X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Madrid, gel barışalım çok güzelmişsin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Madrid, gel barışalım çok güzelmişsin

  • Giriş Tarihi: 31.5.2015
Madrid, gel barışalım çok güzelmişsin
Madrid, gel barışalım çok güzelmişsin

İspanya'nın başkenti Madrid, tarihi, yemekleri, insanları, boğa güreşi, flamenko ve futboluyla en ön yargıyla gelenleri bile kendisini hayran bırakacak bir şehir

İşte oradaydı. Olduğum yerden yalnızca iki metrelik uzakta. İspanya'nın başkenti Madrid'te Kraliçe Sofia Müzesi'nin üçüncü katında, 3.5 metre yüksekliğinde ve 7.8 metre genişliğinde sadece siyah ve beyaz renklerde yağlıboya ile yapılmış tabloya bakıyorduk. Dünyanın dört bir yanında gelen onlarca kişi nefes almadan ayrıntılarda kaybolmuştu. İki yandaki görevliler ise bu nadide eserin zarar görmemesi için ters yönde bizlere bakıyordu. 1937 yılında faşist General Franco rejiminin en zalim yıllarıdır, iç savaş tüm şiddetiyle sürmektedir. Franco İspanya'nın kuzeyinde Almanya lideri Hitler'e hava kuvvetlerinin yeni silahlarını bu bölgede bulunan, bir köy üzerinde deneme izni veriyor. O sıralarda iç savaştan kaçıp Paris'te yaşayan İspanyol sanatçı Picasso bu kanlı bombalamayı anıt boyutunda bir tuvale resmediyor. O köyün adı Bask bölgesindeki Guernica'dır ve Picasso da ölümsüz eserine aynı adı verecektir. Tablo bugün savaşa karşı barışı savunanların simgesi oluyor. Picasso bir sergisi sırasında "Bu tabloyu siz mi yaptınız" diyen bir generela verdiği yanıt da unutulmazdır: "Hayır, siz yaptınız." İtiraf edeyim İspanyolları çok ama çok severim ama Madrid'e hep önyargıyla baktım. Oldum olası Real Madrid futbol takımından nefret ettim, Atletico'yu ve Barcelona'yı her zaman daha çok sevdim. Orası için söylenenleri hep kulak arkası ettim. Hemingway'in Çanlar Kimin İçin Çalıyor romanı, Franco'nun öldürttüğü şair Lorca ve izlediğim filmler de hep hafızama kazınan olumsuz bir Madrid simgesi için yetti. Beş yıl önce bir günlüğüne gittiğim Madrid'te bu kez dolu dolu bir dört gün geçirdim... Basketbolun Şampiyonlar Ligi olan Final Four için İstanbul'dan havalandığımızda hâlâ şehri sevmek için bir neden arıyordum. Lafı uzatmadan ve sona saklamadan tek kelimeyle dört günün özetini yapayım: "Ön yargılar yıkılmak içindir ve Madrid muhteşem bir şehir." Flamenko, boğa güreşi ve futbolla bilinen anılan bu Madrid'i çok sevdim. İnsanları, tarihi, yemekleri, enerjileri ve yaşam sevinçleriyle özel bir tat ve doku var bu şehirde... Doğaya verdikleri önem, sanata düşkünlükleri, adım başı karşınıza çıkan yapıtlarla müze bir şehir... Birbirinden muhteşem ve "ah şuraya da baksaydım" hissiyle gezilen ve kısa sürede tamamını görmenin mümkün olmadığı müzeler... Girişte sözünü ettiğim Kraliçe Sofia Müzesi bir tasarım ve düzenleme harikası. Eski yapıya dışarıdan eklenen modern camdan asansörler bile bir başkaydı. Aynı cadde üzerinden 10 dakikalık bir yürüyüşle Prado Müzesi'nde ise size Orta Çağ'ın başyapıtları bekliyor. Daha girişte Goya heykeli sizi karşılıyor. İçeriye girdiğiniz andan itibaren birbirinden ünlü sanatçıların nefes kesen tabloları. Katlar, odalar, dehlizler halinde uzanan müzenin içinde kaybolmuşken görevlinin uyarısıyla irkildim. Kapanış saati gelmişti. Yüzlerce turisti çıkışta kitaplar, hediyelik eşyalar bekliyor.

LORCA'NIN GÖZYAŞLARI...
Ülker'in ev sahipliğinde gittiğimiz Madrid'te gazeteci arkadaşlarımızdan oluşan kafileyi taşıyan otobüs bir caddeyi geçerken rehberimiz "ünlü şair Lorca işte burada yaşamıştı" diyor. 1936 ile 1939 tarihlerinde yaşanan İspanya İç Savaşı'nda Franco faşizmi tarafından henüz 38 yaşındayken kurşuna dizilerek katledilen Federico Garcia Lorca'nın Atlının Türküsü dizeleri geliyor aklıma. Zülfü Livaneli'nin bestelediği türkü dilimizden düşmezdi.

KİMSE UYUMAZ MI BURADA

Benim için İstanbul bir başkadır. Hayat kesintisiz aktığı için bir başka severim. Tatil için yola çıktığım andan itibaren özlemeye başlarım. Madrid'te aynı İstanbul gibi 24 saat yaşayan bir şehir, hem de denizi olmamasına rağmen. Bir İspanyolla evli olan ve Madrid'te yaşayan rehberimiz burada yalnızca uyumak için eve giderler diyor. Vallahi canlı şahidi olduk. Final Four için kente gelen Türkler, Ruslar ve Yunanlılar kentin her yerinde formalarıyla gezintideydi. Dünyanın en çok turist çeken ülkelerinin başında gelen İspanya daha yaz gelmeden cıvıl cıvıldı. Halkı da yemeyi ve gezmeyi de sevince sokaklar, meydanlar görülmeye değerdi.

ŞEHRİN KORUYUCU AZİZİ SAN ISİDORA
Madrid'e indiğimiz gün başkentin koruyucu azizi olarak anılan San İsidro için 14-18 Mayıs'ta düzenlenen bayram kutlanıyordu. Geleneksel kıyafetleriyle bayrama katılan İspanyollar turistlerin ilgi odağıydı. Gece yarısına doğru sokakları Afrikalılar dolduruyor. Yerlerde korsan ürünler satıyor. Sokak müzisyeni genç kadın bir Orta Çağ müziği çalıyor. Dilerseniz CD'sini de alabilirsiniz.

BÜTÜN YOLLAR PUERTA DEL SOL'A ÇIKAR
Madrid'in merkezi Puerta del Sol Meydanı'dır demek abartı olmaz. Yeme-içme, alışveriş, konaklama bu meydanın çevresinde gerçekleşiyor. Günün 24 saati cıvıl, cıvıl. Kemer sıkma politikalarını protesto eden grubun son durağı da orası oluyor. Şehrin simgesi ayı ve çilek ağacı da burada. O gün Arda'nın takımı Atletico Madrid'in Barcelona ile maçı vardı. Ailece maça gitmeden önce yemek için toplanmışlar. Benim gibi et severler için burası bir cennet. 8 saatte pişirilen kuzu eti bir harikaydı. Ve günün her saatinde yemek yenip alışveriş yapılan Mercado San Miguel pazarı.

TOLEDO: ÜÇ DİNİN KARDEŞLİĞİ
Madrid'e bir buçuk saat uzaklıktaki Toledo Orta Çağ'dan kalma mimarisiyle benzersiz bir bölge. Dar sokaklar bir meydana oradan bir geçide az ötede merdivenli bir yokuşa çıkıyor. Ve Madrid'ten önceki başkent. Tarihi MÖ 590'a kadar uzanıyor. Bir zamanlar Hıristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar birlikte yaşamış. Kütüphaneler dillere destanmış. Verimli topraklarından üretilen seramikler ve yüzyıllar ötesinden gelen kılıç işçiliği hâlâ çok gözde. Dar sokaklarda bit pazarı tarzı dükkanlar var.

UÇAĞINIZ KAÇTA KALKSIN İSTE
Etstur Tatil Yağmuru fotoğraf yarışmasının Aralık 2014 birincisi Ahmet Seçkin Yılmaz, özel jetle Antalya'ya uçup ailesiyle güzel bir tatil geçirdi. Yılmaz tatilini anlattı

Tatile çıkacağımız gün özel minibüsle İzmir'deki evimizden alındık. Havaalanında özel jetimizin pilotuyla tanıştık ve Antalya'ya uçtuk. Antalya Havaalanı'nda bizi bekleyen helikopterimizle Maxx Royal Kemer Resort'a uçtuk. Ve yine harika bir karşılama, çiçekler, sımsıcak bir ilgi... Çok gezen biri olarak söylüyorum; 33 ülkeye gittim, çok otelde kaldım, bu kadar iyi bir hizmet anlayışı görmedim. Bu ilgi sadece bize karşı da değildi. Yerliyabancı tüm misafirlere gösterilen sıcaklık, beni gerçekten çok memnun etti. Ayrıca beni hayran bırakan ve başka hiçbir yerde rastlamadığım yemek konseptine de değinmeye değer. Otelde açık büfe yok. Deniz ürünleri, Türk mutfağı, İtalyan mutfağı ve dünya mutfağından lezzetler sunan dört ayrı a la carte restoranında menüden istediğinizi seçiyorsunuz. Bu tatilin bizim için ayrı bir de önemi vardı: 13 aylık kızımız Yaz ile ilk tatilimiz. Tatil boyunca en iyi vakit geçiren de oydu. Gerek çocuk kulübünde, gerek plajda ve gerekse restoranda tüm personelin adeta sevgilisi oldu, çok şımartıldı. Yazıyı kulağa inanılmaz gelen, birini benim resepsiyonist arkadaşlara sorduğum, diğerini de jetimizin pilotunun bize sorduğu iki soruyla bitireyim: "Helikopterimiz saat kaçta?" ve "Uçağınız kaçta kalksın istersiniz?" Şaka değil, hepsi gerçek!

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.