Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Vicdan Hareketi'nden BM'ye mektup

Giriş Tarihi: 25.4.2016 17:26
Vicdan Hareketi'nden BM'ye mektup

''Birlikte yaşayabiliriz'' sloganıyla yola çıkan ve 2012'de faaliyet göstermeye başlayan , Suriye'de yaşanan dramlara ve iç savaştaki sivil katliamına dur demek adına 'e mektup gönderdi. 5 yaşında Suriyeli bir kız çocuğunun ağzından yazılan mektuba özlem, inanç, umut ve savaşın yıktığı hayaller damga vuruyor...

İşte Vicdan Hareketi'nin Birleşmiş Milletler'e gönderdiği o duygusal mektup...

ÇOCUKLAR ADINA…

5 yaşında, biraz cılız, biraz yaramaz ama çokça mutlu bir çocuğum. Oyuncaklarım, arkadaşlarım, , babam, etsem de ablam ve ağabeyim var. Ağabeyim, o okuldayken bütün eşyalarını karıştırdığımı fark ettiğinden beri kendi oyuncaklarını torbaya doldurup ağzını sıkıca bağlıyor. Parmaklarımın gücü yetmediği için torbayı açamıyorum ama bir gün ona kafa tutacak kadar büyüyeceğim. Yine de bugün bana en sevdiğim defterinden tam üç tane sayfa, bir de küçülmüş kalemini verdiği için boynuna sarılıp öptüm.

Son günlerde babam haberlere sinirlenip kendi kendine konuşuyor… Çok üzgün. Galiba tuttuğu takım yenildi. Sonunda hiç kapatmadığı gibi yüksek sesle izlediği televizyonun açılmasını da yasakladı. O mutsuzken yaramazlık yapamıyorum. Yüzü gülse iyi olacak.

Bugün Salih'le parkta oynarken büyük bir ses geldi, ilk kez böylesini duydum... Her yer toz oldu, herkes bağırıyordu. Sonra, Salih'le el ele tutuşup tozun geçmesini beklerken annemin sesini duydum, koşa koşa yanıma geldi, birlikte ablamla ağabeyimi okuldan aldık. 'Korkmayın, herkes güzel evlerde otursun diye Devlet eskileri yıkıp yenilerini yapacak' dedi ama bu pek hoşuna gitmişe benzemiyordu... Akşam babam yine hiç konuşmadı yemeğini yiyip dışarı çıktı.

Annem, yoksul insanları anlamamız için bir süre güzel yemekler yapamayacakmış. Eskisi gibi güzel kokulu kekler de yapmıyor, yokmuş. Ben de gizlice evden çıkıp Ayşe teyzeden istedim, bir kümes dolusu tavuğu var ama yumurta yok dedi. Koca kadının yalan söylediğini anlayınca gözlerim doldu, sonra 'bekle' deyip iki tane getirdi. Sevinçle koşarak eve gittim, annem kızdı ama yine de dayanamadı yaptı, öyle güzeldi ki bitmesin istedim. Çizgi film izlemeyi, Salih'i hatta Ahmet'i bile özledim. Annem erkenden uyumamızı istiyor. Ablam ve ağabeyim okula gitmiyor, tatilmiş.

Yıkılma gürültüleri çok sık oluyor, perdeleri bile açmıyoruz. Daha bugün evimizin sallandığı yetmiyormuş gibi bir de camlar patladı. Babam daha fazla burada kalamayacağımızı söyleyip aceleyle çıktı evden. Annem ağlamaya başladı, biz de yeni evimiz yapılana kadar başka yerde yaşayacakmışız. Eşyalarımızı bile toplamadık. Arabalarım, çizdiğim resimler, boyalarım... Kurmalı saatimi bile almadı annem. Ama ben yastığımdan ayrılamam ki, üzerindeki ayıcıklar benim arkadaşlarım, uyumadan önce onlarla konuşuyorum, hatta bazen yıldızlara doğru yürüyüşe bile çıkıyoruz. Üzülmeyecekmişim, nasılsa evimiz yapıldığında her şeyi daha güzel bulacakmışız. Annem yine her akşam kek yapacakmış, bir gün limonlu, bir gün kakaolu, bir gün havuçlu üzümlü, bir gün kremalı… Keşke Salih'i görebilseydim, gidiyoruz bile diyemedim. Eminim beni çok merak edecek.

Yola çıkalı üç gün oldu ve yol hiç kısalmıyor. Evimi, yatağımı, yastığımı, minik bardağımı, hayvanlı hikaye kitabımı, yumuşak halıya basmayı, suda oynamayı, kaşıkla yemek yemeyi özledim… Yeni bir ev de istemiyorum artık... Karnımda, kalbimin altında bir yer acıyor evimizi düşündükçe, anneme söyledim üşüttün dedi. Ama üşütme sancısı değil biliyorum, özledikçe oluyor… Sıcak, çok sıcak… İçtiğim su bile boğazımı yakıyor.

Dünden beri hiçbir şey yemiyoruz. İçimde öyle kötü bir boşluk var ki midem benimle konuşuyor sanki... Başkaları da yürüyor, bugün ablam ve ağabeyimle çocukların yanına gittik. Savaş dediler! Biz savaş olduğu için evimizi bırakmışız. Annem beni kandırmış. İnanmadım. O bize yalan söylemek çok kötü der hep, asla yalan söylemez. Evimiz yapılmaya başlanmıştır bile. Savaş mı? Ama annemin izlememe kızdığı filmde gördüğümüz gibi değildi ki? Yok yok, beni korkutmaya çalışıyorlar akıllarınca, savaşta insan ölür… Kimse ölmedi ki? Belki de öldü! Salih! Hayır, Salih'in evi bizimkinden daha eskiydi, o daha da sevinecek yeni eve. Çok yoruldum, hasta gibiyim. Annem ninni söylüyor uyumam için, evde gibi hissediyorum gözlerimi kapatınca… Çok uykum var 'Anne, saçlarımla oyna!'. Canım annem, çok güzel, en güzel hatta.

Tellerin arasından geçtik bugün. Filmdeki askerlere benziyordu diğer taraftakiler, konuşmalarını anlamadım ama biri beni kucağına alıp saçlarımı okşadı, yüzümü yıkadı ve su içirdi. Soğuk su! Elini öptüm sevinçten. Sonra bir yere götürdüler bizi. Çizgi filmdeki gibi tatile gelmiştik, çadırımız olmuştu. Sulu yemek ve ekmek! Sanki hiç doymayacakmışım gibi...

Sayamadığım kadar zaman geçti. Evi öyle çok özledim ki, hatırladıkça karnım ağrıyor. Geçen gün ne söylediğini anlayamadığım ağabey ve ablalar geldi, oyuncak dağıttı bize… İstediğim kamyonu alan çocuğa çok sinirlendim, verdikleri arabayı da fırlatıp ağlayarak annemin yanına koştum. Sonra az önceki abla çadırın önüne geldi, arabayı attığım için bana kızacak zannederken kamyon uzattı! Neresi olduğunu bilmediğim ve konuşmalardan hiçbir şey anlamadığım bu yerde kum taşıyabilecek bir kamyonum oldu... Mutluluktan ellerimi birbirine vurup bağırıyordum. Ablaya sarıldım, saçları yumuşacıktı ve mis gibi kokuyordu. Annemin saçları da böyleydi, artık değil! Ben onun saçlarını ellerime alıp koklayarak uyurdum… Kalbimin altındaki o yer iğneleniyor sanki… Niye böyle oluyor?

Herkes savaştan bahsediyor. Kafam çok karışık, galiba annem yalan söylüyor. Hesap sormak için gittim, babamla konuşuyorlardı… Akrabalarımızın yanına gidecekmişiz. Hem de gemiyle. Suyla oynamayı çok özlemiştim zaten… Heyecandan hiçbir şey sormadım anneme.

Denize gideceğimiz günü sabırsızlıkla beklerken, annem bir gece hepimizi uyandırdı. Uykuyla uyanıklık arası hatırlayamadığım bir biçimde gemiden daha küçük bir şeye bindik… Karanlıktı, kalabalıktı, hayal ettiğim gibi değildi. Uyumak daha iyiydi. Ama üşüdükçe uykum gidiyordu. Anneme iyice sokuluyordum ama titrememe engel olamıyordum. Ne kadar gittik bilmiyorum, bir bağrışmayla sıçradım. Annem bir taraftan kucağında beni tutarken bir taraftan babama, ağabeyime ve ablama bağırarak hızlı hızlı hareket ediyordu. Ne olduğunu bir türlü anlayamamışken ve annemin tüm çabalarına rağmen bir anda kayıp suya düştük. Annem batıp çıkıyordu beni yukarıda tutmaya çalışırken… Soğuk su! Su buz gibiydi… Çenemin birbirine çarparken çıkardığı ses kulaklarımı sağır edecek gibiydi. Annem çırpınıyordu… Ağzımdan, burnumdan dolan suları tükürmeye çalışıyordum ama su olağanca gücüyle ağzıma dolmaya başladı ya da ben suya batmaya… Anneme tutundum, gidiyorduk uzaklara doğru… Annemin sesi yoktu, babamın, ablamın ve ağabeyimin de… Sanırım anneannem gibi oluyordum, uzun bir yola çıkacaktım ve kıyamete kadar kimse beni göremeyecek, sadece hissedecekti. Ama ben onları hep izleyecektim... Ağlamaya başladım, çok özledim, evi, yastığımı, yorganımı, en güzel elbiselerimi, annemin yaptığı yemekleri ve kekleri, Salih'i, parkı, rüyalarımı... Tamam ama annemi, babamı, ağabeyimi ve ablamı özlemeye, onlardan uzak kalmaya dayanamazdım ki! Annem 'çocuklar ölmez, melek olur' demişti. Daha büyüyemeden melek olacaktım, kanatlarım olacaktı, yıldızlara dokunabilecektim hem de… İçimdeki bu sızı, kalbime batan iğneler ve koca Dünya'nın omzuma binen ağırlığı izin verirse!

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Vicdan Hareketi'nden BM'ye mektup
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz