X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Esmer günler beyaz geceler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Esmer günler beyaz geceler

  • Giriş Tarihi: 1.3.2015
Esmer günler beyaz geceler
Esmer günler beyaz geceler

, bez çantalı sakallı erkekler, üzerlerinde bejin 50 tonunu görebileceğiniz uzun boylu kadınlar ve hiç ama hiç ağlamayan bebeklerle dolu bir yer. Her şey ölçülü, asayiş 'lagom'

'e gelirken en korktuğum şey deli soğuktan büzüşmek, bir köşede IKEA mamülü etiketlerinden öğrendiğim türlü sözcükle yardım dilenirken, donarak ölmekti. Ben metro girişinde 'söt', 'kokosnot', 'grönska', 'chokoladkaka' diye inlerken, yere düşene bırakın tekme atmayı gözünün ucuyla dahi bakmayan hain İsveçlilerse hızlı adımlarla yanımdan geçip gidecekti. Ama öyle olmadı. Ne hava o kadar buzdolabıydı ne de insanlar birer buz küpü. Termal atlet üstü kalın kazağın 'sıcak mı oldu' hissi yarattığı anlar geldi, "Bu İsveçliler ne çok konuşuyormuş" dedirten insanlar oldu. Stockholm, hakkında anlatılan bazı klişelere sonuna kadar sahip çıktı, bazılarına ise alakam yok diye omuz silkti.

ESKİ ŞEHRE UĞRAYIN


Stockholm aslında küçük küçük adalardan oluşan bir kent. Ama kabaca iki bölüme ayırıp gezmek daha kolay. Bunlardan biri Gamla Stan bölgesi, yani eski şehir. İsveç Krallığı'nın yönetim merkezi olan bölge, yüzyıllar boyunca bugünkü Norveç ve Danimarka'yı da kapsayan bir alana başkentlik etmiş. Burası günümüzde turistlerin rağbet ettiği, hediyelik eşya dükkanlarından butiklere, geleneksel İsveç mutfağı sunan restoranlardan, İsveç tasarımı ev eşyalarına pek çok şeyi bir arada bulabileceğiniz bir yer. Stora Nygatan sokağında tanesi 1 krondan (35 kuruş filan yapıyor) kartpostal, üzerinde I Heart Stockholm yazan bez çantalar ya da çirkin plastik Viking başlığı arıyorsanız onlar da burada. Bir de tabii insanlar, insanlar, insanlar... Daraldıysanız sizi karşı tarafa alalım, şehrin havalı bölgesine. Tasarım mağazaları, butikler, kahveciler ve barlarla dolu Sofo'ya, Götgatan'a, Södermalm'a... Duvarlar konser afişleriyle, kafelerin önü çocuklu genç aileler, kitap okuyanlar, önünde bilgisayarı çalışanlarla dolu. Kaçırılmayacak noktalarsa şunlar: Muggen adlı kafede mutlaka kahve içip bir şeyler atıştırın, ortam güzel. Petsounds adlı plakçıya girip eski plakları karıştırın, nadir bulunan plakları çok ucuza alabilirsiniz.

STOCKHOLM'DE SANATA DA VAKİT AYIRIN!


