YAZARA MAİL GÖNDER Mavidiş'in faydaları

YAZARLAR

Türkiye' de ilk radyo yayını, 1927'nin 6 Mayıs günü Sirkeci'deki Büyük Postane'den yapıldı. Sabah Pazar da radyonun 87'nci yaşını geçen hafta kapsamlı bir incelemeyle kutladı.
Habere konulan 'Bir Zamanlar Radyo Günleri' başlığını görünce... Önce "ya şimdiki radyolar" dedim. Ardından da, kendi radyo dinleme biçimimi düşünmeye başladım...
Marshall marka bir speaker (hoparlör) görmüştüm D&R'de... Hem Bluetooth'u vardı, hem de kablo bağlanabiliyordu.
Ayakkabı kutusu büyüklüğünde...
Gitar amplisine benzeyen retro tasarımı çekti herhalde; dayanamayıp aldım. Eve getirip dinlemeye başladım ki sesi şahane. Neredeyse kocaman kolonlarla yarışacak.
Bağlantılar şöyle: Önce akıllı telefonla internete giriyorsunuz... Sonra hoparlör ile telefonun Bluetooth'larını eşleştiriyorsunuz. Ardından sevdiğiniz radyo istasyonunu dinlemeye başlıyorsunuz.
Eskiden "satalit" denilen radyolar vardı. "Dünyayı dinleyeceksiniz" vaadiyle satılırdı. Meraklıları parazitler arasından bir Amerikan istasyonuna rastladıklarında sevindirik olurlardı.
Şimdi öyle mi? "Ülke" ve "tür" kategorilerinde arıyorsunuz. Gerçekten de yok yok: Dünya üzerinde internetten yayın yapan (yani hemen hepsi) bütün kanallar emrinize amade.
Örneğin ben Fransa'dan iki radyo buldum: Jazzopolitan ve JukeBox... Çok iyi müzik yapıyorlar. Daha neler neler...
Bir buçuk ay geçti geçmedi; Marshall'ın Bluetooth'u bozuldu. Ben de bozuldum ama ne yapalım, kabloyla idare etmeye başladım.
Derken kabloyu takarken de çatırtılar patırtılar başladı. Yahu ne oluyoruz? 2 yıl garantisi var: Götürdüm. İnşallah tamir edilecek.
Sesi çok güzel olduğu için hakikaten üzüldüm. Onunla yarışacak aleti Strasbourg yolculuğunda iç mimar ve mobilya tasarımcısı Metin Kaşo'da görmüştüm: Bose marka bir speaker... Bilgisayardan harika parçalar dinletmişti otobüste.
Sahi ya... Bu tip hoparlörlerin bir başka iyi yanı arşivlenmiş müziklere hayat vermesi. Tabii bir de YouTube... Geçen gün aklıma esti YouTube'dan bir saatlik ormandan kuş sesleri videosu bulup dinledim. Sabahları çok hoş oluyor.
Bu deneyimlerden sonra hoparlör alışkanlık oldu. Marshall tamir ediledursun...
MediaMarkt'tan bir de Philips BR-1X speaker aldım.
Fiyatı da, hacmi de diğerinin dörtte biri kadar. Sesi gayet gür... Ayarı var: Salonda baslar, açık alanda tizler güçlü. Şarjı 6 saat gidiyormuş. Kumsalda partileyen gençlere göre.
Tabii bu arada başka şeyler de öğrendim: Meğer bu Bluetooth'un, yani kablosuz ses aktarma sisteminin esası radyo dalgalarıymış.
Hani radyolarda uzun, orta ve kısa dalgalar vardır ya... Bluetooth ise çok-çok kısa dalga. Düğmesine bastığınızda radyo vericisine dönüşen telefonunuz, sadece 10 metre öteye yayın yapıyor.
Başka? Blustooth'u akıl eden Jim Kardach, bir yandan "buna ne ad versem" diye düşünürken, aynı anda Danimarka Kralı Herald Gormsson hakkında tarihi bir roman okuyormuş. Kralın Mavidiş (Bluetooth) olan lakabı hoşuna gitmiş. O adı geliştirdiği teknolojiye vermiş.
Mavidiş'ten esinlenerek, oyunbozan bir soruyla bitireyim mi? Herhangi bir padişahın ismi veya lakabı verilmiş bir ileri teknoloji var mı? Efendim? Demek yok. Sahi niye yok?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.