X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Başkent Seul'ün gizemli toprakları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Başkent Seul'ün gizemli toprakları

  • Giriş Tarihi: 24.5.2015
Başkent Seul'ün gizemli toprakları
Başkent Seul'ün gizemli toprakları

Güney Kore'nin başkenti Seul, dinamik kalabalığı ve gökdelenleri ile ilk bakışta sıradan bir metropolü andırabilir. Biraz sabır, bolca maceraperestlik sayesinde bu ultra modern şehrin sırlarını keşfetmek ise her şeye değer

Güney Kore, yıllar boyunca festivallere konuk olan sinemasıyla var oldu benim için. Günün birinde bu uzak diyarlara bir moda yolculuğu amacıyla ayak basacağım aklıma gelmezdi. Oysa Kore dilinde 'başkent' anlamına gelen Seul, bugün bildiğimiz teknoloji harikalarının şehri olmasının yanı sıra, şimdi bir moda merkezi olarak da yükseliyor. Dünyanın en lüks modaevlerinden Chanel son defilesi için Seul'ü seçerken, aynı günlerde bir başka Fransız lüks modaevi Louis Vuitton yeni koleksiyonuna dair bir sergiyi yine Seul'de açıyor. Sokak yemeği kültürünün egzotik bir destinasyonu aratmayan çeşitliliği, gökdelenlerin göz alıcılığı ile birleşince biraz köksüz, belki biraz yapay ama yine de gizemli bir görüntü çizen şehir, her şeyiyle yabancı, farklı ve kesinlikle uzak. Aktarmasız 9,5 saatlik gidiş ve 11,5 saatlik dönüş yolculuğundan bahsediyoruz. Dünyanın öbür ucuna yolculuk böyle bir şey olsa gerek...

KUZEY VE GÜNEY

Bir şehri ilk nereden anlatmaya başlamak gerekir? Söz konusu Seul olunca, ilk varış noktası, kısacası yıllardır üst üste dünyanın en iyisi seçilen havaalanı beklenmedik olsa da doğru bir tercih. Dev bir alışveriş merkezine kurulmuş hissi veren Incheon Uluslararası Havalimanı, içinde her türlü masaj ve dinlenme alanının bulunduğu spa'sı; Güney Kore ve en yeni Hollywood filmlerinin gösterildiği iki sinema salonu; ücretsiz wi-fi ile sınırlı kalmayıp internet bağı olmayan telefon sahiplerine bedava hizmet veren, herkesin kullanımına açık bilgisayarları ile bir geçiş mekanından çok lüks ve özgür bir yaşam alanını andırıyor. Her şeyin hızlı ve disiplin içinde işlediği limandan ayrılıp şehre yol almaya başladığınızda karşınıza çıkan sayısız köprü sizi Seul'e bağlıyor. Bu topraklarda her şey, kuzey ile güney olarak ikiye ayrılıyor sanki. 1948 yılında Kuzey Kore ve Güney Kore olarak ayrılan ülkeler gibi Seul'ü de tam ortasından geçen Han nehri kuzey ve güney olarak ikiye bölüyor. Kuzey bölgesinde yer alan ve tüm savaşlara, işgal eden ülkelerin talanına rağmen ayakta kalmayı başaran saraylar, güney bölgesinde yerini lüks mağazaların süslediği, alışveriş çılgınlığının yaşandığı semtlere bırakıyor. Başka bir deyişle, kuzey, domuzayağı restoranlarını bulabileceğiniz şehrin geleneksel yarısı; güney ise Koreli şarkıcı Psy sayesinde fenomene dönüşen Gangnam Style şarkısına konu olmuş yeni gelişen Gangnam bölgesi gibi lüks ve modern.

GELENEKSEL MODERNİZM

Han nehrinin ortasında birbirine köprülerle sıkı sıkıya bağlanan Seul'ün sokakları 24 saat hep kalabalık. Doğu Asya'nın en büyük başkentindeyiz. Şehri boydan boya geçen geniş otobanlara rağmen trafik her saatte yoğun; tipik bir metropolde olduğunuzu size asla unutturmayacak türden üstelik. İlk bakışta dokusunu yitirmiş, yüzlerce gökdelen ile yeni inşa edilmiş bir şehir izlenimi verse de, kuzeye doğru, 600 yıl hanedanlığın hüküm sürdüğü saraylara gittiğinizde aslında ne kadar etkileyici bir kültürün içinde olduğunuzu anlıyorsunuz. Öyle bir kültür ki, kralın en bilge kişi, haremindekilerin (Evet, onların da bir haremi ve hadım edilmiş harem ağaları var) en seçkin ve entelektüel kadınlar olması gereken bir hanedanlıktan geliyorlar. Sarayda herkesin her dediğinin, en ufak hareketinin kaydedildiği, illüstrasyonlara ve notlara dönüştüğü bu kültür, dünyanın en eski basımevine de sahip. Bugün UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki üç yapı Seul'de bulunuyor; Changdeokgung sarayı, Asya'nın en uzun yapılarından biri sayılan Jongmyo Shrine ve Joseon Hanedanlığı'nın kraliyet mezarları. Öte yandan Zaha Hadid gibi çağımızın gözde mimarları da Seul'ü yeni baştan yaratan isimlerden. 2014'te yapımı tamamlanan kültür kompleksi Dongdaemun Design Plaza, dünyanın ilk neo-fütüristik binası. Dev bir UFO'yu andıran gümüş rengi bina, gökdelenlerin arasında Seul'ü başka bir aleme davet ediyor.

TERLİK OLMADAN ASLA!

Havaalanlarının en tatsız yanı, üstünüzdeki tüm metal eşyaları çıkarıp kontrolden geçmektir. Eğer yolculuğunuz için spor bir ayakkabı tercih etmediyseniz X-ray'den geçerken ayakkabılarınızı çıkarıp hastanedeymişsiniz hissini veren mavi galoşları giymek zorunda kalırsınız. Ama Seul'de değil! Burada galoş yerine size bir çift terlik sunuluyor. Aslında eğer çok lüks bir otelde kalmıyor ya da lüks bir restoranda yemek yemiyorsanız, her yerde sizi bekleyen bir çift terlik var. Hemen otelin girişinde ya da restoranın kapısında sizden ayakkabınızı çıkarıp sunulan terlikleri giymenizi bekleyen ısrarlı bakışlı bir görevliyle karşılaşmanız mümkün. Terlik kültürünün en çok geliştiği topraklardayız!

GÜZELLİK UĞRUNA
Seul'de her beş kadından birinin estetikli olduğunu biliyor muydunuz? Gözkapağı, çene, burun ameliyatları, temel estetik operasyonlar olarak geçiyor. Lise mezuniyet hediyesi olarak ailelerin kızlarına yaptırdıkları bu operasyonların onları daha güzel ve daha evliliğe uygun hale getirdiğine inanılıyor. Üstelik sadece kadınlara özgü bir estetik çılgınlığından bahsetmiyoruz. Benzer operasyonları uygulayan erkeklerin sayısı da azımsanacak gibi değil. Bu yüzden Güney Kore'de estetik ameliyatlar hem çok başarılı hem de Avrupa'ya oranla çok daha ucuz. Ancak Seul'de estetik kadar cilt güzelliği de çok önemli. O yüzden sokaklarda kozmetik mağazalarının önünden sizi içeriye çekmeye çalışan satış elemanları ile küçük bir savaş vermeniz gerekiyor. Aslında niyetleri iyi; tek yapmak istedikleri size iyi geleceğine inandıkları bir yüz maskesi satmak! Seul'ün ruhunu anlamak için tüm sarayları ve Japonların 1910 ile 1945 yılları arasındaki işgallerinde yıktıkları geleneksel yapıların yeniden inşa edildiği Bukchon Hanok semtini görmek şart. Ardından yüzünüzü şehrin modern binalarına çevirip bugün dünyanın ekonomisi en gelişmiş ülkelerinden birinde olduğunuzu hatırlayabilirsiniz. Sokaklar sizi yanıltmasın; birbiri ardına sıralanan tezgahlarda hemen o anda pişirilen ve etrafına ağır bir koku bulutu bırakan kızgın palmiye yağından çıkan yemekler, bir mega şehirde değil aksine sahil kasabasındaymışsınız hissini veriyor. Kan sosisi ve patates cipsi, ahtapot, türlü türlü tatlılar ve tabii ki tüm şehri esir alan bol sarımsaklı Kore turşusu kimchi... Her yemeğin ketçabı andıran acı biber sosuyla tatlandırıldığı çok acı bir yemek kültürü var burada. Genç nesli Batılı turistler karşısında utandıran soru ise şüphesiz "Siz hâlâ köpek eti yiyor musunuz?" oluyor. Uzun süren ve yokluk içinde geçen savaş yıllarından kalan bir alışkanlıkla hâlâ yiyenlerin olduğunu itiraf etseler de, ısrarcı olmayın; denizden ya da karadan adını bilmediğiniz her şeyin yenildiği, sebzenin ve meyvenin ne yazık ki sınırlı olduğu bir yer Seul. Bu haliyle maceraperest ruhlar için şüphesiz bir vaha. Benim gibi hassas bir buruna ve mideye sahip olanlar için ise açlık sonucu istemsiz bir detoks şehri...

RİTÜELLER ŞEHRİ

Seul, Güney Kore filmlerinde tanık olduğumuz gibi ritüellerine bağlı, güler yüzlü ve çalışkan insanları ile öne çıkıyor. Yaşlılara gösterilen büyük saygı gösterileri, kısa zamanda hızla gelişen ekonomisinin yarattığı Batı'ya duyulan akıl almaz ilgi ve özeniyle farklı bir Asya kenti. Kıyısında bulunduğu Sarı Deniz'in çamurlu suyuna rağmen kısmen verimli topraklara, irili ufaklı dalgalanıyor hissi veren ve mimarisine ilham olan dağlara sahip. Sayısız lüks modaevi, müze, mimari esere rağmen Koreliler hala Batı'ya yabancı oysa. Sarışın birini gördüklerinde onunla fotoğraf çektirmek istemeleri bu yüzden. Her an küçük ve utangaç kahkahalar atan; içkiye dayanıksızlıklarına rağmen asla 'Hayır' diyemeyen; her an her fırsatta aralıksız selfie çeken; Budist ya da Hıristiyan fark etmez, hangi dini inanca mensup olurlarsa olsun güneşe, aya, dağlara dua eden özel insanların şehrinden bildiriyoruz. Televizyon dizileri kadar pop müzik gruplarının da şehrin kültürünü belirlediği çok hareketli ve renkli topraklardayız. Seul, bugün dünyada Kore Dalgası olarak algılanan dinamik ruhuyla başlı başına benzersiz bir deneyim.

ŞARKI SÖYLEMEK SERBEST

Uzak Doğu kültürünün vazgeçilmez eğlencesi karaoke, Seul gece hayatının da temel taşlarından birini oluşturuyor. 70'lerde Japonya'da icat edilen karaoke, 80'lerin sonundan itibaren Güney Kore'de de çok popüler. Burada barlarda şarkı söylenen odalara verilen isim Norebang. Özellikle gençlerin tercih ettiği bu eğlence tarzı tabii ki turistler için de nostaljik bir deneyim.

BEYAZPERDEDE GÜNEY KORE

Chan-wook Park ya da Kim Ki-Duk gibi yönetmen isimleri belki size yabancı gelebilir. Ama onların imzalarını taşıyan Oldboy/ İhtiyar Delikanlı ya da Boş Ev filmlerini izlediyseniz, Güney Kore'nin ruhuna dair az çok bir şeyler biliyorsunuzdur. Seul bugün lüks modaevlerinin üssü haline gelse de, sinemasına yansıyan ahlak anlayışları, ritüelleri ve inançlarla geleneksel ile moderni bir araya getiren özel bir şehir. İstanbul Film Festivali'nde izleyip sinema salonundan gözyaşları içinde ayrıldığım Chan-wook Park yönetmenliğindeki Sympathy for Lady Vengeance/İntikam Meleği adlı film, belki de Güney Kore'ye duyduğum yoğun ilginin yegane sebebi.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.