X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Keşke şurayı görseydim' diyeceğim bir şehir yok
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Keşke şurayı görseydim' diyeceğim bir şehir yok

  • Giriş Tarihi: 1.3.2015
'Keşke şurayı görseydim' diyeceğim bir şehir yok
'Keşke şurayı görseydim' diyeceğim bir şehir yok

Hıncal Uluç bugüne kadar yaptığı seyahatleri ve sevdiği şehirleri anlattı. O tipik bir tatilci değil. Yazları otel lobisinde oturuyor, bir şehre gittiğinde kültür ve sanat etkinliklerinin peşine düşüyor. Ve bir sürpriz: Uluç'un seyahat listesi ilk kez burada

- İlk yurtdışı seyahatinizi hatırlıyor musunuz? Nasıl bir heyecan duymuştunuz?
Hatırlamaz mıyım? Sofya idi. Yıl 1958. Ankara'da yerel bir gazetede çalışıyordum. Milli maç vardı onun için gitmiştik. O zaman yurtdışına gitmek mesele ve büyük paralar lazımdı. Devletten döviz alıp oradan aldığın kağıdı gösterirsen gidebilirdin. Matrak bir yasaydı. 10 dolar da alsan gidebiliyordun. 'Bu parayla 10 gün yurtdışında nasıl kalacaksın' diye sormuyorlardı. Maaşım o zaman 100 lira idi. Trenle geçtik Sofya'ya ucuz diye. Güzel yerler olduğunda gazetenin ele başları gidiyordu Sofya olunca hiç talipli çıkmıyordu. O yüzden Sofya uzmanı oldum yani.

- İlk uçak yolculuğunuzu hatırlıyor musunuz?
- Uçak nasıl diye merak ediyordum. 1958'den 1969'a kadar her yaz otobüsle Erdek'e gittim. Bandırma'dan İstanbul seferleri başlamıştı ve 20 lira. 'İstanbul'dan Ankara'ya da trenle geçerim' diye düşündüm. Tren gazetecilere bedava idi. İlk bindiğim uçak pervaneli bir uçaktı işte. Hostes ikram yapıyordu. 'Ya para isterse' diye düşündüm ve soramadım da, aç kaldım. Millet alıyor bana gelince 'Teşekkür ederim almayayım' dedim. Uçak Yeşilköy'e inince baktım, para mara isteyen yok. Hayatımın en unutulmaz pişmanlıklarındandır o.

- Son yurtdışı seyahatiniz nereye oldu?
- Uzun zamandır gitmiyorum. Pasaportum bile yok. Kimlikle gittiğimiz Kıbrıs'a yaptım son üç seyahatimi. 'Hadi günübirlik şuraya gidelim vizeye gerek yok' diyorlar. 'Ben gidemem pasaportum yok' diyorum. İnanmıyor, şaşırıyorlar.

- Peki hangi şartla çıkarsınız artık yurtdışına?
- Gideceğim yerle Türkiye'nin arasındaki saat farkı ne ise ve ben o kadar gün orada kalacaksam giderim. Bir saat bir güne denk geliyor. Almanya iki saatse iki gün, Londra'ya gideceksem üç saat fark ve en az üç gün Newyork ise yedi gün kalabileceksem giderim. Çünkü ancak kendimi toparlıyorum. 1996-2000 yılları arasında Galatasaray bizi doyurdu. Bundan sonra benim için gidilecek yerin cazip olması lazım.

- Mesela nedir o?
- 'Moskova'ya gelir misin?' diyorlar. 'Giderim hangi baleler var, bilet te var mı?' diye sorarım. Ve varsa giderim. Şehrine göre değişir bu. Kuzey Kutbu'na çağırdılar. 'Köpeklerin ve ren geyiklerinin çektiği kızaklara bineceksem gelirim. Gerisi beni hiç alakadar etmez' dedim ve öyle yaptılar gittim. Bir de olimpiyatlara ve atletizm şampiyonalarına gidiyorum. 2003'te dedim ki 'Bugüne kadar 6 olimpiyat, 6 Dünya Kupası, 8 Atletizm Şampiyonası izledim. Artık genç arkadaşların gitmesi gerektiğini düşünüyorum.' Futbol jübilemi de Monte Carlo'da yaptım. Bundan sonra İstanbul'dakiler dahil tribünde beni kimse görmeyecek. Gideceğim tek maç kalmıştır, o da GS'nin Şampiyonlar Ligi final maçıdır.