Burası müzeler ve galeriler açısından zengin bir şehir. Batı yakası galeri, doğu tarafı müze kaynıyor. Hepsini tek seferde görmek mümkün değilse de Stockholm Modern Sanat Müzesi'ni görmeden dönmeyin. Hem 17 Mayıs'a kadar müzede bir efsanenin, Fransız sanatçı Louise Bourgeois'nın sergisi var. Dev heykel Maman da orada, bahçede.
Fika bahane , kah ve şahane
Burada 'fika' adı verilen bir kahve-tatlı saati var. Aslında bunun, mütemadiyen kahve içen İsveçlilerin kahvenin yanında tatlı yemek için uydurdukları bir bahane olduğundan şüpheleniyorum. Öğleden sonra başlayıp akşam saatine kadar devam eden fikalar, gezip tozarken attığınız enerjiyi geri kazanmakta işe yarıyor. Elmayla doldurulmuş hamurlar, minik tartlar, marmelatlı bisküviler, yabanmersinli bir şeyler her masanın, sehpanın üstünde dizili. Kahve ise hep sıcak, hep taze, hep mis. Üstelik çoğu yerde ücret yalnızca fincana ödeniyor, sonraki dolduruşlar ücretsiz. Geleneksel İsveç mutfağının en iyi örneklerini hazırlayan Michelin yıldızlı Ulla Winbladh akşam yemekleri, Blekingegatan'daki Pelikan ise öğle yemekleri için ideal. Ünlü Urban Deli ise kapanmış, yemeklerini tatmak nasip olmadı. Fiyatlar genel olarak biraz yüksek olduğu için sandviçle geçiştirmek de mümkün tabii. ICA'da bile (süpermarket) harika sandviçler, peynirler, kuşburnu çorbası, patates ve pancar salataları var. Eğer Systembolaget kapanmadan yetişirseniz (İsveç'te alkollü içecekler sadece Systembolaget adı verilen devlet kuruluşlarında satılıyor. Onlar da her yerde olmadığı gibi, hafta içi 18.00'de, cumartesi 15.00'de kapanıyor, pazarları açık değil.) sandviçinizin yanına uygun fiyatlı bir şarap da alabilirsiniz. Stockholm'de hayat güzel, hafif ve rahat. Hava soğuk ama taze. İnsanlar da güzel ve mutlu. Dönüş yolunda, (havaalanına Arlanda Express adlı trenle 20 dakikada ulaşmak mümkün) tren camına kafanızı dayayıp azcık burulmamaksa elde değil.

KÜÇÜK ŞEYLER

"O kadar değildi" dediğime bakmayın hava çok soğuk, sıkı giyinin. Rusların dediği gibi, "Kötü hava yoktur, yanlış giyinmek vardır." Aslında soğuğundan ziyade kuruluğu fena. Yakıp geçiyor. Dudakları, yanakları, elleri ha bire kremlemek gerek. Ben ihmal ettim siz etmeyin, sonra sabah dudağınızdan gelen çıtırtılarla uyanırsınız.
Burada insanlar saç kesimine acayip özen gösteriyor. Kuaförler sanatçı muamelesi görüyor. Sırf saç kestirmek/boyatmak için Stockholm'e gelinir. Fiyatlar da Türkiye'den ucuz.
Suyu musluktan içebilirsiniz. Tadı, Türkiye'de servet fiyatına satılan damacana suyundan çok daha iyi.
Çiçekçiler, sanat galerilerinden daha dikkat çekici. Sukulentler her yerde olduğu gibi burada da almış yürümüş. Fakat bunlar çok daha minimal, çok daha pahalı.
Buradan ev eşyası almadan dönmek çok zor. Her şey çok güzel, çok özenli, çok tek. Ama işte bavulda o yastığa, o makarna süzgecine hele hele o koltuğa yer yok.
İsveçli yazar Karin Tidbeck'in Zeplin adlı öykü kitabı Türkçe'ye de çevrildi. Seyahat sırasında çok iyi gider.
Bence karlar altında daha güzel ama "Çok üşürüm" diyorsanız Stockholm'e yazın gidin, hem ünlü 'beyaz geceler'i de görürsünüz.
Hemen hemen her yerde, tren istasyonları ve açık alanlar da dahil, ücretsiz, parolasız internet var. Süper güçlü. Biraz, 'medeniyet gören üçüncü dünyalı' gibi oldu farkındayım ama öyle zaten. Türkiye'de dünyanın en yavaş ve sorunlu internet hizmetlerine kamyon yüküyle para ödüyormuşuz meğer.

ELİF TÜRKÖLMEZ

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.