YAZARA MAİL GÖNDER Etkin siyasetin ekonomisi

YAZARLAR

Siyaset ve ekonominin kol kola yürüdüğü herkesin malumudur. İstikametlerine birlikte yön verirler. Son dönem Türkiye'si ise siyasetin güvenli ve istikrarlı bir ortam sağlamasıyla oluşan atmosferde ülkenin hakiki değerleriyle büyüyen bir ekonomiye bir örnek. Bunu özellikle 2000 sonrası bölgesel ve küresel manada yaşadığımız birçok siyasi ve ekonomik krize rağmen başarabilmek, cumhuriyet tarihimizde bir ilk.
Ancak son zamanlarda enteresan gelişmeler oluyor. Özellikle bir yıldır dünyadaki ve ülkemizdeki yaşananlara baktığımızda siyaset merkezli ve ekonomi temelli bu olayların çoğunu yeni düzen öncesi doğum sancıları olarak adlandırabiliriz. Doğu- batı denkleminde yeniden Batıdan Doğuya doğru zenginliğin kaymasına (wealth shift) ve bununla ilişkili bir güç mücadelesine (power struggle) şahit oluyoruz. Bu mücadele içinde Doğu Avrupa, Ortadoğu veya Pasifik coğrafyasında yaşananları bu minvalde yorumlamak mümkün. Burada özellikle Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya ve Türkiye başta olmak üzere birçok ülke farklı testlerden geçiyor ve önümüzdeki 3-5 yıllık süre zarfında çok kritik süreçlerden geçecek. Son dönemlerde ülkemizde yaşananların merkezindeki nedenlere bu çerçevede bakmak gerçekten önemli.
Bunun siyasi yansımaları başka bir köşenin yazısı olabilir, ancak ekonomik ayağına baktığımızda başta 2008 kriziyle başlayan ve 2010'da yeni bir hal alan dünyadaki ekonomik düzen, artık ekonominin temel dinamikleri noktasında reel ekonominin ehemmiyetinin her geçen daha da arttığı bir dönemi beraberinde getirmiştir. Dünyadaki mevcut düzenin bu yöne evrildiği bir süreçte aksi yönde düşünüp hareket edenler akıntıya kürek çekmekten başka bir şey yapmayacaklardır.
Bu resim bağlamında, Türkiye'deki finansal sistemde kamu ve katılım bankalarına büyük iş düşmektedir. Kamu bankalarının eski atıl ve hantal yönetim tarzlarının yerine daha aktif ve netice odaklı, katılım bankalarının ise potansiyellerini realize etme noktasında daha girişken bir bakış açısı ortaya koymaları elzemdir. Burada tabii ki katılım bankalarının sayısının artması ve hem bu artış hem de başarılı büyüme stratejileriyle toplam pazardan aldıkları payı %6'lardan %10-15 düzeylerine çıkarmaları önemlidir.
Dünyada hiçbir büyük devlet yoktur ki güçlü kamu bankaları olmasın. Bu noktada kamu bankaları özellikle de Ziraat Bankası ve Halkbank önemli mesafe kat ettiler ve başarılara imza attılar. Eski döneme kıyasla, hatta birkaç yıl öncesine kıyasla ekonomiye büyük katkı sağladılar.
Ancak bu daha bir başlangıç. Sadece kârlılık noktasında değil, bölgesel ve stratejik anlamda da önemli roller üstleneceklerdir. Türkiye'nin Citibank'ı yahut Deutschebank'ı olmak durumundadırlar. Buna, gerek yönetim becerileri gerekse stratejik ve vizyoner bakış açılarıyla fazlasıyla hazır oldukları aşikârdır.
Sadece ülkemizde değil bölgemizde de etkin siyasetin temel unsuru olan ekonomik zemini tesis edecek koşulların en önemlilerinden biri budur. Bu da ülkeyle birlikte insanlarımızın ve bölgenin zenginleşmesinin esas dinamiği olacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.