Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

Beyaz'ın Orhan Boran gafı

Cuma akşamı Beyaz Show'da, yok artık dedirten bir olayla karşılaştım. Programın bir bölümünde Beyazıt Öztürk, dramatik bir üslupla elindeki metni okumaya başladı... Hikmet adlı bir gençten söz ediliyordu...
Hikmet, tıp talebesiymiş... Milli Mücadele başlayınca tıbbiyelileri temsilen katıldığı Sivas Kongresi'nde mandacılığı reddetmiş... Hatta Mustafa Kemal'e diklenmiş: "Mandaya karşıyız, siz istiyorsanız, size de karşıyız" demiş...
İşte böyle "Çılgın Türkler" tadında bir metin... O akşam programa davet ettiği, "Ulu Önder Şantörü" Çelik'in, şanlı günlerini çağrıştırıyordu Beyaz'ın hali...
Siyasi taraklarda bezi yoktur Beyaz'ın. Belli ki bir ulusalcı uyanık tutuşturmuş eline metni, o da gelmiş gaza, tonlaya tonlaya okuyor...

Ulusalcılığın yeri mi?
Biz de merakla izliyoruz, bu işin sonu nereye varacak diye... Okudu, okudu, okudu... En sonunda, "O bir Boran'dı... Hikmet Boran... Geçenlerde kaybettiğimiz Orhan Boran'ın babası..." diye bitirdi.
(Ardından, birkaç saniye Orhan Boran'ın sesini dinledik, eski görüntülerini izledik... Sonra da sevgili eşi Güler Hanım'la sohbet edildi.)
Beyaz'ın girişinde tuhaf olan şuydu: Geçen hafta kaybettiğimiz kişi Orhan Boran değil de, sanki babası Hikmet Bey'miş gibi konuştu. Beyaz'ın marifetiyle babası, oğlundan adeta rol çaldı.
Hikmet Boran'ın önemli bir şahsiyet olduğu apaçık. Vatansever, girişken, lider bir kişilik. Savaştan sonra da tabip-asker olarak önemli işlere imza atıyor.
Bir Orhan Boran belgeseli yapılsa, elbette Hikmet Bey'den de söz edilir. Ama Orhan Boran'ın anılacağı o kısa sürede, lafı ağdalayarak Hikmet Bey'den bahsetmenin, ulusalcılık yapmanın ne âlemi var?

"Babam olsa ne derdi?"
Bazı insanları, aile adlarından ayrı düşünemeyiz. Bunlar genellikle aile faaliyetlerini bir biçimde devam ettiren kişilerdir. İsmet İnönü ve Erdal İnönü gibi... Çetin Altan ve oğulları gibi...
Orhan Boran'ın ise babasıyla bu manada bir ilişkisi bulunmuyor: Baba doktor ve asker... 1945'te öldüğünde 17 yaşında olan Orhan Boran ise Galatasaray Lisesi'nde okumuş.
O eğitimle istediği her mesleğe yönelebilir; mühendis, hariciyeci, doktor olabilirdi... Ama Orhan Boran sahneyi seçmiş: Önce tiyatro, ardından stand-up... Yani ne askerlik, ne bilim; gösteri alanına girmiş.
Orhan Boran, radyonun ve gazinoların altın çağında bir stardı. Döneminin Cem Yılmaz'ıydı.
Evet bir yıldızdı ama babası Cem Yılmaz'ınkine benzemiyordu: "Babam bu yaptıklarımı görse acaba tasvip eder miydi" sorusunun, bilincini mütemadiyen rahatsız ettiği belli...
Bugün ancak sahaflarda bulabileceğiniz, Leyleğin Ömrü adlı, tadına doyulmaz anı kitabında şöyle bir bölüm yer alıyor:
"Ama bir 'tip' vardır ki insanı kahreder:
- Oğlum, sen merhum doktor, operatör albay Hikmet Boran'ın oğlu musun?
- Evet.
- Vah, vah..."
(Orhan Boran o tiplere "kulis kumandanı" diyordu.)
Erken kaybettiği babasıyla psikolojik sorunları olan bir kişiyi, babası üzerinden anmakla, nasıl bir pot kırdığının farkında mıdır Beyaz? (Yoo, değildir. Çünkü, o bir pop!)
Nur içinde yatsın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA