YAZARA MAİL GÖNDER Geriye dönmek yasaktır

YAZARLAR

O şimdi yerinde yeller esen Saray Sineması'nın neredeyse kapıları kırılacaktı, isterseniz Atilla Dorsay'a sorun...
Yıl 1963 ya da 1964 olmalı. Saray'da Ingmar Bergman'ın "Sessizlik" filmi oynuyor...
"İsveç filmiymiş abi!"
İsveç filmi demek açık saçık film demek. Türk seyircisinin büyük çoğunluğu sinemada "yönetmen" nedir kimdir bilmez, Bergman adını duymamış, azıcık alafrangası da Bergman'lardan yalnızca Ingrid'i tanır o zamanlar...
Bilet bulunamıyor. Kapılar zorlanıyor. Kara kalabalık caddeye taşmış. "İsveçli iki kızkardeşin aşk hayatını anlatıyormuş abi..."
Herifçioğlu "insanın yalnızlığı, insanlar arasındaki iletişim kopukluğu" diye tepiniyormuş, kimin umurunda? İsveç filmi abi...
Gittik. Kötü maç spikeri ağzıyla söylersek nefesler tutulmuş, herkes pür dikkat "yatak sahnesi" bekliyor.
Yatak sahnesi geldi. Kızkardeşlerin küçüğü, dilini hiç anlamadıkları yabancı bir ülkenin bir otelinde, kendisini sürekli baskı altında tutan ablasıyla kavga etmiş (Ingrid Thulin, daha genç o zamanlar, dokuz yıl önce öldü), yeni tanıştığı ama hiç konuşamadığı bir adamla yatacak ablasına inat...
Oynayan kızın adını da hiç unutmam, Gunnel Lindblom. Şimdi muşmula oldu. ("Ejderha Dövmeli Kız" filmindeki kötü kalpli kocakarı diyeyim de anlayın!)
Yatak sahnesi geldi. Kız sutyenini çıkarıyor.
Aaa, film küt dedi başka yere atladı. (O zamanlar Türk seyircisi böyle durumlarda makinistin filmi "atlattığını" sanır ve ona küfür ederdi, şimdi kaç kişi "montaj" bilir acaba?)
Yıllar ve yıllar ve bir ömür sonra DVD çıktı. Ben de hemen "Sessizlik" filmini aldım tabii.
Bir merak, geçtim başına oturdum. Elli yıl önce göremediklerimi göreceğim.
Meğerse yalnızca bir meme ucu görünüyormuş, o da birkaç saniyecik.
Benzer bir durumla da yeğenim karşılaştı.
Kesile kesile kuşa döndürülmüş, tamamını ancak Almanya'da seyredebildiğim "Paris'te Son Tango" filmi.
Hani tereyağı falan... Toprağı bol olsun Marlon Brando, gene toprağı bol olsun Maria Schneider'e diyor ki, now you...
Yeğenim filmi seyretmiş, 2000'li yıllarda, elbette DVD...
"Enişte, o kadar lafını ettiğiniz film bu muymuş yahu?" dedi.
Filmde çarpıcı ya da kayda değer hiçbir şey bulamamıştı. Bizim kuşağa da acıyordu.
Evet, eskiden Türkiye'de sansür vardı efendim.
O şimdi her üç cümlede bir geçen "fuck, shit" gibi lafları, altyazıda bunların Türkçe tercümelerini, duymayı ya da okumayı tasavvur ve tahayyül dahi edemezdik.
Amerikalılar'ın yaptığı "Kader Bağlayınca" filmi, dost ve müttefik bir ülkenin yani Amerika'nın "hislerini rencide edebilir" gerekçesiyle yıllarca oynatılamamıştı.
Kimi ahmaklar "eski Türkiye"ye dönmek istiyorlar ya, devr-i saadet... Biz de soruyoruz, cebinizde dövizle yakalanıp kodese girmek ister misiniz, yurt dışına yılda yalnızca bir kerecik çıkabilmek ister misiniz diye...
Siz de sorun bakalım, sansür de isterler miymiş?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.