X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Mamak'ta çektiği bu fotoğraf şarkı oldu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Mamak'ta çektiği bu fotoğraf şarkı oldu

  • Giriş Tarihi: 11.11.2013

Meslek hayatında ses getiren binlerce habere ve fotoğrafa imzasını attı . Örneğin 12 Eylül sonrası asılan Erdal Eren'in son fotoğraflarını o çekmişti. O fotoğrafı görüp etkilenen Sezen Aksu, Ay'la birlikte "Son Bakış" şiirini yazmış, Onno Tunç da bestelemişti

BAŞLARKEN

Babıali'nin Savaş Ağabeyi, uzun yıllar başarıyla yaptığı haber programı A Takımı'nın kaptanını, 59 yıllık ömründe haberle yaşayan, haberle beslenen ustayı yazmak ne mümkün. Bu yazı dizisinde de onun kalemini göreceksiniz, onun dostlarını, onun hayatını değiştirdiği insanların duygularını okuyacaksınız. O anlatacak size "Savaş'lı yıllar"ı, dostları anlatacak. Dünyaya ismini kocaman bir iz olarak bırakan ve nesiller boyu gazetecilik camiasında yaptığı haberler dilden dile dolaşacak olan "Kaptan"ın ardından, geriye kalan koskoca bir hayatın satır başlarını bulacaksınız.

Savaş Ay'ı kaybettik. Ve onun ardından büyük ustayı yazmak hayatımın en zor görevi. Bu görevi de bana verdiler. Hem çok gururluyum, hem de kalbimde ağır bir yük. Gazetecilik mesleğinde muhabirlik ruhunu hiç yitirmeyen bu efsane haberci, hastalığında bile ölüme inat, ölümün gölgesinde hep yazdı. O bir çınar gibiydi, ayakta vazgeçti bu hayattan. En son bülbül sesli sanatçı Şükran Ay'ın vefatında annesinin hayat hikâyesini yazarken, "Ağabey, ne söylemek istersin, ne yazayım?'"dedim. "Annemi en iyi ben anlatabilirim. Ben yazacağım" dedi bana. Hep yazmak, haber yapmak isterdi. "Şimdi Usta yoksun. En zor görev de bana verildi. Nasıl yazacağım?"' diye kendi iç sesimle seninle konuşurken, doğruyu yine sen gösterdin bana. 40 yıllık meslek yaşamında, koştuğun her haberde anlatmıştın kendini, aydınlatmıştın kamuoyunu...



TENTEN'LE GAZETECİ OLDU

Savaş Ay, gazeteciliğe başlama hikâyesini şöyle anlatıyordu: "Sanat dünyasının içine doğdum. Ailem sanat dünyasından hep uzak tutmaya çalıştı beni. Çocukluğumda herkese futbol oynamak yasaklanırken, beni futbola teşvik ediyorlardı. O zaman çizgi roman Tenten vardı, çocukluk kahramanımdı. Tenten ne iş yapar? Gazetecilik. Tenten'den dolayı liseyi bitirir bitirmez gazeteciliğe başladım." Peki ya kanser kapıyı çaldığında, o mesleğin doruklarındayken ne olmuştu? Nasıl karşılamıştı?: "14 yıl önce gırtlak kanseri teşhisi konulduğunda bile kendime, 'Peki program ne olacak' dedim. Kapı çalınsa, 'kim o' demeyeceksin diyorlar, olacak iş mi? Ben konuşmayı şehvetle seven bir insanım. Çok şükür programa bir gün bile ara vermedim, tedaviye başladım. (...) Bir süre sonra şunu keşfediyorsunuz; esas doktor ve ilaç kafada... Zaten insan programdan programa koştururken, her şeyi unutuyor. Meşgaleyi meşguliyet haline getireceksin. Hastalık kapını mı çaldı? 'İçeride biri var, meşgulüm kardeşim. Senle uğraşamam' diyeceksin." Meslek hayatı boyunca hem yurtiçinde, hem de yurtdışında ses getiren binlerce habere, fotoğrafa imzasını attı ama biri var ki unutulmazlar arasındaki yerini almıştı. Mamak Askeri Cezaevi'nde idam hükümlüsü bir gencin, Erdal Eren'in son fotoğraflarını o çekmişti. Ve o fotoğrafı milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görüp çok etkilenmişti. Savaş Ay'a: "Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki... Hikâyesini de okudum. Ama beni esas vuran o 'Son Bakış' fotoğrafıydı Savaş" demişti. Ve şöyle anlatıyordu Savaş ağabey:

ONNO'YA VERDİK, BESTELEDİ
"Birlikte bir şeyler yazdık. Onno'ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici... Ve işte o ağıtın sözleri: "Bir an duruşu gibi / Ömrün gidişi gibi / Veda ederken/ Aşk ateşi gibi söner iç çekişler / Amman amman yandım aman/Kurşun gibi izler /Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" diyordu. O fotoğrafın ve dilden dile dolaşan son bakışın hikâyesini kendisi şöyle anlatmıştı: "Yarım saat kadar yanında kalıp, koşullar elverdiğince konuşup, yaklaşık iki makara fotoğraflayıp ayrılmıştım oradan. Deklanşöre son defa basıp, parmaklıklar arasından 'sessiz sitemsiz' bakışını dondurduğum o günün gece yarısında gidip aldılar onu hücresinden. Teamül gereği sivile, Ulucanlar Cezaevi'ne nakledip, sabaha karşı da hükmünü infaz ettiler, astılar Erdal Eren'i. 16 saat önce karşımda duran, konuşan, sıkıntısını paylaşan, işlediği söylenen suçla ilgili bilgiler vermeye çalışan kanlı canlı o 'çocuk' mahkûmu, devlet eliyle ipin ucunda sallanan bir ölüye döndürdüler yani. 12 Eylül ortamında Mamak Cezaevi'nde inceleme haber yapabilme 'mucize' iznini alan, Ankara büromuzdan Emin Çölaşan'dı. O gün için tek görevim foto muhabirliğiydi. Gazetede tek satır yazabilme şansım yoktu, sadece fotoğraflarım basılmıştı (...) Cezaevi Komutanı Raci Tetik Albay bizi onun hücresine götürürken, bir teğmen fısıldadı kulağıma: '1 hafta 10 gün içinde asılması kesinleşti bunun.' Hücre, dışarıdan gelen seyyar bir kabloya bağlı ampulle aydınlatılıyordu. İntihar etmesin diye almışlar bu önlemi. Üstleri geldiğinde mahkûmların arkalarını dönüp yukarıya bakma kuralı varmış. O da yukarı bakıyordu. Albay, 'Bize bakabilirsin Erdal' deyince döndü ve göz göze geldik. İşte tam o sırada ortaya çıktı içimdeki tanımsız yaratık. Durumun böylesi hazin, yakıcı oluşuna inat yapar gibi, başımın içinde dönüp duran ne varsa hepsini çalıp, dudaklarıma sessiz bir tekerleme oturttu. Küçücükken sokak oyunlarında ezberlediğimiz bir tekerlemeydi bu: Kürkünü giy, kürkünü giy. A benim canım kürkünü giy. Emin Çölaşan çok duygulandı, kilitlendi adeta. Tek kelime edemiyor, yutkunuyordu. (...) Bir süre sonra ayrıldık o hücreden. Saati geldiği için yemekhaneye doğru yürüdük..."

KOLUNDA SERUM İĞNESİ İLE HABERE KOŞAN ADAM
Savaş Ay, hayatını habere adayan, gerçek bir muhabirdi. 2.5 ay önce, Bodrum'daydı. Yemek yemekte, su içmekte bile zorlanıyordu. Apar topar Bodrum Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Kıpırdayacak hali yoktu ama önemli bir buluşmanın haberini almıştı: Mısır'da darbenin ardından ABD Büyükelçisi Francis J. Ricciardone, eski Mısır Ekonomi Bakanı ile Torba'da bir balıkçıda özel bir görüşme gerçekleştiriyordu. Kolundaki serum şişesini çıkarıp hastaneden firar etti; aracına atladı ve yaklaşık 10 kilometreyi son sürat gitti. Serum iğnesi hâlâ kolundaydı. Gittiğinde büyükelçi ve beraberindekiler balıkçıda yoktu. Ama onları yakındaki bir otelde buldu. Görüşmeyi fotoğrafladı ve haberini hazırladı. Haber, ertesi gün yalnızca SABAH'ta vardı. Sonrasında olayı anlatırken, "Büyükelçinin korumaları iyi ki kolumdaki serum iğnesi, bantlardan filan canlı bomba sanıp vurmadılar beni" diye kahkahalarla gülmesi de hayata ve işine bakışını gösteriyordu. BURAK ARTUNER

BUGÜN UĞURLUYORUZ
Savaş Ay, bugün üç ayrı tören ile son yolculuğuna uğurlanıyor. İlk tören, çalıştığı SABAH gazetesinin önünde 10.00'da düzenlenecek. İkinci tören saat 11.30'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapılacak. Savaş Ay, buradaki tören sonrası Fatih Camisi'nde ikindi namazı sonrası kılınacak cenaze namazının ardından Eski Topkapı Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

YARIN
COŞKUN ARAL YAKIN ARKADAŞINI ANLATTI. ARAL İLE BİRLİKTE ABDİ İPEKÇİ'NİN CESEDİNİ NASIL MORGA KALDIRDILAR

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.