X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Rum vahşetinin sembolüydü
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Rum vahşetinin sembolüydü

  • Giriş Tarihi: 26.11.2016 10:43
Rum vahşetinin sembolüydü
Rum vahşetinin sembolüydü

Beyaz renkten al bir renge bulanmış bir küvet. Üç masum çocuk ve bir anne. Çocukları can verirken kucağından ayırmayan bir anne. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bu olay 53 yıl önce Kıbrıs'ta meydana gelmişti. 3 evladını ve eşini bu katliamda kaybeden Tabip Binbaşı Nihat İlhan hayatını kaybetti.

Tarih sayfalarına 'Kanlı Noel' olarak geçen Rum vahşetinin yaşandığı tarih 24 Aralık 1963'tü. Tabip Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi Mürüvvet, oğulları Murat, Kutsi ve Hakan Rum çetesi EOKA tarafından vahşice katledilmesi Türkiye'yi ayağa kaldırdı o yıllarda. Doktor Binbaşı İlhan, Lefkoşa'da hamile bir Rum kadının doğumunu gerçekleştirdikten sonra rahmindeki ur kütlesini temizlerken eşi ve çocuklarının bulunduğu bölgede olayların yaşandığı haberini aldı. Ameliyatı tamamlayıp evine gitmek istedi sembol binbaşı. Ancak alay komutan gitmesine izin vermedi. Olaydan üç gün sonra ancak acı gerçekle yüzleşti İlhan. Eşi ve üç çocuğunun cansız bedeninin küvetin içerisinde hunharca katledilmiş şekilde bulduğunda tüm dünya başına yıkıldı. İlhan'ın ilk sözü, 'Vatan Sağolsun' oldu. 1963 yılında Türkiye'ye dönen İlhan tam 44 yıl Kıbrıs'a adım atmadı. 2007 yılında Kıbrıs'a 18 Mart Şehitlerini anma Günü için gitmişti Binbaşı İlhan. Hayata tutunan, doktorluğa devam eden sembol binbaşı Tuğgeneral rütbesine kadar yükseldi. Türkiye'de çocuk esirgeme kurumu başkanlığı yapan, birçok sivil toplum örgütünde de gönüllü çalışan kahraman doktor İlhan önceki gün sessiz sedasız toprağa verildi memleketi Elazığ'da. Kıbrıs'ta 1963 yılında 3 çocuğu ile eşi banyo küvetinde Rum çetelerce katledilen, tarihe Kumsal Katliamı olarak geçen simge ismi Tabip Binbaşı Nihat İlhan 92 yaşında hayatını kaybetti.



Beyaz renkten al bir renge bulanmış bir küvet. Üç masum çocuk ve bir anne. Çocukları can verirken kucağından ayırmayan bir anne. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan 53 yıl önce Kıbrıs'ta yaşanan bu katliam tarih sayfalarına 'Kanlı Noel' veya 'Kumsal Katliamı' diye geçti. Kıbrıs'taki 650 kişilik Türk gücünü oluşturan Kıbrıs Türk Alayı'nda görevli binbaşı Nihat İlhan'ın eşi Mürüvvet ile 3 küçük oğlu Kutsi, Murat ve Hakan saklandıkları banyoda küvetin içinde kurşun yağmuruna tutularak katledildi. Katliamın ardından bir daha Kıbrıs'a ayak basmayan İlhan, olaydan tam 44 yıl sonra 2007'de 18 Mart Şehitlerini Anma Günü için adaya gitti. O dönem yaşadıklarını anlatan Nihat İlhan, "Ailem katledilmişti ve ben 3 gün sonra öğrenmiştim. İlk sözüm de 'Vatan sağolsun' olmuştu. Gençler o vahşeti unutmuş ama biz unutamayız" demişti.

YALANA İSYAN İÇİN BURDAYIM
'Kanlı Noel Kumsal Katliamı'nın semge ismi Tabip Binbaşı İlhan Rumların, 'Katliamı Türkler yaptı' açıklamalarına isyan ederek acı olayın yaşanmasından tam 44 yıl sonra kendisi gibi doktor olan ikinci eşi ile çocukları Mustafa ile Şebnem'i de alarak Kıbrıs'a gitti. İddialara sert tepki veren İlhan, katıldığı törenden sonra Lefkoşa sokaklarında dolaşan İlhan Kıbrıs basınına şunları söylemişti: "Rumların yalanına isyan için buraya geldim. Türk askerlerinin bu katliamı yaptığı iddialarına isyan ediyorum. Bu yalanlar benim 44 yıldır sürdürdüğüm 'Kıbrıs'a gelmeme' kararımı bile değiştirdi. Birkaç yıl önce Kostas Yennaris adlı bir Rum gazeteci, Kumsal katliamına, Türkiye'nin müdahalesini sağlamak için Türk askerlerinin yaptığı yalanını ortaya attı. Son günlerde ise yine bu yalanı destekleyen KKTC medyasında yayınlar oldu. Kıbrıs meselesini Türkiye'den takip ediyordum. Kahroldum bu yalanlara. Böyle bir şey olabilir mi... İkinci eşim, kızım ve oğlumu alarak 44 yıl sonra adaya geldim..."



ÖNCE KARA TAHTADA YAKTILAR
Türkiye'de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı'na baştabib olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa'nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim. Alaya su sağlayan borular önce Rum alayına sonra Türk alayına geliyordu ve suyu sürekli kesiyorlardı. 1960 anlaşmalarına göre de Yunan, İngiliz ve Türk subaylar sürekli biraraya geliyorduk. Rum askerleri oduncu kıyafeti ile gizlice yakınımıza gelip sürekli bizim alay hakkında istihbarat topluyordu. Rum askerleri de Yunan alayının üniformaları içinde geliyor ve bilgi topluyorlardı. Bir defasında Türk ve Rum askerlerine tıp dersleri verirken Rumlar tahtaya benim karikatürümü yaptı. Bu karikatürde ateşin üzerine beni oturtmuşlardı ve 'Beni yakacaklarını' söylediler.

İLK SÖZÜM, 'VATAN SAĞOLSUN' OLDU
Sonra ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hala ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı. Hala ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi 'sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı' diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana 'başın sağolsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş' dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm 'Vatansağolsun' oldu.

SUNAY, ANKARA'YA GELİRSEN YENİ 6-7 EYLÜL OLAYI OLUR
Telefon bağlantısı kuruldu ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan o dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay beni aradı. Kumsal katliamında ailemin katledilmesinin yanı sıra 35 kişi de yaralanmıştı. Katliam, "Kanlı Noel" diye tarihe geçti. Cevdet Sunay önce geçmiş olsun dedi ardından, 'Biliyorsun Türkiye'de 6-7 eylül olayları yaşandı. Bir çok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara'ya gelirsen, burada halk ayaklanmış durumda. Kara Eylül'ün bir benzeri yaşanabilir' dedi. Bu nedenle Ankara'ya gelmememi istedi.

VAHŞETİ GENÇLER UNUTMUŞ, BİZ UNUTMAYIZ
Burada (Lefkoşa) askeri törenlere katıldım. Kumsal katliamında benim evimde bulunan ve Rumlar'ın saldırısından yaralı olarak kurtulan 3 Kıbrıslı Türk'le de karşılaştım. O günleri sanki yeniden yaşadım. Kıbrıs çok değişmiş. Çok gelişmiş ama izlediğim kadarıyla Kıbrıslı gençler Kıbrıs sorununda artık farklı düşünür olmuş... Rum'un neler yaptığını ve nasıl bir millet olduğunu bilmiyorlar... Unutmuşlar, ama biz unutamayız.

EŞİMİ ESİR ALSALARDI İŞKENCE YAPARLARDI
Ne benim eşim, ne de çocuklarım, ne de sizler boşuna ölmediniz. Bu bayrak dalgalandıkça Kıbrıslı Türkler de sahip çıktıkça bu topraklar sonsuza kadar Türklerin olacaktır, Ruhunuz şad olsun, vatan sağolsun. Eşimi esir alsalardı Rumlar ona neler yapmazdı ki, çocuklarımı esir alsalardı, ya işkence yaparlar ya da çok kötü şartlar altında ya çoban yaparlar ya da sakat bırakırlardı. En azından esir olmadıklarını öğrenmiş oldum. Ölmüşlerdi ama esir olmamışlardı. 'Vatan sağ olsun' dedim, acımı kalbime gömdüm. O günlerde Türkiye ile telefon haberleşmesi kesikti. Ailemin cenazelerini Erzincan'da doğduğum yerde toprağa vermek istedim. Büyükelçi bana Türkiye ile telefon bağlantısı olmadığını söyledi. Dolayısıyla uçak gelemiyordu. Haber veremiyorduk.

ÇOCUKLARIMI KENDİM YIKADIM
Sonunda Türkiye'den iki uçak geldi ve yaralılar ile cenazeleri aldı. Ardından cenazeleri Erzincan'a götürdük. Çocuklarım hala kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm. Küçük bir anıt mezar da yaptım. Daha sonra Kıbrıs'a adım atmadım. Değişik rütbelerde görevler yaptım. Tuğgeneral rütbesiyle emekli olduktan sonra Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığı gibi bir çok görevde yer aldım. Yeniden evlendim ve iki çocuğum oldu.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.