Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Geçen gün sohbet ediyorduk. Arkadaşlardan biri "elitler yetiştiren" üniversitelerden yakındı. Bence arkadaşımız o anda elit ile elitizm kavramlarını birbirine karıştırıyordu.
Her ülke gibi bizim de elitler yetiştiren okullara ihtiyacımız var. Elitler yani seçkinler, bir toplumu veya kuruluşu ileriye götüren kadrolardır. Çok iyi bir eğitimden geçmişlerdir ve bilimde, teknolojide ve diğer alanlarda dünyanın vardığı noktayı ülkelerine taşırlar.
Seçkincilik diye çevirebileceğimiz elitizm ise bambaşka bir tavrı temsil eder. Seçkincilik bir dar çevre ideolojisidir.
Önce insanları "o çevreye ait olanlar" ve "olmayanlar" diye ayırır. Sonra da devletin imkânlarını belli bir çevreye ait olanlara sunar.
Elbette bu yaklaşımın siyasi bir boyutu da vardır: Elitistler, toplumun dar bir kadro tarafından yönetilmesini isterler. İddialarına göre yüksek bilgi düzeyine sahip olanlar işin doğrusunu bilmektedir. Sıradan vatandaş ise bu kapasiteye sahip olmadığından boynunu bükmeli ve denileni yapmalıdır.
Halbuki Türkiye'nin yakın tarihi, aynı zamanda seçkinci zihniyetin duvara toslamasının tarihi olarak da okunabilir.
Bilhassa 2007 Genel Seçimleri'nden önce yoğunlaşan tartışmaları hatırlayın: "Benim oyum ile dağdaki çobanın oyu nasıl eşit olur" diyordu bazı profesörler.
Sonuçta "çobanın oyuyla" iktidara gelen AK Parti, son 10 yılda şahane bir atılımı gerçekleştirdi. Sadece ekonomide değil, uluslararası siyasette de Türkiye'yi bir üst sınıfa yükseltti.
Bunları akılda tutarak yine üniversite konusuna dönersek... Bugün 110'a yakın devlet üniversitesine sahibiz. Bence bu okulların asla "eşitlikçi" bir yasayla yönetilmemesi gerekir.
Çünkü iyi eğitim veren köklü bir okulla, eğitimi (henüz) zayıf olan bir okulu aynı kefeye koyarsanız... İşte asıl büyük eşitsizlik bu olur.
İnsanlar arasındaki doğal farklara uygun bir eğitim -öğretim sistemi gerekli. Böylece toplum azami faydayı sağlarken, birey de kendini alabildiğine geliştireceği bir mesleğe kavuşur. Mutluluğun önemli bir kısmı da bu değil midir?
Yukarıdaki satırları yazmamın temel nedeni, şu sıralarda üzerinde çalışılmakta olan Yüksek Öğretim Kurulu yasası...
Yasanın tamamında olmasa bile, bazı bölümlerinde "bürokratik" ve "statükocu" bir zihniyetin izleri olduğu kulağımıza geliyor.
Halbuki Türkiye'nin "atılımcı", "seçkin beyinleri daha da ileriye itecek", "yaratıcılığı destekleyecek" bir yasaya (belki de yasalara) ihtiyacı var.
Vakıf üniversitelerinde bu ayrışma artık ortaya çıkıyor: Örneğin Koç, Sabancı ve Bilkent gibi üniversiteler çıtayı sürekli yukarıya çıkarmakta.
Buna karşılık "piyasaya" orta kalitede eleman yetiştiren üniversiteler de var. Bu da olağan bir "işbölümüne" tekabül ediyor.
Devlet üniversitelerinde de benzeri sınıflamayı yapmalı: Bu sayede Anadolu'nun fakir ama zeki ve yetenekli gençleri Türkiye'nin elitleri arasına katılabilmeli.
YÖK yasası hazır olduğunda, metni bu açıdan da okumalıyız. Çünkü Türkiye'yi daha da büyütecek olan seçkin üniversitelerdir.
Özetlersek: Elitlere... Yani çeşitli alanlarda seçkin beyinler olmasına değil, elitizme karşı olmalıyız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER