YAZARA MAİL GÖNDER Ya amaç başkaysa!

YAZARLAR

Geçtiğimiz hafta Paris'te yaşanan saldırı, dünya gündemini çok yoğun bir şekilde işgal etti.
Son dönemdeki birkaç yazımızda hem Ortadoğu'da yanan ateşin tüm dünyaya sıçrayabileceği hem de 2015 yılının küresel siyaset açısından zor bir yıl olacağı ihtimalinden söz etmiştik. Bugün bu menfur olayları yaşamak gerçekten son derece üzücü.
Terörün her türlüsünü lanetlerken, burada bir hususu da vurgulamamız gerekiyor:
Dünyanın neresinde olursa olsun herhangi bir insanın hayatı ve değeri bir diğerininkinden daha önemli değildir. Günümüzde Ortadoğu'da sıradan bir gün içinde kadın, çocuk, yaşlı demeden öldürülen onlarca sivilin canı da en az Paris'te öldürülenler kadar değerli değil midir? Dünyada bazı bedenler için yas tutulurken, diğerlerinin sessiz, sakin ve umursanmadan toprağa düşmesini nasıl bir vicdan ile açıklayabiliriz acaba?
İslam coğrafyasının ezici çoğunluğunu temsil eden akl-ı selim sahibi ve itidalli Müslümanlar, özellikle 11 Eylül sonrasında, baskı, yaftalama, nefret söylemi, ötelenme ve daha pek çok zulümle çığrından çıkartılmaya çalışılsa da, sözümona radikal ve ılımlı İslam modelleriyle hakiki İslam çizgisi istikametinden saptırılmaya çalışılsa da ve bunca yıldır daha birçok sosyo-ekonomik haksızlıklara muhatap olsa da, bütün bu süreçleri sağlıklı bir şekilde yönetmeyi bildi. Batıdaki radikal muadillerine göre sayısı daha az olan bir grup marjinalin yaptıklarının tüm İslam dinine mal edilmeye çalışılmasının hayal kırıklığına rağmen üstelik.
Öte yandan, bilinçli bir propagandayla Batı medyası tarafından görülmeyen ultra-milliyetçi yapılar, PEGİDA vb. terör örgütleri eliyle hayatlarına son verilen masum insanlara rağmen Müslüman toplumlar sağduyuyu elden bırakmamış, hiçbir zaman kamplaşmanın, kutuplaşmanın, öfke ve kinin değirmenine su taşımamışlardır.
Tam da bu ultra-milliyetçi ırkçı saldırılarla Batı toplumlarında anti-İslamofobik hareketlerin hız kazandığı bir dönemde son olaylar insanın aklına "Bu kutuplaşma ve gerginlik, Müslüman ve Hıristiyan toplumları arasında orta vadede büyük bir çatışmanın tohumlarını ekmek için atılan adımlardan biri mi?" gibi sorular getiriyor. Acaba "yaklaşık 1000 yıl önce yaşanan Haçlı seferlerindeki gibi Müslüman ve Hıristiyan toplumlarının kırdırılmasını amaçlayan bir üst aklın farklı bir hesabı mı var?" komplosunu düşünmeden edemiyoruz. Kaybedenin her iki taraf olduğu bir çatışmadan acaba fayda sağlayacak üçüncü taraf kim? İşte tam da bu noktada toplumların algı düzeyi ve farkındalığı çok büyük önem arz ediyor.
Yoksa, suçlulardan hiçbirinin canlı ele geçirilememesi veya soruşturmayı yürüten komiserlerden birinin ilginç intiharı adeta olayın aydınlatılmaması için kurgulanan bir oyun hissi verirken, büyük resim hakkında da soru işaretleri oluşturmuyor mu? "Ya amaç bize anlatılan değil de başkasıysa!!!"
Umudumuz o ki karşımızda duran büyük oyuna yüksek bir vicdan ve adalet zemininde karşılık vererek, tarihin acı tecrübelerine bir yenisini eklemek durumunda kalmayız.
Not: Hazine Müsteşarlığı'nda, önümüzdeki günlerde faaliyete geçmesi beklenen kamu katılım bankalarının izinleri mevzusu enteresan bir noktaya ulaşmış.
Bu konuların muhatabı olan dairelerdeki bazı şahısların süreçleri bilinçli bir şekilde kilitledikleri ve kamu menfaatini ikinci plana attıkları konuşuluyor. Umarız ki doğru değildir.
Nitekim en büyük temennimiz, süreçlerin bir an önce neticelenmesi ve sonunda bir fayda ve değer oluşacaksa bunun her yönüyle kamuda kalmasıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.