Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Seksenlerin sonunda psikiyatri profesörü Engin Eker'e sıkça danışırdık. Hocanın çalışma alanlarından biri de yaşlılıktı. Nedenini sorduğumda, "Hepimiz yaşlanacağız" demişti.
Ancak o cevap bana malumu ilam gibi gelmişti. Herkesin Türkiye'nin genç nüfusundan söz ettiği bir dönemde, yaşlılıkla uğraşmanın ne gereği vardı?
Zaman hızla geçti... Geçenlerde Antalya'ya gitmiştik. Otelimizin yakınında, ağaçların altında, denize nazır bir Yaşlı Evi vardı.
"Yaşlı Evi" lafını duyunca, "huzur evi" gibi bir şey sandık. Meğer değilmiş. Muratpaşa Belediyesi'nin 60 yaş üstü için kurduğu, çeşitli etkinliklerin yapıldı- ğı bir merkezmiş. (İnternette fotoğrafları var.)
Mekanın yöneticisi Çiğdem Akbaş Metin ile sohbet ederken ilginç şeyler öğrendim: Mesela çay demliyor ama yaşlıların hareket etmelerini sağlamak için servis etmiyor, kendilerinin almasını istiyorlarmış.
Çiğdem Hanıma sordum: "Yaşlıların neler hissettiğini gençlerin anlayabilmesi için astronotlarınkini andıran özel bir giysi geliştirildi Batı'da... Bizde de var mı?"
Henüz yokmuş. Ancak... Bacak ve kollara ağırlıklar bağlayarak, kulakları tıkayarak, camları puslu ve numarası değiştirilmiş bir gözlük takarak... Elbisenin özelliklerini basitçe tekrarlamak mümkünmüş. Bunu yaptıklarında ilk deneyen kişi de Belediye Başkanı Ümit Uysal olacakmış.
Beni asıl çarpan ve canımı sıkan bilgi ise şuydu: Meğer dünya yaşlanma hızında, Türkiye ikinci sıradaymış (birinci Malezya). Yani Türkiye hızla yaşlanıyor.
Akdeniz Üniversitesi bünyesindeki Türkiye'nin "tek" gerontoloji (yaşlanma bilimi) bölümünde doktora yapmakta olan Çiğdem Hanımın dedikleri aklıma Tayyip Erdoğan'ın "üç çocuk" söylemini getirdi.

Ona "tavsiye" denir!

Erdoğan bunu ilk söylediğinde, başta feministler olmak üzere bozulan çok olmuş, "Yatak odamıza karışmayın" diye heyheylenmişlerdi. Halbuki Türkiye'nin geleceği açısından çok doğru bir tavsiyeydi.
Çünkü ülkemizin nüfusu, maksimum seviyesine eriştiğinde 100 milyonu dahi bulmayacak. Hadi o noktada kalsa neyse: Bir süre sonra azalmaya başlayacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen kasımda şöyle yakınmıştı: "Her gittiğim nikahta 'En az 3 çocuk' diyorum ama kimse buna yaklaşmıyor..."
Erdoğan nedense konunun önemini halka bir türlü anlatamadı. Halbuki olayın "karışmakla" bir alakası yok. Tamamen Türkiye'nin geleceğiyle ilgili, yapısal bir sorun...
"Yapısal" dedim de aklıma geldi: Akdeniz Üniversitesi'ndeki Gerontoloji Bölümünü kuran Prof. İsmail Tufan'ın, kısa ama bilgiyoğun bir kitabı var: "Türkiye'de Yaşlılığın Yapısal Değişimi" (Koç Üniversitesi Yayınları).
Orada ne diyor biliyor musunuz? 2002 yılında her yüz kişiden 8'i yaşlıydı... Türkiye 100 milyona yaklaştığında ise 20 milyon yaşlımız olacak.
Yüzde 20 ne demek? Muazzam bir miktar! Konut mimarisinden hastane bölümlerine, toplu taşıma araçlarından telefon tasarımına, hayatın yeniden düzenlenmesi gerekecek.
İsmail Hoca buna "Tsunami Etkisi" diyor ki çok yerinde bir benzetme. Peki ama "bugün hizmet - yarın oy" ilkesiyle çalışmak zorunda olan siyaset sınıfının, bu dalgayı göğüslemesi sizce mümkün mü?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER