X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yerel halk gibi yaşa
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yerel halk gibi yaşa

  • Giriş Tarihi: 12.11.2014
Yerel halk gibi yaşa
Yerel halk gibi yaşa

Tatil benim için daha önce gitmediğim, farklı bir macerayı içinde bulunduran yerleri keşfetmek demek. 30 yıl sonra yaşlanınca da yapabileceğim geziler şimdi çekici gelmiyor. Özellikle son zamanlarda tabiatla iç içe olabildiğim tatillere çıkmaktan büyük keyif alıyorum

Bu kapsamda şimdiye kadar Güney Afrika, Tanzanya ve Botsvana'ya gittim. Özellikle bu yılın nisan ayında katıldığım Botsvana gezisi çok etkileyiciydi. Topraklarının büyük bir bölümü vahşi hayatı koruma alanı olarak ayrılmış. Ülkenin az sayıda turist ve otel politikası sayesinde de, Afrika'nın en iyi korunmuş ve bozulmamış destinasyonlarından biri haline gelmiş. Bu turlarda doğada vakit geçirmek, hayvanların kendi halindeki hayatlarının, kısa süreliğine de olsa bir parçası olmak, onların rutinlerini ve davranışlarını anlamaya çalışmak heyecan verici. Medeniyetten uzak kalmak da farklı bir deneyim. Gündelik hayatınızın ve işinizin ayrılmaz parçası olan telefon ve internete ulaşımın olmadığı coğrafyalarda tamamen kendinize dönebiliyor, doğaya odaklanabiliyorsunuz.

YEMEKLER VE FUTBOL

Kültürüyle, mimarisiyle, eğlence hayatıyla ve özellikle yemekleriyle farklılaşan şehirler de merakımı uyandırmıyor değil. Özellikle Madrid ve Dubrovnik beni çok etkilemiştir. Madrid her sokağından flamenko müziği yükselen, Reina Sofia ve Prado gibi müzelere ev sahipliği yapan, gecelerin gündüzden daha kalabalık olduğu bir Avrupa kenti. Dubrovnik de zaten benim evlendiğim şehir. Hayatınızda görebileceğiniz en berrak deniz, çiçekler içindeki eski, taş evler ve merdivenli sokaklar ile gerçekten masalsı ve bambaşka bir diyar. Londra ve New York'un da kalbimde ayrı bir yeri var. İkisi de İstanbul'dakine benzer bir enerji taşıyor. Tıpkı İstanbul gibi insana her şeyi başarabileceğini hissettiriyor. Üç şehir de uyumuyor, herkes her an bir şeyleri kovalıyor. Tatil için gittiğim her rotada birinci önceliğim yeni restoranlar denemek oluyor; hatta seyahat programlarımın büyük kısmını bunun etrafında kurguluyorum. Gerek Türkiye'de, gerekse yurtdışında köşe bucak gezip yeni yemekler denemek benim için büyük bir zevk. Bir şehirden dönerken, yediğim yemeklerle ilgili anlatacak ilginç hikayelerim mutlaka oluyor. Her gittiğim yerde menülerdeki en ilginç yiyecekleri mutlaka deniyorum. Mesela Johannesburg'ta Carnivore isimli bir restoranda farklı türden birçok eti denemiştik, oldukça ilginç bir deneyimdi. Madrid'de Casa Lucio, Londra'da La Petite Maison, Paris'te Le Grand Venise favori restoranlarım. Bunun dışında gittiğim yerlerin futbol kültürü de çok ilgimi çekiyor. Eğer o şehir ünlü bir stada ev sahipliği yapıyorsa, o statta mutlaka bir müsabaka izliyorum. Barlarında, kafelerinde futbol izlenen şehirlerdeki o heyecanı paylaşmak çok güzel, gittiğim yerin yerlisi gibi arada bulduğum bir sokakta oturup maç izleyebilirim. 'Live like a local', yani yerel gibi yaşamaktan keyif alıyorum. Müze gezmek de güzel, ama herhangi bir ara sokağa girip gözünüze kestirdiğiniz restoranda yerel lezzetleri keşfederken yaşadığınız deneyim bambaşka. Hiç gitmediğiniz bir yerde evinizdeymiş gibi hissetmek için elinizdeki rehberi bırakmanız bence şart.
Nevzat Aydın Yemeksepeti CEO ve Kurucu Ortak


kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.