X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sürmenaj oldum... Kalıcı değil... geçecek...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sürmenaj oldum... Kalıcı değil... geçecek...

  • Giriş Tarihi: 26.1.2013 09:33 Güncelleme Tarihi: 26.1.2013 09:48

TV haberciliğine bir süre ara veren Mithat Bereket sağlığıyla ilgili söylentilere ilk kez cevap verdi:

20 yıl olmuş... Kudüs'te karşılaştık. Hebron katliamı olmuş, dünya medyası Kudüs'e akın etmişti. Mithat 32. Gün için gelmişti. Ben Sipa Press için. Mithat TV haberciliğinin yıldız muhabiriydi. Ben kendini kanıtlamaya çalışan bir yeni muhabir. Bana el verdi, elime bir adres verdi, yapamadığı haberi ben yaptım. Onu hep böyle hatırlarım. Mehmet Ali Birand'ı da! O da bana el verdi, "kameranın en güzel gülen yüzü" dedi, TV haberciliğinde bana fırsat verdi. Durmak bilmemesi, yaratıcılığı, çalışkanlığı en büyük gücüydü. Gülümsemesi de....
Birand'a veda etmek kolay olmadı çünkü o bizim hayatımıza dokundu. Pek çok insana yaptığı gibi, kendini paylaştı. Paylaştıkça yenilendi, büyüdü...
Mithat'la bu kez Birand'a veda ederken yan yanaydık. "Birand bana fırsat verdi. Durmasını bilmedim, çok çalışmaktan sürmenaj oldum" derken bile gülümsüyordu.

- Uzun zamandır ekranda yoksun. Herşey yolunda mı?
- İlk defa sana açıklıyorum. Birand'ın anma programları oldu, beni davet ettiler. Eski halimi bilenler 'Bu çocuğa ne olmuş?' dedi. Beni ekranda görenler, 'Sarhoş mu, felç mi oldu, kanser mi?' demişler. Beynimde hasar yok. Üç yıl boyunca günde iki saat uyudum. Aşırı yorgunluktan başıma gelen şey: Sürmenaj! Beynimle adaleler arasındaki iletişimde yavaşlama var. Doktor günde sekiz saat uyumazsam bu hasarın kalıcı olacabileceğini söyledi. Kendime kötü davrandım şimdi düzeltmeye çalışıyorum. Kendime acımıyorum ama eski halimin değerini daha iyi anlıyorum. Her sabah radyo programı, haftanın her günü bir yerden canlı yayındaydım. Bir gün Brüksel, bir gün Lüksemburg, bir gün ortadoğu... Günde üç saat uykuyla idare ediyordum. Ondan sonra vurdu bana. Acil servis, doktorlar, MR'lar falan. Sürmenaj denildi. İki senedir bu durum devam ediyor. Tedavi görüyorum, aynı zamanda dinleniyorum. Allah'a şükür kafa sağlam... Bir tek kafamdan geçen düşünceler ağzımdan aynı şekilde çıkmıyor.

- Kendi sağlığını niye bu kadar önemsemedin?
- Gerçekten bilmiyorum. Beni en mutlu eden şey haberden habere koşmaktı. Birand bana fırsat verdi. Durmasını bilmedim. Hâlâ da duramıyorum. Dilimdeki yavaşlama yüzünden Pusula programına ara verdim ama Kadir Has Üniversitesi'nde öğrencilere ders vermeye, belgesel çekmeye, yazı yazmaya devam ediyorum. 30 yaşımdan itibaren sürekli uykumdan yedim, beslenmeme dikkat etmedim. İnsanlara hayır diyemedim.

- Bu hastalığın tam adı nedir?
- Sürmenaj diyorlar. Kas yorgunluğu diyenler var. Valla dinlenmeyi öğreniyorum. Aslında yavaş konuşsam anlaşılır olacağım ama alışık değilim. Hızlı düşündüğüm için hızlı konuşuyorum. Televizyonda böyle yavaş konuşan konukları görünce sinir olurdum, 'Neden yavaş konuşuyor?' derdim, başıma geldi. 1985'te Birand'la başladım gazeteciliğe. 28 sene oldu. 17 senedir de Pusula programını yapıyorum. Haftalık 40 dakikalık bir belgesel program. Doktorlar yasaklamasa hâlâ devam edecektim, zorunlu olarak ara verdim.

