X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Katmandu günlüğü
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Katmandu günlüğü

  • Giriş Tarihi: 26.2.2014

Nepal'in Hindistan'la Çin gibi iki devin arasına sıkışmış dağlık bir ülke olduğu kalmış aklımda nedense. Katmandu'nun ise çocukluğumda oynadığımız 'başkent bulmaca' oyunlarından Nepal'in başkenti olduğu...

Hafızamı zorlamak, olsa olsa yetmişli yıllarda Sultanahmet meydanındaki hippilerin rengarenk otobüslerle Katmandu'ya hareket etmeden önce verdikleri birkaç günlük molalarında, uzun bakımsız saçlarıyla çevrelerinde şaşkınlık yaratan görüntülerini bulup çıkarıyordu beynimin kıvrımları arasından. Yani kabul etmeliydim ki, birkaç saat sonra varacağım bu ülke hakkında tam bir kara cahildim. Eh bu da bir şey! İnsan tamamen bilgisiz olunca önyargısı da olmuyor. İner inmez vize işlemlerini hallediyorum. Az sonra, kalacağım otelin havaalanına gönderdiği sürücünün peşi sıra beyaz bir Tata'ya doğru ilerliyorum. Aracın içi türlü çeşitli dini sembollerle süslenmiş. Çiçek zincirleri ve buhurdanlıkların yanı sıra Budistler'in dua çarklarıyla, Hindular'ın tanrısı Şiva'nın heykeli ön konsolun üstünde yolun kasislerine uyarak bir sağa bir sola yalpalanıyor. Bu iki din arasındaki yakınlığın izlerine önümüzdeki günlerde sıkça rastlayacağımı bilmediğim için şaşırıyorum haliyle. Ama kente yaklaştıkça şaşkınlığım yerini dışarıdan gelen yoğun kimyasal kokuların yarattığı bir rahatsızlığa bırakıyor. Bir kimya deposu havaya uçtu deseler inanıp rahatlayacağım. Oysa bu koku kalıcı hava kirliliğinin işareti. Zaten çevremizi, kaynağını tam kestiremediğim gaz ve dumandan oluşan bir sis sarmış durumda. Her turistin yazgısı, havaalanından oteline doğru takside giderken o kent hakkında ilk yargılarını oluşturmak için umarsızca çabalamasıdır kuşkusuz. Ben de aynı çabayla çevremdeki her bir görüntüyü içime sindirmeye çalıştıkça, içimdeki düş kırıklığı arttıkça artıyor. Ben hayatımda görüp göreceğim en egzotik manzaralara hazırlanırken, Katmandu'nun bana sunduğu, 60'lı yıllardaki kalabalık bir Anadolu kasabasının çarpık kentleşmesi, bozuk ve tozlu yolları, gecekonduları, hızlı modernleşmenin bir tür yabancılaştırma unsuru gibi getirip kondurduğu birtakım reklam panoları ve sonsuz bir kargaşa oluyor. İstanbul'a rahmet okutan bir trafik sıkışıklığı içinde bizim Tata orta boy bir nehrin iki yakasını bağlayan bir köprünün üstünde bekleyişe geçiyor. Ben pencereyi açıp fotoğraf çekmeye çalışırken, sürücü bana dönüp, gururla "Holy river" diyor. Kutsal ırmak mı? Şaka mı bu? Öğürmemek için telaşla pencereyi kapıyorum. Böyle korkunç bir kokuya sanırım daha önce hiç tanık olmamıştım. Katmandu'nun kutsal ırmağı Bişnumati yerel çöp deposu olarak kullanılıyor.

