YAZARA MAİL GÖNDER Müslüman Almanlar bize ne öğretir?

YAZARLAR

Esra Özyürek yeni kuşak sosyal bilimcilerden. İngiltere'deki London School of Economics üniversitesi bünyesindeki Avrupa Enstitüsü Çağdaş Türkiye Araştırmaları bölümünü yönetiyor.
Atatürk
sevgisinin gündelik hayattaki tezahürlerini incelediği Modernlik Nostaljisi isimli kitabını okumuştum. (Bu çok eğlenceli bir konudur: Atatürk objeleri koleksiyonu yaptığım için bilirim.)
Özyürek'in 2014'te İngilizce yayınlanan "Müslüman Olmak, Alman Kalmak" adlı yeni kitabı geçenlerde Türkçeye çevrildi. (İletişim Yayınları)
Kitabı yakından incelemediğim için, "Herhalde Alamancı Türklerin dini sorunlarını inceliyor" diye düşünmüştüm.
Elime alıp bakınca, yanıldığımı anladım: Meğer Türkleri değil, Müslüman olan Almanları incelemiş Esra Özyürek.
Bu konu çok önemli... Nasıl Kemalistler, 7/24 "Türk ulusu şöyle cesurdur, böyle güçlüdür" diyorsa... İslamcılar da aynısını yapıyor. Tek farkla: Türk ulusu yerine "Müslümanlar" diyorlar.
Kemalistlerin yaptığı Türkün Türk'e propagandası... İslamcıların yaptığı da Müslüman'ın Müslüman'a propagandasından başka bir şey değil.
İnsan propagandaya maruz kaldığını bilse dahi, "Türk güçlüdür" ve "Müslüman ahlaklıdır" dendiğinde gururu okşanıyor. Peki ya gerçek ne?
Bir başka mesele de şu: Din nerede bitiyor, kültür nerede başlıyor? Bunu tam bilemiyoruz. Örnek olarak erkeğin kadına hükmetmesini ele alalım: Bu durumun ne kadarı İslami, ne kadarı kültürel?

Ağızda buruk bir tat

İşte bu tip meseleleri daha iyi anlayabilmemiz için karşılaştırma yapmaya ihtiyacımız var: İslam'la tanıştıktan sonra Müslüman olan Almanlar, bunun için biçilmiş kaftan...
Hıristiyanlığın
veya Tanrıtanımazlığın içine doğmuş... Ancak daha sonra, İslam'a duyduğu "aşk" sebebiyle (üstelik de çevresinin karşı çıkmasına rağmen) Müslüman olmuş bir Alman'dan öğreneceğimiz çok şey olsa gerek.
Nitekim Esra Özyürek bize gerçeğin aynasını tutmaya daha kitabın ilk cümlesiyle başlıyor... Ve o aynada gördüğümüz "biz", hiç de övünülecek bir imaja sahip değil.
Mühtedi Almanlar
arasında geçirdiği üç buçuk yıl içinde sık sık duyduğu cümleyle başlıyor kitap: "Eğer Müslümanlarla, İslam'la tanışmadan önce tanışmış olsaydım, asla Müslüman olmazdım."
Bunu söyleyenler kim mi? Çok çeşitli kesimlerden ve hayat tarzlarından Almanlar: Biri 50 yaşından sonra Müslüman olmuş... Biri erkek arkadaşı vesilesiyle İslam'ı kabul etmiş... Biri Türkleri ve Arapları Hıristiyan yapmak isterken, kendisi Müslüman oluvermiş...
Ancak bu Almanların çoğu, Müslüman doğanları (Türkleri, Arapları, Boşnakları; yani bizleri) yakından tanıdıklarında... Kitaplarda okuyup "vuruldukları" saf ve hakiki İslam'ın yerinde yeller estiğini fark etmiş.
Niye? Çünkü biz... Nahoş geleneklerimizi, zevksiz beğenilerimizi, ikiyüzlü ahlakımızı İslam diye sunuyoruz. Karını niye dövdün? "Çünkü Allah öyle emrediyor!" Biz bu yalanla yaşıyoruz ama Müslüman Alman yutmuyor işte.
İslam'a gönül vermiş ama kültürü, gelenekleri, zihniyeti farklı Almanlar, bu acı gerçeği fark ettiklerinde çok ama çok üzülüyor.
İslam ve kültür üzerine düşünen herkesin bu kitabı okuması gerek. Benden söylemesi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.