YAZARA MAİL GÖNDER Hanım ve bey: Yasaklamalı mı?

YAZARLAR

Ülker Grubu (Yıldız Holding) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, "Şirketlerimizde artık 'Hanım' ve 'Bey' tabirlerini kullanmayalım" demiş.
Başkan Yardımcısı Ali Ülker, bu kararı medyaya açıklarken not düşmeyi ihmal etmemiş: "Türk kültürüyle büyümüş insanlar için zor ama uğraşıyoruz..."
Bu karar beni yıllar öncesine götürdü. 1993 veya 94 olmalı. Sabah'ın İkitelli'deki binasındayız. Dergilerin başında rahmetli Ercan Arıklı var.
Ercan Bey, Batı ülkelerinde, bilhassa ABD'de öğrendiklerini Türkiye'de uygulamayı pek severdi.
Dergideki teknik bir hatanın sebebini sormuştu. "Çocuklar unutmuş" demiştim. Anında lafı çakmıştı: "Yavrucuğum, Amerikalılar ahmak mı ki check-list kullanıyorlar?" (Haklıydı: Biten ve bitmeyen işleri takip edecek bir listemiz olsaydı, o hata yapılmazdı.)

"Sakın kaldırmayın!"
Bir gün birisinden "Ahmet Bey..." diye söz ettiğimde, Arıklı sözümü kesti: "Niye illa da 'Bey' diyorsun? Amerikalılarda, 'Bey' ve 'Hanım' yoktur. Patron veya müdür fark etmez; birbirlerine ilk isimleriyle hitap ederler... Artık biz de böyle yapalım."
"Yapmayalım Ercan Bey" dedim. Şaşırdı. Sanırım benden böyle net bir itiraz beklemiyordu. Neden böyle düşündüğümü merak etti.
"Çünkü Amerikalı bir eleman, sınırlarını bilir. Evet, müdürüne, şefine adıyla hitap eder ama onun emrinde çalıştığını da hiç unutmaz."
"Türkiye'de ise arkadaşlara... Yaş veya statü olarak alt seviyede olanlara böyle hitap edilir. Hatta biliyorsunuz, ilk ad için 'küçük isim' bile denir." "Mesela size 'Ercan' demeye başlayan birisi, kendini patronla eşitlenmiş hisseder. Teklifsiz konuşmaya başlar. Sonuçta mutlaka ama mutlaka laubali olur. Daha da fenası ne biliyor musunuz? Dediğinizi yapmaz, sözünüzü dinlemez."
Ercan Bey şöyle bir düşündü... "Haklısın" dedi. (Be sefer de ben çok şaşırdım. Çünkü tartışmaya ve sonuçta kendi fikrini karşı tarafa kabul ettirmeye bayılırdı. Bu kez hiç direnmeden düşüncesinden vazgeçmişti.)

"Bir çay bile söylemedi"
Bizim patron ve yöneticilerin, kapitalizmin mabedi ABD'deki şirket kültürünü Türkiye'ye getirmeye çalışmaları yeni değil.
Mesela Vehbi Koç, ilk ABD seyahatinden bilgisi ve görgüsü artmış olarak döndüğünde, genel müdürü çağırıp... "Amerika'da hiçbir şef veya müdür, kendisini ziyarete gelene çay ısmarlamıyor. Biz de öyle yapıp tasarruf edelim" diyor.
Müdür, aklına yatmasa da, itiraz etmiyor. "Nasıl uygun görürseniz..." diyor. Böylece çay servisi kaldırılıyor.
Aradan bir süre geçiyor. Derken bir şef Vehbi Beyi yakalayıp, çay servisinin devamını istiyor. Niye? "Birisi bana geldiğinde çay ısmarlamazsam bozulur. 'Bir çay dahi söylemedi; bununla iş yapılmaz' der. Üstelik bu olayı başkalarına da anlatır."
Vehbi Koç bakıyor ki işin sonu kazandığından daha fazlasına kaybetmesine varacak, vazgeçiyor.
Siyasette de benzeri tabirler ve sınırlar var.
Mesela Cumhurbaşkanı'nın ve Başbakan'ın maiyetindekiler onlara "Beyefendi" der. Ben "Tayyip Bey" veya "Abdullah Bey" dediklerine hiç şahit olmadım. (Kendi aralarında dedikodu yaparken bile 'beyefendi' diyorlar.)
Toplumların böyle gelenekleri var. Zorunlu olmadıkça, işleri aksatmadıkça onlara dokunmamak gerekir.
"Peki, çalışanlar, çizgi dışı fikirlerini beyin veya hanımın yanında nasıl serbestçe ifade edecek" diye soracak olursanız... Tartışalım derim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.