yolun açık olsun Aziz Başkan ama nacizane tavsiyem at bu kindarlığı üzerinden. Unutma ki kin ve nefretle yaşamak insanı büyütmez. Acıları yarıştırmak kimseye fayda sağlamaz. Sen madem büyüksün. Madem insanlık senin için her şeyin üzerinde o zaman geçmişi lütfen artık arkanda bırak!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.