Namaste Mumbai!

Giriş Tarihi: 31.1.2016
Namaste Mumbai!

Mumbai, Hindistan'ın en Batılı yüzü. Yoksullukla gökdelenler, kaldırımdan akan kanalizasyonla en muteber markalar yan yana. Müthiş bir renk cümbüşü, bambaşka bir kültürü, insana iyi gelen bir ruhu var. Bu hafta oradaydık. Neler gördük, neler öğrendik?

Şu an onlarda da mevsim kış. Ama İstanbul'da kar yağarken, Mumbai 30 derece. Güneşli. Özlediğimiz hava. Kışları bu kadarcık! Isıdaki bu farkı, hayatın her alanına yayın. Öylesine başka bir yer Hindistan. Tamamen değişik bir kültür, farklı bir ruh... Mumbai havaalanında indiğimizde bizi bir Bollywood dekoru karşılıyor. Fıskiyeden fışkırırken, maviden pembeye, kırmızıdan yeşile sürekli renk değiştiren sular... O andan itibaren de gözümüzün önünden renk eksik olmuyor. Bir renk kartelası açılmış adeta önümüze, ayrıca bin tane palet, trilyon ton kuru, sulu, yağlı, mum boya. Öyle bir cümbüş...

SEFALETİN BİTİŞİĞİ MARKALAR
Mumbai, Hindistan'ın en Batılı şehri. Ülkenin genelini yansıtmıyor. Sokakta çıplak yatan çocuklar, dilenciler, yoldan akan pis sular yok değil ama başka taraflarda yoksulluğun çok daha feci olduğu söyleniyor. Buradaki gökdelenlerde büyük işler bağlanıyor, dev paralar dönüyor. Louis Vuitton'lar, Gucci'ler eksik değil. Müstehcen geliyor bu tezat insana; benzer bir duyguya Güney Afrika'da da kapılmıştım... Etraf İngilizlerden kalma şahane güzellikte binalarla dolu. Bizde nasıl ki sayarsınız parmakla ve parmaklar daha bitmeden biter o Deniz Palasgiller, Mumbai'de adım başı o eski güzelim yapılardan birini görüyorsunuz. Ama şehrin en güzel evi diye parmakla gösterilen ve hakikaten dantel gibi işlenmiş zarafetin önünde, kesif bir koku... Evet, o koku. Kaldırımın kenarından, yolun ortasından, ayağınızın dibinden, şehrin en biblo yapısının önünden resmen kanalizasyon akıyor. Gecekondu mahallesine hiç girmeyelim. Bizdeki gecekondular, bunların yanında 'süper lüks yaşam alanı'. Ama dünyanın en büyük açık hava çamaşırhanesine birazdan gireceğiz.

AZ GENEL KÜLTÜR

Buçuklu, tuhaf bir saat farkı var aramızda. Üç buçuk saat ilerde bizden... Paraları Rupi. Pratik zekâsı zayıf olanların alışveriş sırasında liraya, dolara, avroya çevirmesi o kadar kolay değil. 100 Avro eşit 6805 Rupi'ydi geçen hafta, öyle diyeyim. Bu arada hemen her yerde dolar da euro da kabul ediliyor. Bir milyar üç yüz milyon civarı nüfusu var Hindistan'ın. Dörtte üçe yakın çoğunluk, Indo-Aryanlarda. Dörtte bir, Dravidyanların. Azıcık da Moğol var. Nece konuşuyorlar peki? Diller biraz arap saçı: Yarıya yakını Hindi. Ama sonrası: Bengali, Telugu, Marathi, Tamil, Urdu, Gujarati, Kannada, Malayalam, Oriya, Punjabi, Assamese, Maithili... Böyle böyle diller konuşuyorlar. Fakat bizimle anlaşmaları hiç zor değil; hemen herkes İngilizce biliyor. Zaten de resmi dil İngilizce.

ÇAMAŞIR MESELESİ
Nerelere gideceksiniz? Hindistan'a Giriş Kapısı, Victoria Gar Binası, Yüce Divan, Üniversite; bu yapılar göz kamaştırıcı. Asma Bahçeler, Chowpatty Plajı, Crawford Market ve Jain Tapınağı da görülmeli. Bir de tabii çamaşırhane! Seyahatte kirli çamaşırlarla ne işim var demeyin sakın. Dhobi Gat, dünyanın en büyük açık hava çamaşırhanesi. Burada evlerde çamaşır makinesi yok. Böyle bir alışkanlık yok! Zaten çamaşır makinesini çalıştıracak kadar su da yok! Kirliler toplanıp çamaşırhaneye veriliyor. Sonra da yıkanmış, ütülenmiş, kolalanmış halde geri alınıyor. Nasıl olup da karışmıyor, dahası nasıl olup da o kirli sularda hep beraber yıkanıp da temizlenebiliyor, anlamak mümkün değil. Ama sistem bu... Dhobi Gat, insana çok karışık duygular hissettiriyor. Kültür, alışkanlıklar, gündelik hayat, toplumdan topluma nasıl da farklılık gösteriyor.

İPEK VE DÜĞÜN MEVSİMİ
Alelade bir sokakta yürürken bile etrafınızdaki kadınların kostümlerinden gözlerinizi alamıyorsunuz. O cayır cayır renkler, o acayip kumaşlar, kendiniz bağladığınızda bir türlü öyle durmayan sâriler... Asıl bir de düğüne giderseniz... Bin kişilik olağanüstü şenlikli düğünlerin tam mevsimiymiş. Niye? Çünkü düğüne abiye sâri giyiliyor, o da ipek demek. Daha sıcak havada üstünüze yapışıyor ipek, muson zamanı kirleniyor, şimdiyse bozulmadan en iyi durduğu dönem. Düğünler ipek mevsimine denk getiriliyor. İpek dedik, alışverişle bağlayalım: İyi kumaşlar bulunuyor. İpekler, ketenler... Paşminalar, kaşmirler... Sâriler, elbiseler, örtüler, işlemeler, takılar, değerli taşlar... Bazıları sokakta giymek için fazla geleneksel, fazla fantastik. Ahiyela öyle mesela; masal prenseslerine... Bazılarında ufak, şehirli dokunuşlar var, bu grupta Good Earth tavsiye edilir. Bir de daha sade ama tasarım kokan Fatoş Yalın/FEY ve Sanayi 313 çizgisi var ki of, onun da adı Bombay Electric. Haji, namaste Mumbai, sukriya & danevad: Evet, merhaba Mumbai, teşekkür ederim.

VİŞNU, ŞİVA, KRİSHNA...
Gelelim dinlere: Yüzde 80 Hindu. İkinci sırada Müslümanlar var, sonra Hıristiyan, Sikh ve Budistler geliyor. Hinduizm ve Budizmin doğduğu yer zaten burası. Bir de tabii yoga felsefesinin! Sikh'leri hiç kesmedikleri saçlarından teşhis etmek kolay. En yaygın din olan Hinduizm'in temel inanışına göre insanlar bir seri enkarnasyon yoluyla birçok kere gelip gidiyorlar dünyaya. Her yeniden doğuş, ebedi son olan özgürlük mertebesine biraz daha yaklaştırıyor; burada da 'karma' çok önem kazanıyor. Kötülük yaparsanız kötü karma oluşturup geri gidiyor, iyilik yaparsanız da iyi karma oluşturup bir sonraki yaşamınızda tekrar doğma zincirini kırıp özgür kalma fırsatı kazanıyorsunuz. Tanrılar trafiği gayet kalabalık: Yaratıcı Brahma, koruyucu Vişnu, yok edici Şiva, öğreten Sarasvati, uğur getiren Hanuman... Laksmi, Ganga, Ganeş, Kartikkaya... Bu bolluk nerden geliyor derseniz, hepsi de ana tanrının çeşitli durumlarda yeniden biçimlenen şekilleri diyelim. Vişnu, sekizinci ziyaretinde bir köylü olarak doğup büyüyen Krishna şeklinde enkarne olup, çalışan sınıfların büyük sevgisini kazanmış mesela. Dokuzuncu ve nihai enkarnasyonu da Buda.

KAST SİSTEMİNE BUYURUN
Kast sistemine göre, insanları dörde bölüyoruz: En tepede; neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar veren Brahmanlar bulunuyor. Onların altında asker ve yönetici sınıfı... Bir aşağıda zanaat erbabı ve tüccarlar, daha da altta işçi ve köylüler geliyor. Fakat bu dört kastın dibinde, bir de dokunmaya değmezler var. Toplumun tabanını oluşturan bu sınıf, hiçbir kasta ait değil. Çok değersiz. Eğer yukarı kasttan biri, bu gruptan birinin gölgesine bile değse, arınmak için pek çok ritüelden geçmek durumunda! Onların ilk halini hatrını soran, Gandhi. 'Tanrının Çocukları' adını vererek topluma katmaya çalışıyor zamanında. Gandhi demişken, dün ölüm yıldönümüydü. 1948'in 30 Ocak'ında Yeni Delhi'de öldürüldü Hindistan lideri Mahatma Gandhi. Gandi Evi/ Müzesi, bu simge ismin hayatının ve ülkenin tarihinin canlandırması gibi...

ARKADAŞINA GÖNDER
Namaste Mumbai!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz