YAZARA MAİL GÖNDER El hareketi
kapat

YAZARLAR

Parolayı duyduk, "adi"... İşareti de, "başbakan". Yaratıcısı şimdi gözaltında.
Eskiden daha "harcıalem" kelimeler kullanılırdı: Parola, vatan... İşareti, millet... Ya da parola Sakarya, işareti Dumlupınar, falan...
İşin suyu çıktığına göre, daha da yaratıcı olunabilir: Parola, tren... İşareti, öpsün seni Zeki Müren... Parola, şişe... İşareti, git duvara işe...
Böylece politikaya da karışmamış olursunuz.
Bu "adi başbakan" rezaleti bana başka bir başbakanı hatırlattı... Adnan Menderes'i... Yaşlanıyorum da, ondan mı?
Çok yakında ellinci yıldönümü "idrak edilecek" olan darbeyi...
26 Mayıs 1960 Perşembe akşamı... Darbeye sekiz saat falan var... Ertesi gün okullar tatile girecekler, bizim karne almamıza da çok az kalmış... Sınıfı geçtiğimizi bildiğimiz için içimiz rahat. Ama Türkiye'nin içi hiç rahat değil.
O akşam, Eskişehir'de, tören kıtasının, kendisine "merhaba asker" diyen Menderes'e "arkasını döndüğü" söylenmişti sonradan... Biz de çocuk aklımızla pek beğenmiştik, helal olsundu...
Sonra, otuz beş yıl kadar sonra, o dönemin Eskişehir komutanı, Menderes'i de ertesi gün tutuklayacak olan Muhsin Batur bunu yalanladı.
Televizyonda yayınlanan "Demirkırat" belgeselinde konuşan Batur, tören kıtasının Menderes'e "arkasını dönmediğini" söylüyordu...
Askerler başbakana "başka bir şey" yapmışlardı!
Ne mi yapmışlardı?
El hareketi... Evet evet, hemen aklınıza gelen o hareket...
Bendeniz tarihi gerçeklerin sonradan ortaya çıkanını severim.
Mesela şu "Dumlupınar" konusu hep kafamı kurcalar. Savaş alanı değil, denizaltı. (Denizaltımıza çarpıp onu batıran İsveç bandıralı geminin ismi hafızama çakılmış: Naboland.)
Şamandıra attılar, iletişim kuruldu, fakat kurtarılma umutları kalmayınca da şamandıranın telefonundan son sözleri şu oldu: Vatan sağolsun!
Hürriyet gazetesi öyle yazmıştı. (Yanlış anlamayın, Ertuğrul Özkök o sıralar henüz ilkokula bile gitmiyor.) Sonra olayın başka bir "versiyonu" duyuldu.
Birkaç saat sonra şehit olacak denizcimiz, şamandıra telefonunda "vatan sağolsun" dememiş, becerip de onları kurtaramayanlara "saydırmıştı"... (Kurtarıcılar şamandıranın kablosunu kopardıkları için dalgıçların ona tutunarak aşağı inip kapak açmaları mümkün olamıyordu.
Öyle derler.)
Hangisi doğrudur, ne bileyim ben?
Alın örneğin, Atatürk'ün General MacArthur ile ünlü görüşmesi...
Atatürk'ün (o zaman henüz Atatürk değil, Gazi Mustafa Kemal), daha 1932 yılında, kendisini ziyarete gelen MacArthur'a "yeni bir dünya savaşı çıkacak" dediği bilinir.
Bu da, ileri görüşlülüğüne örnek olarak herkese öğretilir.
Fakat bazı münafıklar, bazı hainler, bazı vatan millet düşmanları, Atatürk'ün tam tersine, "artık bir daha dünya savaşı çıkmaz" dediğini öne sürmüşlerdir!
Elbette bunu öğrenmenin en kestirme yolu, MacArthur'un anılarını açıp bakmaktır. Frazier Hunt, Cüneyt Akalın, Cemil Koçak, Hadiye Yılmaz gibi araştırmacıların eserlerini incelemektir.
Diyeceksiniz ki, sen ne biçim gazetecisin hemşerim, açıp baksana, inceleyip öğrenip yazsana!
Yemezler. Kestane varsa, onu ateşten başkası çeksin, benim ellerim acıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.