X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Şehrin hayaleti Sait Faik'in peşinde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Şehrin hayaleti Sait Faik'in peşinde

  • Giriş Tarihi: 14.5.2014

Sait Faik bundan 60 yıl önce bu ay sevdiği İstanbul'a veda etmişti. Biz de yazarın peşine takıldık ve İstanbul'u bir baştan bir başa gezdik

Sait Faik'in ismi İstanbul ile özdeşleşmiştir... Ünlü yazar şehrin sokaklarını arşınlamayı, köprüde durup vapurları seyretmeyi, balıkçı kahvelerine girip çıkmayı çok severdi... Yalnızlığını İstanbul'u semt semt dolaşarak unutmaya çalışırdı. Bu yüzden de adı 'şehir hayaleti'ne çıkmıştı...Yakın arkadaşı Orhan Kemal bu durumu şöyle anlatıyordu: "Kimi günlerde alessabah, İstanbul'u fellik fellik dolaşmaya çıkar; Beyazıt'ta havuzun başına tünemişse Havuz Başı öyküsünü, Boğaz'a sarkmışsa Menekşe Vadi'yi, Yedikule'den dışarı çıkmışsa Sur Dışında Hayat'ı yazardı. Bu arada yolda, sinema önünde, otobüste, köprü üstünde, vapurda, Yüksekkaldırım'da, Gülhane Parkı'nda ne bileyim bir dükkânda ya da İstanbul'un en kıyıda köşede kalmış bir yerinde rastladığı insanları kolundan tutup öykülerine sokuştururdu. Cumartesi ve pazarları ise adacığına sığınırdı. Kendi köyünü, kendi köyünün insanlarını, balıklarını, Sivriada, Kaşıkadası'yla giriştikleri komşuculuk oyunlarını anlatırdı."

BEYOĞLU

Sait Faik yalnız bir insandır. Yalnızlığın acısını dindirebilmek için kahvehaneleri, meyhaneleri ile günün yirmi dört saati cıvıl cıvıl olan Beyoğlu'nda vakit geçirmeyi sever... Günün herhangi bir saatinde Beyoğlu'nda onu rastlamak mümkündür. Zaten birçok eserinde de Beyoğlu vardır. "Beyoğlu bir âlemdir. Beyoğlu yaşayan, cıvıldaşan, kaynaşan, rahatlayan, gülen, eğlenen, yalnızlığa çare bulan, ışıklı, hem şıkır şıkır, hem koku gibi buram buram nefis bir caddedir. Beyoğlusuz bir İstanbul düşünülemez. Beyoğlu'nu yeren ukala yazılarını sakın okumayın. Beyoğlu her şeyiyle övülmeye değer. İnsanlar yarına buradan hazırlanır. Uyuyan koca şehrin ortasında, iki üç yüz metre içinde, geceleri atan tek bir yüreği vardır İstanbul'un. Sıkın, Sarıyer'de patlak versin. Çıkarın ölüversin."

ASMALIMESCİT

"Asmalımescit, Paris'in sanat muhiti Montparnasse mı olacak dersiniz? Beyoğlu'nun gürültülü pastanelerinde iki şair birbirine şiir okusa, yanlardaki masadan o şairlere hayretle bakarlar.(...) Asmalımescit'teki şirin kahvede ise masalar yan yana gelmiş, bu masalara 10-15 genç adam oturmuş, kahve fincanlarının, sigara kutularının arasına Les Nouvelles Litteratie, Gazete de Lettres, Govroche ismindeki Fransızca edebiyat dergileri atılmış, edebiyattan, şu, ismi olup da cismi olmayan şeyden konuşuyorlar."

DOLAPDERE

"Mahalle bir bayram yeri gibidir. Dümbelek, zurna, keman sesleri duyulur. Kara bıyıklı, poturlu ihtiyarlar gezer. Öyle kızlar görürsünüz ki içiniz titrer ama burnunuzun alışık olmadığı ağır kokuya çare yoktur. Çamurlar geçen kıştan, ne geçen kıştan, öteki kıştan; Fatih'in İstanbul'a girdiğinin ertesi günü yağan yağmurdan kalma nal izleri vardır."

TARLABAŞI

"Doğramacı Şakir Sokağı Tarlabaşı'ndadır. Sessiz, külüstür bir sokak. Akşamki yağan, bugün de yağmakta olan yağmur, Doğramacı Şakir Sokağı'nın Arnavut kaldırımlarını çamur içinde bırakmış. İnci Hanım'ın oturduğu ev, evden bozma bir apartman, 'Keşke beni yapmasalardı, Apartmanlık benim neyime? Apartman dediğin şey Talimhane'de olur' diyen evlerden biri."

ÜSKÜDAR

"İstanbul'un bozulmamış bir semtidir. İnsanları namuslu, fukaradır. Bir tatlıca İstanbul köylüsüdürler. Bazen İstanbul'da meyhanede, kahvehanede başka türlü bir delikanlıya rastlarım. 'Ulan, derim kendi kendime, şu oğlan ne Çeşmemeydanlı, ne Edirnekapılı, ne de Karagümrüklü; olsa olsa Üsküdarlıdır.' Doğru çıkar. Bana öyle gelir ki, Üsküdar'da hiç zengin oturmaz."

YEDİKULE

Surların dibindeki fakir hayat, Yedikuleli ünlü sarhoşlar da Sait Faik'in öykülerine girip çıkar: "Duvardaki ampül kazara sönse insan korkusundan avazı çıktığı kadar bağırabilir. Etrafımızda kalın sesli cellatlar geziyor gibi. Bir an evvel bu insanı üşüten havadan kurtulmak için zindanın bahçesine iniyoruz. Müze bekçisinin yedi yaşındaki torunu çitlembik ağacının altında 'Sultan Osman'ı işte böyle boğdular' diye anlatıyor."

SULTANAHMET

Sait Faik, karanlık çöktüğü vakit sanki bir evsizmiş gibi parktaki kanepelerden birine oturup, parkların gece sahiplerini seyretmeyi çok sever: "Bir sonbahar sabahındaki Gülhane Parkı'nın misli menendi yoktur. Bütün millet bahçeleri gibi güzeldir. Ancak burada kendi bahçemizdeyiz. Burada, uzun çitlembik ağaçlarının dibinde mektebi asmış taze çocuklar, gelmeyecek kızları beklerler."

SİRKECİ

Sait Faik'in öykülerinde taşralı hacığaların İstanbul'a geldiklerinde kaldıkları otellerin semtidir: "Bereket şu Sirkeci'nin otelleri her Anadolu kasabasından eşya ve merhaba taşır. Her otel kıraathanesinin aynasına, Hacı Mustafa Efendi'ye, ziraatçiye, Baytar Fuat'a, Kangaloğlu'na, İdris Bey'in damadına, sakallı oğlunun çenesine ait iki canlı çizgi çizilmiştir."

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.