MAYMUN TEPESİ
Bütün bu görüntülerden sonra kalacağım Hotel Vajra bir vahaya dönüşüyor gözümde. "Namastee" diye karşılıyor beni bütün görevliler. Sanki gurbetten gelen yakın bir akrabalarıymışım gibi içten sıcak bir karşılama bu. Büyük bir bahçe içindeki bu tapınakvari tuğla yapı az önce indiğim Tata gibi Budist ve Hindu sembollerle bezenmiş. Otelin terasından hem bütün kenti hem de kentin batısındaki tepenin üstüne kurulmuş görkemli Budist tapınağını görebiliyorum. Telaffuzu neredeyse imkansız olan Swayambanth tapınağının kurulduğu tepeye Nepalliler maymun tepesi diyorlar. Bunun sebebini de ertesi sabah ilk iş öğreneceğim ama önce Nepal'e gelme sebebim olan görevimi yerine getirmeliyim: Son üç aydır Hindistan'da gönüllü Fransızca öğretmenliği yapan kızım vizesini uzatmak için Katmandu'ya geliyordu. Önce tekrar havaalanına gidip onu karşılamalı ve Hindistan'da geçirdiği günlerin haberlerini almalıyım. Ertesi sabah, kızım Alice'le birlikte maymun tepesinin yolunu tutuyoruz. Bir önceki gün üstüme çöken düş kırıklığından iz yok içimde. Bir yandan soluk soluğa yokuş yukarı çıkarken, bir yandan da gece yatarken okuduğum Nepal tarihini Alice'e anlatmaya çalışıyorum. MS 4. yüzyılda Hint prensliklerinin kurulmasıyla başlayan, elden ele geçen hanedanlıklarla 20. yüzyıla kadar gelen karmaşık bir tarih Nepal'inki. Sonrasında mutlak monarşinin parlamenter monarşiye doğru evrilmesi, Maocu grupların başlattığı ve 13 bin kişinin canına mal olan halk ayaklanması ve ilk seçimler. Bundan dört yıl önce yapılan seçimlerde Maocular iktidara gelmişler. Mao'nun kendi ülkesinde Maoculuk tamamen tasfiye olurken Nepal'da yaşananlar tarihin bir şakası gibi...

NÜFUSUN YÜZDE 80'DEN FAZLASI HİNDU
Tapınağın merdivenlerine ulaşıyoruz. Tepeye yaslanan tam 365 basamak altın kubbeli muhteşem tapınağa doğru yaklaştırıyor bizi her adımda. Biz çıktıkça çevremizi saran sayısız haylaz maymun, tepenin adının nereden geldiğini anlamamıza yetiyor. Budist tapınaklar bir yandan Buda'nın bedenini, diğer yandan da yaratılışın dört temel unsuru olan toprak, hava, su ve ateşi temsil ediyor. Beyaz kubbenin üstündeki altın kaplama kaidede ise Buda'nın her tarafı gören gözleri biraz da yukarıdan bir ifadeyle bize bakıyor. Öncelikle Budizmin bir din olmadığını ve içinde tanrı kavramının olmadığını belirtmek gerek. Kurucusu Siddharta Gautama MÖ 500'lerde bir prens olarak dünyaya gelmiş, uzun çilecilik yıllarından sonra öğretisini Hindistan'ın kuzeyinde yaymaya başlamış. Ancak onun ölümünden sonra takipçileri onun felsefesini bir dine dönüştürmüş. Hindular gibi yeniden doğuşa inanan Budistler Nirvana adı verilen mükemmellik seviyesine ulaşana kadar yeniden hayata dönüldüğüne inanıyorlar. Otelimize yakın olduğu için gezimize Budist tapınağı ile başladık, ama Budistler 26 milyonluk Nepal nüfusunun yalnızca yüzde 10'unu oluşturuyor. Onların yarısı kadar da Müslüman var ülkede. Ama halkın yüzde 80'den fazlası Hindu. Bu durumda bize de Katmandu'nun Sultanahmet'i sayılan Durbar (Saray) meydanına gitmek düşüyor. 1979 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilen alan çok sayıda tapınak ve önemli binanın bir arada bulunduğu bir açıkhava müzesi gibi. Belki müzeden tek farkı gerçek hayatın da bu meydan ve onu çevreleyen daracık sokaklarda akıp gidiyor olması.