ROMA VAZGEÇİLMEZİM
- İlk vapur seyahatiniz peki?
- 1961 yılında Ankara Vapuru ile Akdeniz seyahati. Venedik'ten trenle Roma'ya indim. Roma'yı gezdim. Roma'dan trenle Napoli'ye gidip orada meşhur Şefik Kaptan'ın kullandığı Ankara Vapuru'na bindim. Bütün bu seyahatin masrafı 800 lira idi ve benim maaşım da 1000 lira idi.

- Siz de hayal kırıklığı yaşatan bir şehir oldu mu?
- Venedik bende büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Bir daha da imkan olmasına rağmen gitmedim. Şehrin içine sinmiş küf kokusu berbattı. Gittiğim şehrin sokaklarında yürümek istiyorum. Venedik'te yürümen değil yüzmen lazım. Ama Roma'ya gittim aşık oldum. Dünyada bu kadar yürünerek keyif alacağın başka şehir yok. Milano'yu da hiç sevmedim ama Floransa'yı beğendim.

- Kaç kere gittiniz Roma'ya? - Çok kez gitmişimdir. İtalya'da nereye gidecek olsam mutlaka Roma'ya uğrarım.

- Sık sık seyahat ettiğiniz yerler neresidir?
- En çok Atina, Roma ve Londra'dır. Yunan milletini çok seviyorum ve gördüm ki onlar da beni çok seviyor. Bu politikacılar olmasa biz bu Yunanlılarla kardeş oluruz. Kıbrıs olayları dahil Yunanistan'da kötü anım yok. Kendimi evimde hissetiğim tek şehir Atina. Londra'yı çok seviyorum; büyük aşkım tiyatro ve müzikaller orada olduğu için. İtalyanca bilmiyorum ama Roma'nın sokakları harika.

- Doğal güzellik sözkonusu olunca tercihiniz neresi?
- Londra'dır. Hyde Park'tan ibaret değil, muhteşem parklar var orada. Gittiğimde 'Parkları ve mümkünse Londra'nın civarındaki şatoları görmek istiyorum' dedim. O yemekte İngiliz bir kız vardı. 'Hıncal bey ilk kez 'Ben alışveriş yapmak istemiyorum, yeşilleri görmek istiyorum' diyen birisiyle karşılaştım. Gönüllü olarak size rehberlik yapacağım' dedi. Sabah geldi. Ben arabaya yöneldim ve ön kapıyı açtım. Kız bana 'Bir de İngilizler centilmen derler. İlk kez bir erkek bana kapıyı açtı, üstelik bunu da bir Türk yaptı' dedi. Eğildim baktım, İngiliz arabası ya kendi kapım diye şoför koltuğunu açmışım. O zaman fark ettim ama hiç bozuntuya vermedim. Onu oturtup döndüm benim kapıya. Yıllar sonra da şatolarını gezdim Londra'nın. Londra'ya gidip vaktini şehir içinde gezenlere acıyorum. Bunu bir de Viyana için söylüyorum. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın otağını kurduğu tepe muhteşemdir. Şimdi oraya beş yıldızlı otel dikmişler.

- "Şurayı mutlaka görmem lazım" dediğiniz neresi var?
- Ben şu anda ölsem "Ah keşke şurayı da görseydim" diyebileceğim bir şehir yok kafamda. Kafamda olan her yeri gördüm.

