YAZARA MAİL GÖNDER HDP niye Köşk için aday çıkaracak?

YAZARLAR

Geçen gün TV'de, HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ile yapılan kısa bir haber- röportajı izledim. 1 Mayıs vesilesiyle olaylar başlamış... Muhabir arkadaş "Sizinkiler pek ortada gözükmüyor" deyip, mikrofonu Tuncel'e uzattı.
Tuncel bir yandan işçilerden, emekçilerden filan bahsetti... 1 Mayıs'ı nasıl da önemsediklerini söyledi. Bir yandan da topu başka kesimlere atıverdi: "Biz çok gösteri yaptık, biraz da başkaları yapsın" havasındaydı.
Barış Süreci başlamadan önceki gerilimli 1 Mayıs'larda, bugün artık HDP (Halkların Demokratik Partisi) dediğimiz siyasi çizgiye (dileyen Kürtçü, Apocu, PKK'lı diyebilir) bağlı olan Kürt gençler, sokağa çıktılar mı, polisi bir sıkıntıdır basardı.
Çünkü onlar "Gezi gençleri" gibi apartman çocuğu değildi. Sokak mücadelesini dayak yiye yiye öğrenmişlerdi. Polis üç- beş tane vurduğunda, en az bir tane okkalı da kendisi yerdi.
İşte o militanlar, şimdilerde aheste aheste top çeviriyor. Hani mevcut skor, iki takımın da avantajına olduğunda, karşılaşmanın son 15 dakikasında al gülümver gülüm futbolu oynanan maçlar vardır... Onun gibi bir şey.
Yakın zamanlara kadar, başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu'ya giden İstanbullu arkadaşlar... Kürtlerin nasıl da siyasallaştığını... Kahvelerin- kafelerin her olaya siyaset gözüyle bakan gençlerle dolu olduğunu gıptayla anlatırdı.
Şimdi o "sol" gözler, 1 Mayıs ve benzeri günlerde, Kürt militanları boşuna arıyor. Olayın ironik yanı şu ki bu duruma yol açan, tam da bir ara gıpta ettikleri o derin siyasallaşma.

Politik robot
Siyasetçinin bakışı, iki temel ilkeyle özetlenebilir: 1)
"Bu olay benim çıkarıma mı, değil mi?" 2) "Harekete geçersem elimde kullanabilecek ne gibi araçlar var?"
Zeki ve tecrübeli bir siyasetçinin zihni... Adeta bir bilgisayar gibi, bıkmadan, usanmadan; yukarıdaki soruların cevabını arar...
Bunu 1 Mayıs'a uyguladığımızda, denklem basit: Barış Süreci devam ettiği müddetçe, "Özerklik" ve "Öcalan'a Ev Hapsi" umudu da sürecek... O halde ortamı germemek, süreci aksatmamak gerek.
Peki, bu bağlamda... Mesela HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü'nün "Yüzde bin ihtimalle kendi Köşk adayımızı çıkaracağız" demesini nasıl yorumlamalı?
Olay ne? Cumhurbaşkanını halkın iki turlu oylamayla seçmesi... Bu HDP için fırsat mı? Hem de nasıl... 6-7 puanlık bir oy potansiyeli nasıl avantaja çevrilir? Siyasi akıl yürütme şöyle çalışıyor:
HDP diyelim ki Ahmet Türk'ü aday gösterdi... Başbakan Erdoğan da Çankaya'ya adaylığını koyduğunda... İlk turda 6-7 puanlık bir oy potansiyelinden mahrum kalacak demektir.
Yine de Erdoğan ilk turda yüzde 50'yi aşarsa mesele yok... Cumhurbaşkanı seçilir, mesele biter. Ama ya 10 Ağustos'ta faraza yüzde 46'da kalırsa?
O zaman HDP sadece 6-7 puanlık oy kapasitesiyle, pazarlığa açık kilit parti haline gelecek. Ve böylece, ikinci turun yapılacağı 24 Ağustos'a kadar... Ankara, AK Parti ile HDP arasındaki sıkı pazarlıklara sahne olacak.
Lafı şöyle bağlayalım: Siyasetçi gibi düşünmek için ille de siyasetçi olmak gerekmiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.