X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sibirya'nın en büyük kenti Yekaterinburg
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sibirya'nın en büyük kenti Yekaterinburg

  • Giriş Tarihi: 18.2.2015
Sibirya'nın en büyük kenti Yekaterinburg
Sibirya'nın en büyük kenti Yekaterinburg

Termometre sizi yanıltmasın! Sımsıcak insanları sayesinde Sibirya'nın ortasındaki Yekaterinburg, gizemli tarihiyle bir ülkenin kaderini değiştiren şehir olarak karşımıza çıkıyor

Rusya'nın üçüncü büyük şehri olsa da Yekaterinburg, Sibirya bölgesindeki en büyük şehir. Ülkenin güney komşusuna yakınlığı, şehirde sanayinin gelişmesindeki önemli etkenlerden biri. Hava durumu aklınızı başınızdan alabilir zira kış aylarında hava sıcaklığı -45 dereceye kadar düşebiliyor. En büyük şansımız kış mevsiminde orada olmamıza rağmen İstanbul'un güzel havasını taşıyıp -20 derecelik bir havayla karşılaşmış olmamızdı. Yekaterinburg Havalimanı'na THY'nin iki günde bir gerçekleşen uçuşuyla ulaştığımızda saat henüz sabah 07.00 sularıydı. 4,5 saatlik yolculuğun ardından bu soğuk ama güzel şehre vardık. Otel fiyatları gayet uygun olduğu gibi şehir içindeki az sayıda otelde de özellikle kış aylarında yer bulmak mümkün.

GİZEMİNİ KORUYAN KENT
Son Rus Çarı II. Nikolay ve ailesinin öldürüldüğü şehir olan Yekaterinburg'da Kanlı Kilise olarak isimlendirilen tarihi kilise önemli sırlar barındırıyor. İhtilal sonrası önce bu şehre sığınan çar ve ailesi tüm mücevherlerini takarak kaçmaya çalışıyor ve şehrin en büyük kilisesine saklanıyorlar. Burada Bolşevik sivil polisi tarafından yakalanan çocuklar ve hizmetliler kurşuna diziliyor. Fakat hikayeye göre mücevherleri üzerine takmış olan aile, mücevherlerden sekerek vücutlarına giren mermiler nedeniyle hemen ölmedikleri için uzun süre acı çekiyor. Başka bir rivayete göre de bu olay öncesinde kaçırılan çarın en küçük kız Anastasya bu soyun devamlılığını sağlayan kişi oluyor. Fakat bununla ilgili bilgiler söylentilerin önüne geçemiyor. Şehir turunuzda bu kilisenin bulunması şart. Rusya'nın en büyük ikinci filarmoni orkestrası da bu şehirde. Ünlü besteci Çaykovski'nin 175'inci doğum günü dolayısıyla şehirde sürekli onun anısına resitaller düzenleniyor. Bu harika orkestrayı dinlemeden şehirden ayrılmamanızı öneriyorum.

RUS HAMAMINDA RAHATLAMAK İSTEYECEKSİNİZ
Şehirden 300 kilometre uzaktaki özel bir av çiftliğinde çok şaşırtıcı bir hamam deneyimi yaşadık. Filmlerdeki gibi karlı Sibirya bozkırlarının ortasında yaban domuzlarının ve geyiklerin avlandığı bir bölgeye gittik. Av merakı olan Ruslar, bu bölgede devletten arazi kiralayarak kendilerine küçük kulübeler veya gözlem kuleleri inşa edip buralarda ava çıkıyor. Özel araçlarımız ve uzun menzilli ve dürbünlü av silahlarıyla, ıssızlığın ortasında, seyrek ağaçların arasına saklanan hayvanları gözlemledik. Ev sahiplerimizin ısrarına rağmen hiçbir şekilde canlılara ateş etmeden araziyi gezdik. Av sonrası yorgunluğumuzu ise çiftliğin içindeki Rus hamamında attık. 80 derecelik ısıya ulaşan saunada başınızın üstüne konulan, soğuk suya batırılmış meşe dalları sayesinde uzun süre rahatlıkla nefes alabiliyorsunuz. Siz mis gibi kokan ağaç dallarından buharlaşan havayı içinize çekerken hamamın görevlisi de sıcak suya batırılmış meşe dallarıyla bütün bedeninizi yavaşça döverek masaj yapıyor. Bildiğiniz bütün masajlardan farklı olan bu yöntem size enteresan bir rahatlama sağlıyor. Fakat bu masajın en ilginç tarafı bu değil. Masör sizi daha sonra kaldırıyor ve bir kapıdan çıkmanızı istiyor. Arkasında ne olduğunu bilmediğiniz kapıyı açtığınızda kendinizi bir anda dışarıda, karlar içinde, saunanın arkasında bulunan bahçede buluyorsunuz. -20 C derece soğukta karlarda yuvarlanarak bedeninizin limitlerini zorladıktan sonra tekrar saunaya giriyorsunuz. Sonra sıcak bir duş ve güzel bir uykunun takip ettiği masaj bedeninize çok iyi geliyor. Fakat sağlık sorunu olanların bu keyifli yöntemi deneyimlemeden önce iki kere düşünmelerini öneririm.

KAHVALTINIZ NASIL OLSUN?
Kahvaltıda içkiyle deniz ürünleri yeme alışkanlığına dair hikayeleri çok duymuştum. Orada bu geleneğe tanık oldum. Sabah 09.00 sularında indiğimiz kahvaltı salonunda bize ayrılan masanın yanında yerli turistler vardı. Somon ve havyar eşliğinde şimdiden votka içmeye başlamış olan Ruslar bu keskin soğuktan etkilenmemek için alkolü tercih ediyor. Sek votka içerek aslında bir yandan da kendileri için önemli bir ritüeli de gerçekleştiriyorlar. Günün hangi saati olursa olsun, masadaki en önemli misafirden başlamak üzere herkes, söz alarak kadeh kaldırıyor ve bir konuşma yaparak duygularını ifade ediyor. Votka bu şehirde de ülkenin geri kalanı gibi bir yaşam tarzı ve sek içildiğinde çok daha güzel olduğunu söylemeliyim. Günün her öğününde deniz mahsullerini tercih edebilirsiniz. Fakat bir Rus şehrine geldiyseniz mutlaka borç ve solyanka çorbalarını denemelisiniz. Çeşitli etler içeren bu çorbaların tadı harika. Çeşitli ticaret yolları üzerindeki şehirde Azeri, Özbek, Tatar ve Kazak mutfaklarına has yemekler sunan lokantalar bulabilirsiniz. Sufra isimli et lokantasında otantik bir avlu içinde, vokta eşliğinde yediğimiz lüle kebabı ayrıca hoşumuza gitti.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.