BAVULUMU LİSTEYLE HAZIRLARIM
- Bavulunuzu kim hazırlar seyahate çıkarken?
- Sevgili eşim Holly'den çok şey öğrendim. "Biz Amerikalılar bir liste hazırlar ve bavulu ona göre hazırlarız. Böylece gittiğim yerde 'Şunu bunu unuttum' gibi bir derdim olmaz" dedi. Oturdum bir liste hazırladım 1977 yılında. O yıldan bu yana liste değişse de ona göre hazırlarım bavulu. İlaçlar listenin ilk sırasında. Şeker hastasıyım ve ilaçlarımı almam lazım.

- Tatilin anlamı nedir sizin için?
- Deniz-kum-güneş gibi tatilden hoşlanmıyorum. Bir yere tatile gidiyorsam orada beni oyalayacak bir etkinlik olması lazım. Dışarıya gitmelerden vazgeçince içeriye yöneldim. Eskiden Çeşme'de dünyanın en iyi festivalleri yapılırdı. Sting'i ilk biz orada dinledik. Bir CHP'li belediye başkanı geldi ve 'Burjuva eğlencesi' diyerek dünyanın en güzel festivalini bitirdi. Şimdi Bodrum'u zorunlu olarak tercih ediyorum. Biri Doğuş'un Müzik Festivali, diğeri de Devlet Opera ve Balesi'nin Bale Festivali. Bunlar birbirini izleyen tarihlerde ve 15-20 günü kapsıyor. Oraya gidiyor ve sabahtan akşama kadar otelde oturuyorum. Akşam da etkinlikleri izleyip geceyi güzel şekilde noktalıyorum. Aspendos ise cazibesini kaybetti.

İSTANBUL'DAN BAŞKA BÜYÜLÜ ŞEHİR YOK
- İstanbul dışında yaşamak isteyeceğiniz başka bir şehir var mı?
- Zor. Şunun için zor. İstanbul'un beni büyüleyen anı bu şehrin kültür ve sanat hayatı. Son zamanlarda akıllara seza boyutlara ulaştı. Eskiden Londra'ya, Paris'e, Viyana'ya, Newyork'a indiğim zaman onların etkinliklerine 'Ne talihli insanlar diye bakardım. Yetiştiremezsin, o kadar çok etkinlik var. Şimdi İstanbul'daki bu hafta sonundaki etkinlikleri seçmek zorunda kalıyorum. İstanbul'un yerini tutan bu çapta başka şehir yok Türkiye'de. Burası Türkiye'den apayrı bir yer ve bu ayrılığı yaratan sebepler beni doyuran sebepler.

- Tek başınıza seyahati mi tercih edersiniz yoksa eş dostunuzla olanı mı?
- Arkadaş gurubu elbette. Ben tek başıma hayatta hiçbir şeyden zevk almadım. Bu yüzden evde televizyonda film seyretmem. Bir restoran keşfettim diyelim, orada iki kişiyle aldığım zevk başka 10 kişiyle aldığım zevk başka. Ne kadar kalabalık olursa o kadar zevk alıyorum. Bu seyahatlerde de böyle.

- Gittiğiniz ülkelerden ne alırsınız?
- Daha evvel o ülkeye gidenlerin tavsiyesine uyarım. "Oraya gidersen bunu mutlaka al başka yerde bulamazsın" dediği türden bir şey varsa alırım.
- Otellerin özel bir anlamı var mı?
- Odamda oturmaktan hoşlanmıyorum, insanlar arasında olmak isterim. Benim için en büyük manzara insan. Bir restoranda karşımda İstanbul manzarası varsa ben oraya arkamı döner yönümü insanlara çeviririm. Otel için aradığım birinci konfor şehrin göbeğine yakın olması. Yürüyerek şehri dolaşmalı ve yürüyerek otele varmalıyım. Şehrin dışında 7 yıldızlı oteldense şehrin merkezindeki tek yıldızlı otelde kalırım. Benim oda ile işim yok ya. Yatak rahatsız etmesin gerisi önemli değil. Lobide oturmayı severim.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.