YAZARA MAİL GÖNDER Günümüzün modası: "Devletçik" kurmak

YAZARLAR

Önce malumu ilam sayılacak bir saptamayla başlayalım: Irak henüz "de jure" (yasal-hukuki) olmasa da, "de facto" (pratikte, olgusal) olarak üçe bölündü.
Bu üç parçanın birleşmesi yakın ve orta vadede imkansız. Zaten bir süre sonra Irak kavramı, bir ülkenin değil, sadece bir coğrafyanın adı olacak.
Gelişmeler şunu gösteriyor:
IŞİD sözcüsü, örgüte bağlı savaşçıları, Bağdat'a yürü- meye ve Şiilere saldırmaya çağırmıştı. Dün de Şii lider Ayetullah Ali Sistani, Şiileri, IŞİD'e karşı savaşmaya çağırdı.
Haberlere göre fetva Kerbela kentindeki cuma hutbesinde okundu. Ali Sistani şöyle diyor:
"Eli silah tutan herkes terörizme karşı kutsal savaşta yer alsın. Bu savaşta ölenler şehittir. Irak ordusu da cesur olmalıdır. Iraklı siyasiler, silahlı kuvvetlere destek versin ve güçlerini birleştirsinler. İslam'ın zaferi için birlik olun."
(Not etmeden geçemeyeceğim: Bazı Müslümanların, bazı Müslümanları, diğer bazı Müslümanları öldürmeye çağırması... Ve bütün bu çağrıların her defasında, "İslam'ın zaferi için" yapılması! Bu işte bir tuhaflık yok mu?)
"Irak ordusu" derken, isim ve görüntüden ibaret olan bir orduyu göreve çağırdığını Ali Sistani de biliyor. Artık böyle bir ordu yok. (Tabii onun asıl kastettiği, "Şii Ordusu".)
Musul örneği manidar: Kentte o ordunun 30 bin "sözde" askeri vardı. IŞİD birkaç bin (800 diyen bile var!) militanla saldırdığında, direniş göstermeden kaçtılar.
Aslında normal: Musul, Sünni ağırlıklı bir kent... Çoğunluk, Şii Hükümetin ordusu yerine, Sünni IŞİD'i tercih ediyor.
Ama güneye inildikçe durum değişecektir. IŞİD'in karşısına Şii güçler çıkacak ve bizzat kendi hayatları için dişe diş mücadele edecekler.

Tanınma çabası
Üç bölgeye ayrılacak Irak: Kürt bölgesi, Sünni bölgesi ve Şii bölgesi. IŞİD'in şu sıralar yaptığı, hızla devletleşmeye çalışmak.
Bu bağlamda, Türkiye'nin Musul Konsolosluğu çalışanlarını rehin almaları, "tanınma çabası" olarak da okunabilir.
Eh, henüz gerilla aşamasında olan bir örgütün, diplomasisi de bu kadar olur. Kendisine açık bir düşmanlık göstermemiş, hatta geçmişte Suriye diktatörü Esad'a karşı yardımcı olmuş bir ülkenin elini ısırarak!
Isırmanın amacı can yakmak değil, dikkati çekmek. Yani bir an evvel, 'de facto'dan, 'de jure' statüsüne geçmeye çalışıyorlar. (Ayrıca kim bilir ne pazarlıklar dönüyor?)
Unutmadan şunu da belirteyim: IŞİD'in hızı bazılarını şaşırtıyor. "Nasıl oluyor da oluyor" diyerek işin içinde yabancı parmağı arıyorlar. Halbuki açıklaması basit... IŞİD'in askeri yöneticileri arasında Saddam'ın komutanları var. Bunlar strateji, taktik, lojiktik, disiplin gibi askeri prensipleri bilen subaylar.
"Böyle giderse" Irak'ta Kürtler ve Sünniler devletleşecek. (Yoksa "devletçikleşecek" mi diyelim?) Kuzeydeki petrol sahalarını aralarında paylaşacaklar ve ikisi de Türkiye ile iyi geçinecek.
"Böyle giderse" diyorum ama hiçbir garantisi yok. Çünkü Suriye'deki gelişmeler ve İran'ın tavrı, bilhassa Sünni devletini doğrudan etkileyecek.
Tabii biz de varız!
Velhasıl bu pilav daha çok su kaldırır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.