YAZARA MAİL GÖNDER Kurbağalıdere: Hep aynı terane

YAZARLAR

Sevdiğim yazarların başında gelir Refik Halid Karay... Su gibi akıp giden bir anlatımı vardır.
İnkılap Kitabevi, Refik Halid'in (1888-1965) İstanbul'la ilgili gazete yazılarından derlenmiş olan 'Hep İstanbul'u geçenler yayınladı. Hemen aldım... Bakalım üstat 1940'ların İstanbul'unu nasıl anlatmış?
Kentsel dönüşüm hamleleriyle İstanbul'un çehresi, aşina olmadığımız bir şekle bürünmeye başladığı için, son yıllarda şehirle daha fazla ilgilenir olduk.
O halde bugünü geçmişle kıyaslamak, değişimi daha iyi kavramak için, Refik Halid'in yazılarından daha iyisi olur mu?
Sayfaları çeviriyorum. Yazıların çoğu iki sayfayı geçmiyor. Kızkulesi, Haydarpaşa derken Kurbağalıdere'ye geliyorum.
Ah Kurbağalıdere! Bir vakitler sandal sefasına çıkılırmış. Ben onu tanıdığımda ise pasaklı mı pasaklıydı, havalar ısındı mı kokardı.
O kadar hükümet, o kadar belediye başkanı geldi geçti, Kurbağalıdere'nin zift rengi sularını, o güzelim Kalamış koyuna boca etmesi engellenemedi.

'Yazışıyoruz efendim'
Bakalım üstadın döneminde nasılmış? Kurbağalıdere'nin Kısmeti başlıklı yazıyı okumadan önce sonuna baktım: 29 Ağustos 1942'de Tan gazetesinde yayımlanmış.
Refik Halid yazıya "Sene 1900... İstanbul gazetelerinde şu haber okunuyor..." diye başlıyor. Haberin özeti şöyle: Kurbağalıdere'nin pisliği ve kokusu civarda oturanların huzurunu ve sağlığını bozduğundan, Belediye ve Denizcilik Bakanlığı dereyi temizlemek üzere bir tarak dubası göndermek için yazışmaktadır.
Padişahın onayından sonra işe başlanacağı memnuniyetle öğrenilmiştir.
Ardından 1910 yılı... "Kurbağalıdere'de ikamet edenlerden bir cemmi gafir dünkü gün ellerinde bayrak ve önlerinde davul zurna olduğu halde İttihat ve Terakki merkezi umumisine ve bilahare Şehremanetine müracaat..." etmiş. Niye? Çünkü derenin kokusu dayanılmaz hal almış.
Sonra 1920... Belediye, tıkanan dere ağzının temizlenmesi ve kokunun engellenmesi için Bahriye Nezareti'nden bir tarak dubası istemiş. Bahriye Nezareti ise "Bizde böyle bir duba yok" diye cevap vermiş.

'Bize gülüyorlar'
Derken 1930... Belediye, Kurbağalıdere'yi temizlemek için gerekli araçları hazır ediyor... Ancak hazırlanmakta olan şehir planında o civarın yeşil alana dönüştürülmesi öngörüldüğünden... Mesele bir de o açıdan incelemeye alınıyor. Sonuç: Derenin "ameliyatı" ileri bir tarihe bırakılıyor.
Geldik yazının kaleme alındığı 1942 yılına. Refik Halid gazeteden bir haberi alıntılıyor: Kurbağalıdere'nin temizlenmesi için çeşitli noktalarda sondaja başlanmış. Sular akıtılıp, koku giderildikten sonra asıl tesisat yapılacakmış.
Üstat yazısını şöyle bağlamış: "Sene 1950, 1960, 1970 ve minelezel, ilelebet kıyamet gününe kadar aynı terane ve kısmeti kapalı aynı Kurbağalıdere! Kurbağaları bize kahkaha ile güldür en kokulu dere!"
Sene 2014... Ben haftada üç-beş kez geçiyorum Kurbağalıdere'nin yakınından. Hep aynı, hep aynı...
Refik Halid'in yazısı bize gösteriyor ki değişim kadar, değişmezlik de var şu dünyada.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.