TANRIÇA KUMARİ'NİN EVİ
Bundan 4 bin yıl önce kurulduğu tahmin edilen Hinduizm çok tanrılı bir din. Üç temel tanrı figüründen Brahma en üstün gücü ve yaratıcılığı temsil ediyor. Vişnu koruyucu, Şiva ise yok edici tanrılar. Hinduizm bu üç temel tanrıyla başlayıp bitse bizler için hayat kolaylaşacaktı muhtemelen, ama Şiva'nın Parvati'den olan oğlu Ganeş gibi, daha yüzlerce tanrının kutsal metinlerde ortaya çıkması işleri karıştırıyor haliyle. Bir yandan da her bir tanrıya adanan tapınaklar ve heykellerle muhteşem güzellikte ve renklilikte bir kültür doğuyor. Durbar alanının her bir köşesi bu güzelliklerle kaplanmış. Tapınakların bazılarının önünde Hindularca kutsal kabul edilen inekler uzanmış yatıyor. Kentin diğer alanlarını etkisi altında tutan kaos bu meydana girememiş kesinlikle. Durbar meydanında ilerlerken kapısını iki dev aslan heykelinin koruduğu üç katlı bir bina ilişiyor gözümüze. Gezgin Melih Eriş tarafından yazılmış Türkiye'nin tek Nepal rehberinden buranın Kumari Bahal yani yaşayan tanrıça Kumari'nin evi olduğunu öğreniyoruz. Hüzünlü bir öykü Kumari'ninki. Nepal'in üç kutsal kenti Katmandu, Bhaktapur ve Patan'da gelenekler uyarınca iri güzel gözlü küçük kız çocukları tanrıça adayı olarak ailelerinden alınıp sınavlara tabi tutuluyor. Sınavdan geçen küçük kız tanrıça Taleju'nun enkarnasyonu olarak kabul edilip, o an önünde durduğumuz tapınağa kapatılıyor. Kralın bile önünde saygıyla eğildiği bu kız bütün çocukluğunu dünya yüzü görmeksizin tapınağın iç avlularında geçiriyor. Ta ki adet gördüğü güne kadar. Buluğa eren Kumari o gün tapınaktan uzaklaştırılıp sıradan ölümlülerin arasına atılıveriliyor. Üstelik tapınaktan ayrılmış eski Kumari ile evlenen erkeğin boğularak öleceğine inanıldığından bu kızlar genellikle ileriki yaşlarda yalnız kalmaya mahkum oluyor.

DERİN BİR KÜLTÜRE KIYISINDAN BAKMAK
Karmaşık duygular içinde Alice'le birlikte Thamel'in bir labirenti andıran sokaklarına geliyoruz. Bizim gençliğimizin hippilerinin akınına uğrayan bu birkaç sokaklık mahalle, o günlerdeki ihtişamını kaybetse de hâlâ sayısız küçük dükkanı, restoranları, ucuz otelleri kitapçılarıyla turistler için bir çekim merkezi. Katmandu'daki son günümüz için hedefimiz kentin 3 kilometre kuzey batısındaki Paşupatinath tapınağı. Bagmati ırmağının kıyısına kurulu bu Hindu tapınağı Hindular'ın ölülerini yaktığı yer. Tapınağın içine girmek Hindu olmayanlara yasak gerçi, ama ırmağın karşı kıyısından her şeyi görmek mümkün. Yol boyunda, Budist tapınağında olduğu gibi şamatacı maymunlar eşlik ediyor yürüyenlere. Maymunların ilerisinde ise yaşayan birer tablo gibi duran Sudhalar. Yani Hindu keşişleri. Kendilerini dünyasal ve bedensel olan her şeyden arındırıp mistik bir alemde yaşayan bu keşişler ömürlerini tapınakları ziyaret etmek ve yoga yapmakla geçiriyor. Hindu geleneğinde ölenler, bir sonraki hayatlarında daha iyi bir bedene kavuşabilmeleri için yakılıyor. Sonra da külleri nehre atılıyor. Nehrin karşı kıyısından bu tuhaf töreni izlerken, ölünün yakınlarının sükuneti çekiyor dikkatimizi. Hindular tarafından bütün adakları tanrılara taşıdığına inanılan ateş, hayatın son evresinde de bedeni bir sonraki yaşama taşıyor. O akşam kızımla otelimizde akşam yemeğini yerken, geçirdiğimiz son birkaç günün beynimize kazınan anıları, sesleri, kokuları, görüntüleri eşlik ediyor bize. Çok derin bir kültüre ancak kıyısından bakabildiğimizi anlıyoruz.

NASIL GİDİLİR?
THY'nin haftada dört gün Katmandu'ya direkt uçuşu bulunuyor. Seferler salı, perşembe, cuma ve pazar günleri gerçekleşiyor.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.