YAZARA MAİL GÖNDER Hedefleri: Çözüm Süreci

YAZARLAR

Kürt-PKK sorununa ilişkin Barış ve Çözüm Süreci'ne karşı olan kişi ve grupların, son zamanlarda biti kanlandı gibime geliyor.
Süreci durdurmasa da, baltalayacak, aşındıracak, kenarını- köşesini koparacak türde eylem ve söylemlerde bir artış var sanırım.
Lice'deki heykel gerilimi bu eğilimin son örneği.
Olayı biliyorsunuz: Diyarbakır'ın Lice ilçesinde Mahsum Korkmaz'ın heykeli dikildi.
Kimdir Mahsum Korkmaz? 15 Ağustos 1984 günü, PKK'nın ilk büyük silahlı eylemi olan Eruh baskınını yöneten kişi.
Resmi söyleme göre hain -terörist... PKK'lılara göre halk kahramanı bir gerilla.
Aynı zamanda PKK'nın ilk komutanı olan Korkmaz'ı, elinde Kalaşnikof'la gösteren bir heykelin, Eruh ve Şemdinli baskınlarının 30'uncu yıldönümünde dikilmesini kimse bana sıradan bir anma çabası olarak göstermeye kalkmasın.
Nasıl bayrağın indirilmesi ciddiye alınması gereken bir provokasyon idiyse... Mahsum Korkmaz'ın elde silah, sırtta parka heykelini dikmek de benzeri bir "hassasiyetleri kaşıma" hamlesiydi.
Nitekim heykelin açılışının ardından gerilim başladı. Güvenlik güçleri PKK mezarlığına girerek heykeli yıktı. Heykeli korumak için orada bulunan gruptan bir kişi öldü, iki kişi yaralandı.
Genelkurmay, "Güvenlik güçlerine roketatar, piyade tüfeği ve el yapımı patlayıcılarla saldırıldı" diyor ki bu da çıkan gerilimin planlanmış olduğunu gösteriyor. Belli işte: Heykeli dikenler bu hamleyi bekliyorlardı.

"Kelle" siyaseti
Ancak daha sonra yapılan bir hareket, bu sefer de Kürt milliyetçilerinin hassasiyetlerini kaşımaya yönelikti:
Heykeli yıkan ekipten bir asker, parçalanmış heykelin başına basarak fotoğraf çektirdi... Ve fotoğraf, bu tip kışkırtmalara aç olan sosyal medyaya servis edildi.
"Heykel yıkıldıktan sonra, taş parçasına bassan ne fark eder, basmasan ne fark eder" diyenler olabilir.
Ancak duygular, bilhassa siyasete ilişkin duygular hiç de öyle çalışmıyor. Heykelin başına basmak, Kürt milliyetçilerini anında 1990'lı yıllara götürüyor. O zaman da bir asker, çatışmada öldürülmüş militanın başına basarak fotoğraf çektirmişti.
Bitmedi. IŞİD örgütünün Irak'ta düşman bellediklerinin başını kestiğini biliyoruz. Daha geçen gün, Afganistan'dan kesik başla futbol oynayan militanların görüntüleri medyada yer aldı. (Dijital çağdayız. Fotomontaj da olabilir. Ama tepkiler gerçek.) Demem o ki düşmanlıkların baş keserek veya cansız da olsa kafalara hunharca davranılarak ifade edildiği bir çağda yaşıyoruz.
Böyle bir ortamda, yıkılmış da olsa heykelin başına basmak ciddi bir düşmanlık gösterisi oluveriyor.
Tabii bunlar simgesel olaylar. Ancak o simgeselliğin altında gerçekler yatıyor. Hem de acı gerçekler!
Zaten yazının başında sözünü ettiğim, Barış ve Çözüm Süreci'nden hoşlanmayan, düşmanlıkları pekiştirmek isteyen aktörler olmasa, o simgesel şiddet de olmaz.
Genelkurmay'ın "Aralarında PKK'lıların da olduğu 200-250 kişilik grup" demesi de anlamlı. Yani Abdullah Öcalan'ın uyarılarını dinlemeyip, Barış ve Çözüm Süreci'ni baltalamak isteyen PKK'lar da var ki o bağlantı Kandil'deki komutanlara kadar uzanır.
Şu sıralar Ankara'da bir geçiş süreci yaşanmakta: Başbakan Erdoğan, Köşk'e çıkıyor... AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan olacak kişi ise henüz kesinleşmedi. Bence hem Sürece karşı olanlar, hem de Süreçten ekstra tavizler koparmak isteyenler bu dönemi bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.