YAZARA MAİL GÖNDER Kötülüğün kaynağı: İçeride? Dışarıda?

YAZARLAR

Edebiyat ustası Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962), Doğu ile Batı'yı karşılaştıran birçok makale yazmıştır.
Küreselleşmeye, ekonomiler ve kültürler arasında bunca iç içe geçmişliğe rağmen hâlâ geçerliliğini koruyan makaleler bunlar...
Tanpınar bir makalesinde Doğu ile Batı'yı "kötülüğün kaynağı" bağlamında karşılaştırır ve çok temel bir ayrıma varır.
Kötülük... Yani kötü, şer, musibet olan, şeytani olan nereden kaynaklanır?
Batı kültürü kötünün kaynağını insanın kendinde bulur. Kötülük içtedir.
Dolayısıyla ona karşı mücadele edilmelidir.
Doğu kültüründe ise kötülük dışarıda olan bir şeydir. Başka yerden gelir ve insanı egemenliği altına almaya çalışır.
İki kültürde bunun tersi akımlar da var.
Ama baskın olan yukarıda sözünü ettiğimiz ikilemdir: Biri içeride olduğunu söyler, diğeri dışarıda...

Şapkadan fitne çıkarmak
Ortadoğu
'ya baktığımızda, Tanpınar'ın bu önemli ayrımını hatırlatan söylemlere şahit oluyoruz.
İster ılımlı olsun, ister köşeli...
İslamcı siyasette, kötüyü dışarıda arama çabasının baskın olduğunu görüyoruz: "Ah Ortadoğu kendi haline bir bırakılsa... İşler nasıl da düzelecek. Bölgeye barış ve refah gelecek. Hatta o kadar ki demokrasiye bile ihtiyaç duyulmayacak."
Kötülüğün dışarıdan geldiğini düşünen bu anlayış, başta ABD olmak üzere, İngiltere'yi ve İsrail'i suçluyor.
Sonra sıra diğer Batı ülkelerine geliyor.
Bazen de lafı uzatmadan, "Bunlar hep Batı'nın neden olduğu kötülükler" deyip geçiyorlar.
Öte yandan, aynı grup içinde yer alsa da, tam tersini düşünenler de var: Azınlıkta kalan bu kesim... "Biz Müslümanlar olarak aramızda birliği sağladık mı ki Batı'yı suçlayıp duruyoruz" diyor.
Ancak "kötülük dışarıdadır" diyenlerin cevabı hazır. Hemen o sihirli kelimeyi devreye sokuyorlar: Fitne... "Efendim biz Müslümanlar olarak elbette bir araya geliriz, çünkü aynı yaratana, aynı peygambere ve aynı kitaba inanıyoruz... Ama fitneciler birleşmemizi engelliyor..."
Tartışma işte böyle devam ediyor.
Sonuçta çoğunlukta olanlar, yani "kötülük dışarıdan gelir" diyenler baskın çıkıyor.

Özeleştiri bir zaaf mıdır?
Ancak bu söylemsel üstünlüğün tek kaynağı sayısallık değil... Siyaset, "dışarıdaki kötüyü göstererek, kitleleri arkasına toplama" sanatı. Bu durum sıradan insanın da işine geliyor: Çünkü kimse kendi içindeki kötüyü kabul etmiyor; kötü hep başkası...
Bir bağlantı daha var: Bu iki grubu demokrasi açısından karşılaştırdığımızda...
"Hatayı önce kendimizde arayalım, ötekileri daha sonra suçlarız" diyenler, demokrasiye daha yatkın olan kesim.
Zaten dikkat ederseniz, bu grup özeleştiri yapabiliyor.
Diğerleri ise... Yani kötüyü dışarıda arayanların demokrasiyle araları çok iyi değil.
İşlerine geldiğinde savunacak, işlerine geldiğinde yerden yere vuracak bir araç olarak görüyorlar demokrasiyi.
Bu tavrın olağan sonucu olarak da lügatlerinde özeleştiri kelimesi bulunmuyor.
Özeleştiri, ötekinin yani dışarıda olanın yapmak zorunda olduğu bir şey onlara göre.
Ya siz? Hangi akıma kendinizi daha yakın hissediyorsunuz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.