- Doktorlar neden yasakladı? Daha kötüye gidebilir miymiş?
- Evet kalıcı olabilirmiş. Stres bu hastalığı tetikleyen en önemli şey... Bana doktorlar 'Adrenalini bırak, normal insan ol,' dediler. Olmaya çalışıyorum ama çalışmaktan kendimi alamıyorum. Şimdi almak zorunda olduğum vitaminler var. B-12, B-6, B aminoasit vs. Metabolizmayı diri tutmak, canlı tutmak zorundayım.

- Birand'ı hiçbir şey durduramadı. Sadece ölüm durdurdu. Onun öğrencisi olarak geçtiğimiz haftadan bu yana, Birand'ın vedasıyla kendine sorular sordun mu?
- Evet. Birand'ın öğrettiği bir şey var; her şekilde yola devam etmek, üretmek, önümüze bakmak. Şu an televizyonda üretmiyor olabilirim ama öğrencilerime ders veriyorum, yeni haberciler yetiştiriyorum, belgeseller üretiyorum, bilgilerimi paylaşıyorum, çeşitli yayınlarda yazmaya devam ediyorum. Yaşadıklarımı yazmamı istiyorlar. Savaş hikayelerimi... Onlardan bir roman yazacağım. Tom Clancy gibi gerçek hikayelerin üzerine kurgu yazacağım. Torunlarıma anlatacak hikayem var. En son bu halimle de olsa Suriye'ye gitmek, sınırdan geçmek istedim. Halep'e gitmek istedim bu halde. Ama orada kimin eli kimin cebinde belli değil. Vazgeçtim. Allah'a şükür şu an televizyon dışında her alanda üretebiliyorum.

KENDİNİ PAYLAŞMAZSAN OLDUĞUN YERDE KALIRSIN

- Bir dönem aynı saatte farklı kanallarda program yaparak Birand'la rakip bile oldunuz... Bu rekabet TV dışında da var mıydı?
- Hayır, hiç olmadı. Birand'ın öğrencileriydik. Ben ve Can (Dündar), Bab-ı Ali'den gelen ekol değildik. Bir TRT bir de Bab-ı Ali ekolü vardı. İkisinden de değildik. Gözümüzü Birand ile açtık, Birand öğretti bize her şeyi. Haber neredeyse oraya gitmeyi öğrendik. Duyduklarımızı değil, gördüklerimizi anlattık. Birand bize yapılamayanı yapmayı, düşünülmeyeni düşünmeyi, hiçbir şeye bağlı olmamayı öğretti. Hiçbir prensibinden vazgeçmeden! Bize ideolojik olmamayı öğretti. Bu yüzden kulis yapmak gibi bir güdümüz dahi yok. Çok çalışırdık. Gençken uykusuz kalmak koymuyor insana... Farketmiyorsun. Herkese yardım ederdim, kendimi düşünmezdim. Eşim çok anlayışlı, beni anladı. Çocuk yaparsak bir gün, o zaman galiba tam dururum. İçimde bir tarafta bir göçebe Mithat Bereket var. Bir tarafta Antakyalı büyük bir aileden gelen geleneksel Mithat Bereket var. Çocuklarım olsun istiyorum ama daha değil! Bu iki Mithat sürekli çatışıyor. Hayatım havaalanlarında, uçaklarda, otellerde geçmiş. Bazen çukur kazıp yattığım oldu gerillalarla, bazen beş yıldızlı bir otelin beyaz çarşaflı yatağında. Bu iki ucu da yaşamayı seviyorum. Birand da öyleydi. Ekstremde yaşayınca galiba normale dönmek zorlaşıyor.
- Birand'ın öldüğüne inanmak istemiyor insan....
- Aynı şey bende de var. Sanki Birand ölmemiş, o his hep içimde. Stend takılırken kalbi durduktan hemen sonra hastaneye geldim. Gazeteciliği, haberciliği en zirvedeyken gitti. Hangi köşe yazarına nasip olur? Yazısının yayınlandığı gün ölmek? Zaten kimse durduramadı onu. Sadece ölüm durdurdu.
- Ölümü göze alarak en riski bölgelerde, savaş muhabirliği yaptın. Bu kadar risk, bu kadar çalışma, büyük haberler yapmak büyük manevi tatmin sağlıyor peki maddi olarak kazandırdı mı?
- Aç kalmadım ama süper zengin de olmadım. Hiçbir zaman parayı düşünmedim. Biz emekçiyiz. Masanın öbür tarafına geçmeyi de hiç düşünmedim. Kanal D'den, CNN Türk'ten yayın yönetmeni olmam için teklifler geldi. Birand'la dokuz sene çalıştım. Bir gün Kanal D'den teklif geldi. Birand'a gittim, söyledim. Durdu şöyle, 'Git' dedi. Ve gönderdi beni. Basında yok böyle bir insan. Bildiğini paylaşır, kendine rakip doğurur. Birand'ın programının karşısına koydular benim programımı. Hiç unutmuyorum bir keresinde Kıbrıs'taydık Yeşil Hat'ta Denktaş Klerides görüşmesi olacak. Desoto vardı. Biz canlı yayındayız. Yağmur yağmaya başladı bütün TV kanalları kaçtı. Biz kaldık, hâlâ yayındayız. Araya reklam girdiğinde 'Mithat ne yapıyoruz? Biz ahmak mıyız bu yağmurda?' dedi. Ertesi gün telefon açtı. '3-0 yendin beni,' dedi. Çünkü ben o gün Denktaş'ı yayına çıkardım. Canlı yayında Desoto'ya laf attım sonra da akşam herkesin katıldığı bir toplantıyı haber yaptım. Bazı gazeteci, işadamları var ki, boynuz kulağı geçsin istemiyor. Paylaşmaya açık değiller. Yanlarındaki insanların yükselmesini istemezler. Birand'da böyle kompleksler yoktu. Paylaşırdı. Çünkü kendini paylaşmazsan olduğun yerde kalıyorsun.

BİLEZİĞİMİ BİRAND'IN KOLUNA TAKTIM

- En son ne zaman konuştun Birand'la?
- 20 gün önce telefonla görüştüm. İlk ameliyatında, pankreas kanseri olduğunu öğrenince şok oldum. Savaş muhabirlerinin takıntıları, uğruları falan vardır. Sudan'da Zulu kabilesiyle üç ay yaşadım. Bana fil kuyruğundan yapılan bir bilezik hediye etmişlerdi. 'Bu seni koruyacak,' dediler. Kolumdan hiç çıkarmadım. Yıllar sonra Güney Afrika'da beyazlarla siyahlar arasında bir çatışmanın ortasında kaldım. Herkes kaçtı bir yerlere. Dondum kaldım. Ayağımın ucuna bomba düştü. Patlamadı. O bombayı hâlâ saklıyorum. Bu bileziğin aynısını Birand'ın ameliyat olacağı gün Güney Afrika'dan getirttim. Koluna taktım. Bileziğin gücüne ikimiz de inandık..
- Zor bir soru ama Birand olsa bunu sorardı. Bir gün Birand'ın 'anchorman' koltuğuna oturacak gazeteci kim olabilir?
- Yani birini alacak, koyacaklar mutlaka. Birand gibi birini bulmak zor. O yaşamı bir sanat haline getirdi. Tırnaklarını hayata geçirmek, emmek, bırakmamak... Ne yazık ki o tür insanlar daha çabuk gidiyor aramızdan. Ara duygular insanı yüceltiyor. Kıskançlık, nefret, öfke bunlar ana duygular. Bir de ara duygular var. 3 bin tane baharat var mesela, yiyorsun, tatlı mı değil mi karar veremiyorsun. Afganistan'da evi bombalanmış bir kadın. Kocası ile büyük oğlu içeride yatıyor. Ölmüşler. Sen geldin diye çamurlu bir çaydanlıkta sana çay koyuyor. Orada ağlıyorsun ama gülümsüyorsun. 47 yaşındayım ama 60 yaşında gibi hissediyorum kendimi. Yani ölümü gördüm, insanların ne kadar vahşi olduklarını gördüm. İnsanoğlu garip bir varlık. Çok yüce ama çok vahşi olabiliyor.

kalan karakter 1000

Mandela Mandela

El Halil e Hebron diyen biri olmamalıydı bu ropörtajı yapan

Aynı Görüşte misiniz?
evet2
hayır0
cevapla 06.12.2013 15:38
egemen egemen

Türkiye'de en çok sevdiğim gazetecidir..İlahımdır benim o..

Aynı Görüşte misiniz?
evet5
hayır2
cevapla 26.01.2013 12:23

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.