Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Tamam tamam, biz de inandık: Kürtler ayrılmak istemiyorlar. ("Kürt kardeşlerimiz" demiyorum çünkü bozuluyorlarmış. Bunda tepeden bakan bir tavır varmış.)
Fakat "azınlık hakları" da istemiyorlar. "Her alanda tam eşitlik" istiyorlar. Alamadıkları sürece de iç savaşı sürdürürler.
İyi ama Kürtler azınlık! "En kalabalık azınlık" ama gene de, lamı cimi yok, azınlık...
Bakalım Türkler bu işin içinden nasıl çıkacaklar? Çözüm, sorundan çok daha karmaşık olacak.
Örnek: "Anadilde savunma hakkı" yasalaşmak üzere, fiilen de uygulanmaya başladı. Sanık Kürtçe savunma yapıyor, tercüman tercüme ediyor. Fakat sanığın savunma yapabilmesi için mahkemenin her safhasını anlaması şart... Öyle değil mi?
Yani iddianamenin de Kürtçe'ye tercüme edilip kendisine okunması gerekiyor! Kararın da tabii.
Kendi dışımızda bir "lingua franca" tesbit edip (ister İngilizce ister Arapça) mahkemenin her makamını onunla konuşmaya sevkedecek halimiz de yok...
Bu durumda, mükemmel Türkçe bilen Kürt vatandaşlar bile mahkemelerde ille de Kürtçe konuşmak isteyeceklerdir. İster "şov yapmak için" deyiniz, ister "inat", isterseniz "prensip meselesi"...
Güneydoğuya tayin edilecek her hukukçuya kısa sürede Kürtçe öğretecek halimiz mi vardır? Kaldı ki kanun bölge ayırımı da yapmıyor, isteyen Kürt sanık Okmeydanı Adliyesi'nde de anadilinde ifade verebilir, Kartal Adliyesi'nde de.
Bitmedi: Bu durumda yürürlükteki bütün kanunların da Kürtçe'ye tercüme edilmesi gelir arkadan. Korkunç bir uğraştır bu, yıllarca da sürer gider.
Zabıtların da iki dilde tutulması.
Hatta, müstakbel yeni anayasanın da iki dilde yazılması.
Eee, meclisten de yeni kanunlar iki dilde mi çıkacaktır? Kürsü konuşmalarına "simültane çeviri" mi yapılacaktır, parti kurultayında kürsü nutkunun anında "sağır-dilsiz diline" çevirilmesi gibi?
Yani, adı konmasa bile, birbiriyle eşit iki resmi dil oluşur.
Peki bir Rum vatandaş mahkemede Rumca, bir Ermeni vatandaş Ermenice savunma yapmak isterse ne olacaktır? Bu durumda onun da hakkıdır.
Onlar çok çok azınlıkta oldukları için pratikte sorun çıkmaz. "Münferit" birkaç sıkıntı yaşanır, o kadar.
Fakat Osmanlı İmparatorluğu'nda bile "kavanin ve içtihadın" her imparatorluk halkının diline tercüme edilmesi diye bir uygulama yoktu...
"Canım adamlar yalnızca savunma yapmakta istiyorlar bunu" diyeceksiniz. Yetinecekler midir?
Dönüp "Fin modeline" bakacaksınız. Finlandiya'da iki resmi dil vardır: Fince ve İsveççe.
Ülkede İsveçli azınlığı yüzde 10 dolayındadır ama sokak tabelaları bile iki dilde yazılır (Helsinki'de kendi gözümle gördüm.)
Federasyon olmayan bir federasyon!
Yeni bir devlet. Bildiğimiz "TC" değil yani. Oraya doğru gidiyoruz.
"Ulus-devlet kuruyoruz" deyip aslında çok halklı devlet kurarsanız ama diğer halkları da halının altına süpürürseniz böyle olur! Bütün bunlar 1923 yılında düşünülecekti. "Osmanlı'yla hiçbir ilgimiz kalmamıştır" diye kendini kandırmak marifet değildir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER