X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Her köşesi ayrı bir sürpriz Salzburg
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Her köşesi ayrı bir sürpriz

  • Giriş Tarihi: 24.7.2016
Her köşesi ayrı bir sürpriz Salzburg
Her köşesi ayrı bir sürpriz Salzburg

Küçük ama bir o kadar seçenekli bir şehir . Görenin “Tam yaşanacak yer” dediği türden. Avusturya’nın bu özel şehrinde dolu üç gün geçirdim. Ve doyamadım. Sarayları, mimarisi, dolu sokakları, insanlarıyla Salzburg yaz aylarında bir başka güzel

Şimdi gözlerinizi kapatın ve '' denince ilk aklınıza geleni söyleyin... , tarih, sanat... Benim ilk aklıma gelen 'yarım kalmışlık' Neden mi? Kısaca özetleyeyim. Geçen yıl Avusturya Alpleri'nde bir kayak seyahatinin ardından dönüş uçağımız Salzburg'dan kalkacağı için, sadece iki saatlik bir yemek molası için uğradım buraya... Yemek yiyeceğimiz restorana gidene kadar hayran kalmıştım bu küçük şehre. Tüm şehri yukarıdan gören restoranın manzarası Salzburg'a bir kez daha yolumun düşmesini garantiledi... O günden beri planım bir şekilde Salzburg'a gitmekti. Vebu yaz oğlumla birlikte soluğu Salzburg'da aldım. Yazın bir Avrupa şehrinde olmak ayrı bir keyif. Gününüz zaman zaman sizi şaşırtan yağmurlarla, hemen ardından açarak içinizi ısıtan güneşle neşeleniyor. Bu küçük şehrin heyecanlı iniş çıkışları sizi de canlı tutuyor. Söylenildiğine göre Salzburg'a gelen turistlerin başlıca motivasyonu Salzburg'un gelişmiş sanat ve müzik kültürüymüş. Mozart ve her yıl organize edilen Salzburg festivalleri özellikle klasik müzikseverleri şehre çekiyor. Açıkcası bizim böyle bir motivasyonumuz olmadı! Biz sadece bu güzel, sıcacık, samimi şehri merak ediyorduk. Tabii bu merakımızı giderirken, tarih kokan sokaklarda dolaşmak, müziğin ritmine dalmak fena olmadı. Biz, Mirabell Bahçeleri'nin yanında şehir veya park manzaralı Sheraton Otel'de kaldık. Otelin yanı başında parkın olması oğlum için paha biçilmezdi. Söz Mirabel Bahçeleri'nden açılmışken oradan devam edeyim. Kentteki tek büyük park Mirabell. Yanı başındaki Mirabel Sarayı'nın aşk bir hikayesi var. Sevgilisine aşkını göstermek isteyen zamanın Prens Başpiskoposu tarafından 1606 yılında yapılmış. Prens bu sarayda evlenmiş ve 15 çocuk sahibi olmuş. Ama eşi ölünce binayı satmış. Barok mimarinin en güzel örneklerinden olan sarayın Mermer Salonu balo salonu olarak kullanılmış. Burada Mozart konserler vermiş. Bugün Belediye tarafından kullanılıyor. Mirabell Sarayı'nın etrafındaki bahçeler de büyüleyici güzellikte. Heykellerle, çeşmelerle, dantel gibi işlenmiş izlenimi veren çiçeklerle süslü bir bahçe burası. Uzun uzun vakit geçirip, doğanın sizi sakinleştirmesine izin verin. Bırakın yanınızdaki ve içinizdeki çocuk eğlensin biraz. Oğlum Emre'yi bir süre kendi haline bıraktım bu güzel bahçede, 1715'te yapılan Cüce Heykelleri bölümünde epey eğlendiğini söyleyebilirim.

KEYİF İÇİN HELLBRUNN SARAYI
Bahçe huzuru yettiyse yola devam. İnsan içine karışmak için istikamet eski şehir merkezi. Ortaçağ'dan kalma yapıların arasında modern insanları görmek, küçücük ve dar sokaklar arasında kaybolmak paha biçilmez. Adeta bir açıkhava müzesindeyiz. UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren eski şehirde, turistlerin ziyaret ettiği yerler arasında Hohensalzburg Kalesi, Katedral, Eski ve Yeni Rezidans olarak adlandırılan eski başpiskoposluk binaları, Mozart'ın doğduğu ev, festival salonları, Salzburg Üniversitesi ve alışveriş caddesi Getreidegasse bulunuyor. Her ne kadar Getreidegasse'de inşaat çalışmaları sürse de, bu alan insanı büyülüyor. Mozart'ın doğduğu ev büyük ilgi görüyor ama sanırım beni en çok etkileyen yerlerin başında Mozart Konservatuvarı'nın avlusu geldi. Salzburg Kalesi mutlaka görmeniz gereken yerler arasında. 1077 yılında, şehir merkezinden 120 metre yüksekteki Keşiş Dağı üzerine, savunma amacıyla yapılan kaleyi koruyan surlar 1462 yılında inşa edilmiş. Yapı, Avrupa'nın Ortaçağ'dan kalan en büyük kalelerinden biri olma özelliğini taşıyor. Bir fünikülerle çıkılan kalenin içinde küçük dükkanlar, kafeler ve bir müzenin yanı sıra zindan ve işkence odaları da var. Kalenin içindeki celladın evi haliyle en çok ilgimizi çeken yer oluyor. Öğle yemeği için Festung Hohensalzburg Restaurant'a giriyoruz. Manzara tabii ki muhteşem! Kaleden inip soluğu Katedral'de alıyoruz. Burası barok mimari tarzının önemli eserlerinden biri. 8. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş. İkinci Dünya Savaşı'nda epey hasar görmüş. Salzburg'a güzellik katan unsurlardan biri da Salzach Nehri. Nehrin her iki kıyısındaki alanlar çim ve yaz günü bu çimler adeta birer plaj görevi görüyor: Güneşlenenler, yürüyenler, köpek gezdirenler, bisiklete binenler... Salzburg'a çocukla geldiyseniz Hellbrunn Sarayı'nı görmeden dönemezsiniz! Dönerseniz büyük hata yaparsınız. Saraydaki su oyunları sadece çocuğunuz için değil, sizin için de büyük eğlence olacak bana inanın! Saray Salzburg'a sadece beş kilometre mesafede. Minyatür göletleri, fıskiyeleri ve büyüleyici güzellikte süs bahçeleri harika bir yer. Biz sarayı gezerken bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyordu. Ve saraydaki rehberimiz eşliğinde su oyunlarına katıldık. Bu aktivite için önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Sarayın farklı yerlerinde, bir zamanlar eğlence için konuklarına su şakaları yapan bir kralın izini sürdük. Yağmur zaten yeterince ıslattığı için su oyunlarındaki şakalar bize pek etki etmedi ama Emre Salzburg gezisinin bu bölümünü çok eğlenceli bir anı olarak hafızasına yerleştirdi.

MADENCİ OLMANIN TAM ZAMANI!
Salzburg tuz kenti anlamına geliyor. Su kenarında olmasının yanı sıra 'beyaz altın' olarak adlandırılan tuz yatakları nedeniyle yıllarca önemli bir ticaret merkezi olmuş. Haliyle şehrin yakınlarında tuz madenleri var. Bu madenlerin bir kısmı turistik unsur olmuş. Madenlere düzenlenen turlar, tıpkı bir madenci gibi giyinerek madene inmek ve madende Salzburg'un tuzun geçmişini öğrenmeyi kapsıyor. Madende kurulan perdede tarihi bir yolculuğa çıkarken bir taraftan da çok farklı bir ortamda olmanın keyfini yaşıyorsunuz. Madenciler gibi daha derinlere kaydırakla kaymak da için eğlencesi...

MOZART DİNLEMEDEN OLMAZ!
Salzburg'u ve Mozart'ı birbirinden ayrı düşünmek olanaksız. Havalimanı, konservatuvarı, müzeleri, meydanı, heykeli, konserleri, çikolatası ve magnetleriyle Mozart adeta bir Salzburg markası. Biz de bu markadan nasibimizi aldık. Seyahatimizin en önemli ayaklarından biri, Mozart konseri eşliğinde yiyeceğimiz yemekti. Sekiz yaşındaki oğlumu günler öncesinden St. Peter Stiftskeller Restoran'daki konserli yemek için, "Benim kavalyem olacaksın, son derece kibar olmalısın, yaramazlık yok" diyerek bunaltmıştım. Konser salonuna girdiğimiz andan itibaren, hepimiz zamanda yolculuk yapıp geçmişe döndük. Dev şamdanların süslediği yemek masamız, tarihten kopup gelmiş kostümleriyle garsonlarımız, atmosfer bizi zaten Mozart konserine hazırlamıştı. Son derece etkilendiğimiz ama bir yandan da son derece turistik bu aktivite bize iyi geldi.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.