X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Gazze'de kaldığımız ev fare kaynıyordu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Gazze'de kaldığımız ev fare kaynıyordu

  • Giriş Tarihi: 7.2.2013

Arafat'la evliliğimizi 2 yıl gizledik. Beni ondan isteyen işadamları bile oldu. Gazze'deki evimiz fare kaynıyordu. Orada nasıl yaşadım bilemiyorum

SUNUŞ
Kasım 1994 Gazze…
Tarihin akışını değiştirip İsrail Başbakanı İzak Rabin'le Oslo Barış Anlaşması'nı imzalayan Yaser Arafat'ın dönüşünden 4 ay sonraydı. Barış sürecinin sessiz mimarı Şimon Peres'le görüştükten sonra Arafat'la randevuma yetişebilmek için dışişleri bakanlığının kapısında beklettiğim taksiye atlayıp yola çıktım. Aslında 48 saat içinde Gazze'ye ikinci kez gidiyordum. İlk gidişimde Arafat'ın karargâhının kapısında, yaklaşık 15 saat bekledikten sonra görüşememiştim. Peres'le ertesi günkü randevumu kaçırmamak için de kamera ekibimle birlikte sabah apar topar dönmüştüm Kudüs'e. İsrail, 1 milyon Filistinli'nin yaşadığı Gazze'nin etrafına henüz dev duvarlar örmemişti ama yine de 40 bin Filistinli'nin her gün çalışmak için İsrail'e geçtiği sınır kapısını zaman zaman kapattığı için Gazze açık hava hapishanesine benziyordu. 500 metre ilerde park eden Filistin taksisine atladık. İstikamet yine Arafat'ın Gazze'deki karargâhıydı. Yine kapıdaki uzun bekleyişimiz başladı. Filistinli komandoların "Abu Ammar" dediği Arafat, her zamanki gibi bütün gece çalışıp gün boyunca uyuyordu. O akşam ancak 7'de geldi karargâhına. Danışmanları "Biraz sonra sizi alacağız" dediler ama saatler yine akmaya başladı. Gece yarısını çoktan geçmeye başlamıştı ve ertesi sabah erkenden Gazze'den ayrılıp uçağa yetişmek zorundaydık… Danışmanlarıyla artık tartışmaya başladığım sırada Arafat sesleri duyup çalışma odasının kapısına çıktı ve koluma girip beni içeri aldı. Söyleşiye başladığımız zaman çok yorgun olduğu öylesine belliydi ki! Arafat, 27 yıl sonra sürgünden Filistin topraklarına dönmüştü ama kapana kısılmış gibiydi. Gazze'de doğan İslami Direniş Hareketi yani Hamas Arafat'ın liderliğini kabul etse de FKÖ yönetimini içine sindiremiyordu. Ayrıca barış anlaşmasını hiçe sayıyor "İsrail'i yok edeceğini" açıklayıp eylemlerini sürdürüyordu. İsrail de her eylemde sınır kapılarını kapatıveriyordu. Henüz Batı'dan fonlar da akmıyordu. Arafat yönetimi Gazze'nin günlük 700 bin ton çöpünü bile toplayamıyordu. Hamas'la FKÖ arasında iç savaş an meselesiydi. Arafat'la o gece uzun bir söyleşi yaptım. Yıllar önce "İsrail'le bir gün sınır komşusu olmayı hayal ediyor musunuz?" diye sorduğum zaman kızdığı gibi yine bana çok kızdı o gece. "Gazze'de kapana mı kısıldınız?" diye sordum. Önce "Kimse Filistinlileri tuzağa düşüremez. Kimse!" diye bağırmaya başladı. Sonra da Filistin sorunu çözülmeden barış olmayacağının nedenlerini uzun uzun anlattı. Arafat'ın o gün bana kızmasının arkasındaki bir başka sırrı ise 20 yıl sonra Malta'da Süha Arafat'tan öğrenince çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Süha'nın hayatındaki sırları anlattığı söyleşimize dönelim. NB


***
Süha Arafat'la 3 gün boyunca zaman tünelinde o kadar uzun saatler sohbet edip dolaştık ki bazen kahkahalarla güldük, bazen de birlikte hüzünlendik. Arafat'ın kızı Zahwa da çoğu zaman yanımızda hayretle dinliyordu annesini. Önce kartal yuvası gibi Akdeniz'e bakan dairesinin geniş salonunda başladık sohbete. Sonra Filistin yemekleriyle donatılmış sofrada akşam hep birlikte yemek yiyip devam ettik. Ertesi gün buluştuğumuz zaman Zahwa okuldaydı ama televizyon için çekim devam ederken bize katıldı. Ne kadar da çok konuşacak şey varmış meğer… İkinci gün bazen gizli aşk ve evlilik yıllarına döndük. Bazen de Gazze'ye tarihi dönüşün ardından yaşadığı şimdiye kadar gizli kalan acılara! Önce aşk ve heyecan dolu anılarla başlayalım. "Arafat'la evlenmeyi hayal etmiş miydin?" diye sohbete girdim. "Hayır, hiçbir zaman" diye tepki gösterdi ve anlatmaya başladı: "Zaten ondan önce hayatım tamamen farklıydı. Çocukluk yıllarım çok güzeldi. Kudüs'te ve Nablus'ta yaşadık. Babam bankerdi. Annem de tanınmış bir gazeteci. Annem Filistin davası savunucusu olduğu için zaman zaman ev hapsine çarptırılıyordu ama yine de güzel yıllardı. Arafat'la evlenmeseydim normal bir hayat yaşardım herhalde. Zaten bir Fransız nişanlım vardı. Tanıştığımızda Fransız nişanlımı bırakıp Filistinliyle evlenmem gerektiğini söylüyordu."

İLK GÖRÜŞTE ÂŞIK OLMUŞ
O anlatırken araya girip "İlk defa sana kalbini ne zaman açtı?" diye sordum. Süha 30 yıl öncesine dönüp anlatmaya devam etti: "İlk kez onu 1985'de tanıdım. 23 yaşındaydım. Annem Ürdün'de Arafat'la görüşmeye gitmişti. Ben de birlikteydim. Evi bir Filistin göçmen kampına yakındı. Yanımızda kız kardeşlerim de vardı ama o sürekli bana bakıyordu. Bir gariplik vardı ama farklı duygularla baktığını anlayamadım. Daha sonra bana 'Seni ilk Ürdün'de gördüğüm zaman âşık oldum. 4 yıl peşinde koştum' dedi. İnanabiliyor musun? O ilk anda karar vermiş anlaşılan." Süha anlatırken yeniden yanında sessizce dinleyen Zahwa'ya dönerek "Baban anneannene kızını gönder mesajım var diyormuş. Benim haberim yok tabii" diye gülerek sürdürdü: "Annem onunla çalışıyordu ve Filistin'de ev hapsindeydi. Benimle anneme mesajlar gönderiyordu. Sonra bana hayatında iki kadını sevdiğini söyledi. İlki Nada adında yakın bir arkadaşının karısıydı, iki çocuğu vardı. Kocası ölünce onunla evlenmek istemiş ama onu da öldürmüşler. Falanjistler mi? İsrail mi öldürdü bilmiyoruz. Bana Nada'nın ölümünden 20 yıl sonra anlattı ve hayatında beni tanıyıncaya kadar başka kadını sevmediğini söyledi. Bunu sürekli söylüyordu. Ben de sorumluluk hissetmeye başlamıştım. Geriye dönemedim."

'ARAFAT'SA ARAFAT...'
Süha öylesine doluydu ki bazen bir şey sormama gerek bile kalmadan anlatıyordu: "2-3 yıl her şey normalmiş gibi evimize gelip gitti. Benim tercümeleri yapmamı istiyordu. Aklında neler olduğunu o zaman anlayamadım. Her şey 1988'de Bağdat'ta oldu. Ona bir mesaj götürmüştüm. O zaman bana ısrarla 'Bırak şu Fransız nişanlını' dedi. Sürekli de 'Eğer daha genç olsaydım seninle evlenirdim' diyordu. Sonunda Fransız nişanlımı bıraktım. Zaten erkek olarak beni çok etkilemeye başlamıştı. 'Arafat'sa Arafat. Ne yapalım' gibi bir şımarıklık da vardı tabii. O Filistinlilerin lideri olduğu için âşık olmak gerekir gibi düşünceye hiç kapılmadım. Yani onun gücü değildi beni etkileyen. Her Filistinli kadın onun için ölebilirdi ama ben öyle bakmadım." Ya gizli evlilik yılları? Süha sırlarını paylaşmaya devam etti: "Hiçbir zaman sekreteri olmadım. Aşkımız başladığı zaman ona yakın olmak için tercümanlığını yapıyordum. O sırada gizlice evlendik. O kadar zor bir çalışma ortamıydı ki hiçbir zaman o atmosferde çalışmazdım. Ama yanında olmamı istiyordu. Hayatımda o kadar çok fedakârlık yapmak zorunda kaldım ki! Evliliğimizi 2 yıl gizledik. Bazen çok zengin işadamları Arafat'a gelip benimle evlenmek istediklerini ve iznini istiyorlardı. Düşünebiliyor musun? (gülerek ) Ben de 'Eğer evliliğimizi açıklamazsan güzel tercümanını, sekreterini istemeye gelenler çok olacak' diye takılıyordum. Arafat'ın sekreteri demelerine bile aldırmıyordum. Sekreteri olmak da gurur vericiydi. Hiçbir şey umurumda değildi." Gelelim Tunus'taki gizli nikâha… Süha ilk kez o günü gülerek anlattı bana: "Tunus'ta imam nikâhı kıyıldı ama orada siville dini nikâh birlikte kıyılıyor. Nikâh memuru önce bana geldi. Evrakları imzaladım. Sonra da ona gitti. Yani ayrı ayrı imzaladık. Gelinlik de giymedim. Kimse de yoktu. Filmlerdeki gibi bir hikâye... Tunus'ta bir gün bütün dünyadan Filistinli işadamlarıyla toplantı yapılıyordu. Çoğu da genç ve yakışıklıydı. Özel jetleriyle geldiler." Süha bir an durdu ve Zahwa'ya dönüp gülerek anlattı: "Anneni gördükleri zaman hepsi de bana bakıyordu. Yaser 'Neden seni buraya getirdim ki' diye söylenmeye başladı." "Yaser Arafat kıskanç mıydı?" diye sorunca ise kahkahayı patlattı: "Tabii. Hatta bazıları da gelip evlenmek için izin istedi. Çok komik bir durumdu ama ben de alışmıştım aslında."

GAZZE'DEKİ FARELİ EVİMİZ…

Süha'nın gerçeklerle yüz yüze gelmesi uzun sürmedi aslında. Zor hayat Tunus'tayken başladı. Korumalar hiç yalnız bırakmıyordu. Eskisi gibi yalnız çıkıp sokaklarda yürüyemiyordu artık. Tunus'ta ilk tanıştığımız zaman da bana korumalardan yakındığını hatırlıyorum. Ama esas zorluklar 1 Temmuz 1994'te Gazze'ye dönüşte birlikte başladı. Süha o günleri anlatırken hâlâ aynı dehşeti yaşar gibiydi: "Yaşamaya başladığımız ev fare doluydu. Temizlemek için kapanlar kurduk. Ama gece odamızda bile fareler dolaşıyorlardı. Kurduğumuz kapanlara bir fare girince de çığlık çığlığa bağırıyordu. Ben uykumdan çığlık atarak uyandığım zaman Yaser 'Burjuva karım korkuyor' diye şaka yapıyordu. Korkunçtu. Orada nasıl yaşadım bilemiyorum." Böylece Gazze'ye dönüşle birlikte Süha için cehennem gibi bir hayat başlamış oldu. Entrikalar ve dedikodularla dolu bir hayat. Daha da önemlisi yapayalnız bir hayat! Süha "Sadece Allah yanımdaydı" diyor.

ONU TERK ETMEMDEN KORKAR, BENİ UÇAK YOLLAYIP ALDIRIRDI
Yaser Arafat'ın genç karısını çok kıskandığı zamanlar da çok oluyordu o yıllarda. Süha o günleri de şöyle anlattı: "Evlendikten sonra ne zaman Paris'e gitsem hemen özel uçağını gönderip geri çağırıyordu. Ailemle 2-3 gün kalamıyordum. Paris'e gidip dönmeyeceğimi düşünüyordu. Hep onu terk etmemden korkuyordu. Bir süre sonra onun metresi olduğum dedikoduları dolaşmaya başlayınca evlenmeye karar verdik. Ama evlenirken kimseye haber vermedik. Annem 1991'de duyduğu zaman Paris'ten uçağa atlayıp beni anlamaya geldi. Genç olduğum ve beni kandırdığını düşündüğü için Arafat'ı suçluyordu. Arafat'ın hatası olduğunu düşünüyordu. 'Bu hayatı yaşamana izin vermeyeceğim' diyordu. Ama Arafat 'Biz çoktan evlendik' deyip evlilik cüzdanını gösterdi. Babam o sırada Paris'teydi ve o da çok karşı çıktı. Herkes annemim bu evliliği ayarladığı dedikodusunu yaptı halbuki doğru değildi."

YARIN: BEBEK MÜJDESİNİ YASER'E NEDEN VEREMEDİ?

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.