Renk cümbüşü içinde bağımsız bir 'ülke'

Giriş Tarihi: 1.3.2015
Renk cümbüşü içinde bağımsız bir 'ülke'

Hande Ataizi, seyahat etmekten en çok keyif aldığı şehir olan New York'u yazdı. Ataizi, renklerin, özgünlüğün ve tarzın egemenliğindeki bu şehre her defasında büyük bir heyecan içinde gittiğini söylüyor

Bazı dönemler vardır insanın hayatında, üzerine bir bıkkınlık çöker... Hep aynı şeyleri tekrarlamak, "Hayatım böyle mi geçecek?" sorusuyla sabah uyanmak... Aslında baktığın zaman her şey 'olması gerektiği gibi' ilerliyorken ruh 'error' vermeye başlarsa onu da dinlemek lazım. Sezen Aksu'nun dediği gibi; işte 'o zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz...' Ben böyle dönemlerimde seyahat etmeyi tercih ederim... Bavulumu, gideceğim şehirde sanki yaşıyormuşum gibi hazırlarım. Öyle valize iki cepli pantolon, bir kamera ve bir spor ayakkabısı atanlardan olamadım henüz; tabii bu bir erdemse... Yani anlayacağınız rahat turist havaları bana göre değil.

MOTİ VE EDEN ŞEHİR

Havalimanına geldiğimde suratıma hoş bir tebessüm yerleşir, bir mutluluk gelir içime... Havalimanı bana; yeni bir yolculuğu, yeni bir keşfi ve uçakta yiyeceğim bir paket Haribo'yu hatırlatır. Havalimanında duty free standlarını gezmeyi, ünlü bir markanın göz kalemini sürmeyi, bir-iki ruju denemeyi, merak ettiğim bir parfümü sıkmayı çok severim. Sonra da zamanımın geri kalan kısmını taşınamayacak kadar ağır altı-yedi dergi almakla geçiririm. Seyahat seçimlerimi genelde daha önce gitmediğim yerlerden yana kullanırım. Ama tabii ki keyif aldığım, kendimi iyi hissettiğim bazı yerler için bu kural bozulabilir. Her şehrin, kendine ait enerjisi ve dinamiği var ve New York benim her seferinde büyük bir heyecan duyarak gittiğim şehirlerden biri.

BAŞ BAŞA KALMA LÜKSÜ ÖNEMLİ
Sessiz kalma hakkı ve kalabalığa karışma özgürlüğünü aynı anda yaşayabildiğim bir şehir, New York. O yüksek gökdelenler ve şehrin akan kalabalığı bana sürekli üretim içinde olmanın motivasyonunu verir. Ancak ve ancak güzel ve yaratıcı işler yaparak o koşturmanın içinde dik ve özgüvenli yürüyüş hakkını elde edecekmişçesine bir coşku vardır bu şehirde. Genelde zoraki müze ve sergi gezme aktiviteleri heyecanlı bir programa dönüşür. Bence bu şehri bu derece yüksek tutan dünyanın her yerinden, her millet ve ırktan insanın bulunması yani kısacası 'en'lerin toplanmasıdır aynı zamanda. Bu çeşitlilik herkesin özgürce yaşadığı, ürettiği demokratik bir platform yaratır. Orası ne olduğun ve kim olduğundan ziyade, ne yaptığının önemsendiği küçük bir ülkedir adeta... İstanbul'da insanların üzerinde gri ve siyahtan başka, çok fazla renk göremezsiniz. Çok cesaretli değiliz renk konusunda. Ama New York'ta hiç kimse prototip değildir. Şehre adım attığınızda özgünlük diye bir şey var hayatta diye düşünmeye başlarsınız. Tarz... Kimse kimseden etkilenmeden kendi tarzını yaratır ve ortaya büyüleyici bir renk cümbüşü çıkar. Sadece kıyafet için değil, sanatta da özgünlük, farklılık ve tarz vardır. Zaten kuralsızlığın verdiği rahatlık ve özgünlük, yetenekle birleşince seyredilesi sanat eserleri ortaya çıkıyor. Yaratıcılık da böyle bir şey bence... Sıkıştırılmaya gelmiyor... Tek başına seyahat etmenin en güzel tarafı kafandaki düşüncelerin ve soruların ikinci bir kişi tarafından kirletilmeyip sana kendinle baş başa kalma lüksünü vermesi. Ayrıca tek başına gidilen seyahatlerde yeni biriyle tanışma şansın daha yüksek. Üç-dört kişi gittiğin bir tatilde masana odaklanırken, yalnızken tek başınalığın kendine has özgürlüğü ve spontanlığı vardır. Seyahatlerimde şu an hala görüştüğüm çok arkadaş kazandım. Sohbetler biriktirdim. Bize öğretilen "Aaman evladım sakın yabancılarla konuşma. Bir şey verirlerse de alma" mantığını ara sıra bozmak bir zarar getirmiyor inanın. Hayat bu derece hızlı akarken, küçük bir yerinden yaşamı yakalamak ve ondan bir parça koparmak lazım. Hepinize nice seyahatler... Gitmek iyidir...

HANDE ATAİZİ

ARKADAŞINA GÖNDER
Renk cümbüşü içinde bağımsız bir 'ülke'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz