YAZARA MAİL GÖNDER Sezen'in konserleri bu kadar eğlenceli olmuyor

YAZARLAR

Bugün olduğu gibi 19'uncu yüzyılda da müzik yıldızları vardı. Şimdikiler genellikle pop müzik yapıyor. Eskiler ise klasikçiydi...
Avusturyalı müzisyen iki numaralı Johann Strauss (1825'te doğup, 1899'da ölecek olan) sadece besteleriyle değil aşkları ve evlilikleriyle de ünlüydü. (Aynı şimdikiler gibi!)
Bütün Viyana sosyetesi ondan söz ederdi. Yakışıklı Strauss bir keresinde St. Petersburg'da gayet başarılı konserler vermişti.
Viyana'ya döndüğünde ne görse beğenirsiniz: Sadece onun hakkındaki haberleri yazan bir gazete çıkarılmıştı. Tabii bunların azı gerçek, çoğu uydurmaydı. (Şimdi çok mu farklı?)
Bunun üzerine besteci kolları sıvadı ve "Fiskos" diye çevirebileceğimiz, polka tarzındaki "Tritsch-Tratsch" (Triç-Traç) adlı parçayı yaptı.
Gırgıra bakar mısınız? Bugün poz erbabının huşu içinde dinlediği parçanın aslı bu işte: Sosyete dedikoducularını anlatıyor.

Dünya şirini bir Şef
Bu eğlenceli hikâyeyi kimden öğrendim biliyor musunuz? Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın sanat yönetmeni ve sürekli şefi, Viyanalı Sascha Goetzel'den... Sadece bana anlatmadı. Yeni Yıl Konseri'nde bütün Lütfi Kırdar dinledi...
Perşembe akşamı gerçekleşen konser, benim yıllardır hayal ettiğim tarza birebir uyuyordu: Sahneye çıkan bütün sanatçılar, işlerini en güzel şekilde yerine getirmek için çabaladı.
Ama bununla kalmadılar: Konseri bir şenlik, eğlenceli bir etkinlik haline de getirdiler.
Şef Goetzel her fırsatta seyirciye dönüp parçalarla ilgili tarihsel bilgiler verdi, çok şirin taklitler yaptı, yerine bir kemancıyı geçirdi, en sonunda da bize dönüp seyircinin alkışını yönetti!
Sonuç ne oldu biliyor musunuz? Moda tabiriyle salon yıkıldı! Klasik müzik konserlerinin müdavimi olan kürklü pinponları, papyonlu monşerleri ben hiç böyle görmedim: "Bu ne laubalilik" demeyip alkışı bastılar.
Şuna eminim: O konseri izlemiş bir genç, bundan sonra klasik müziksiz yapamaz. (Tek engel, Sascha Bey'in Almanca aksanlı İngilizce konuşmasıydı. İngilizce bilmeyenler olayın yarısını anlamamıştır.)

Dedikodu yapalım mı?
Dedikodu dedik de aklıma geldi: Viyanalı soprano Alexandra Reinprecht sahneye iki farklı kıyafetle çıktı.
İlki görülmeye (yani çekiştirmeye) değerdi: Cayır cayır kırmızıydı ve de straplez idi! Göğüs altındaki parlak metali de eklediğinizde; buyurun size "alla Trakya" bir düğün elbisesi.
"Ne var bunda" mı diyorsunuz? Valla halkın "teleme peyniri" diye tabir ettiği beyaz tenli, bıngıl bir vücuda sahipseniz, o elbise konuşulur müsaadenizle!
O elbisenin üstüne, bir de koyu renk dalgalı saçları ve cilveli edaları ekleyin: İşte size Viyanalı Carmen!
Ben önce Alexandra Hanım'ın, "Türkler alı sever" düsturuna kapıldığını sandım. Sonra internete baktım, meğer kırmızı- perestmiş.
Dedim ya... Bunları dedikodu olsun diye yazıyorum. Yoksa Alexandra da, tenor Herbert Lippert da çok hoş söylediler... Bayıldık, bol bol alkışladık.



Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.