YAZARA MAİL GÖNDER Sus ol yavrus, yoğusam Toroski'yi Torosyan sanoorsun?

YAZARLAR

Artık iyice kabak tadı veren ve "muarızlarının" bir türlü lafı bitirmeyi bilemedikleri şu Yüzbaşı Torosyan tartışması vardı hani...
Tarih eğitimi doktora düzeyinden ileri gitmeyen Halil Berktay, Profesör Ayhan Aktar ve Profesör Taner Akçam'ı yalancılıkla suçlamış ve hakaretler yağdırmıştı...
Amerika'ya yerleşip anılarını yayınlayan ve orada da ölen Sarkis Torosyan'ın, iddia ettiği gibi Osmanlı ordusunda yüzbaşı müzbaşı olmadığı, Çanakkale muharebelerine de katılmadığı ileri sürülüyordu...
Konuyla ilgili bir kitap yazan araştırmacı Hakan Erdem de Torosyan'ın 1916 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne giriş çıkış yaptığını, sonra 1920'de tekrar gidip yerleştiğini ileri sürmüştü. Öyle ya, 1916'da Amerika'da olan adam, aynı anda ileri sürdüğü gibi Romanya'da olamazdı tabii.
Savaşın tam göbeğinde, üstelik bütün o "tehcir" olaylarından sonra, Osmanlı tebaı bir Ermeni, ister subay olsun ister badanacı, nasıl olur da pasaport alıp Amerika'ya gider ve geri dönerdi? Ermeni tebaın (sağ kalanların!) yurt dışına çıkışları kesinlikle yasaklanmıştı.
Şimdi işin bu yönü de açıklığa kavuştu:
Hakan Erdem, meseleyi araştırdığı Amerikan arşivlerinde (bunlar elbette İnternet'te sanal ortama aktarılmış belgeler) kişileri karıştırmış!
1916'da Amerika'ya giriş yapan kişi, aynı eyaletin, Pennsylvania eyaletinin başka bir şehrinde yaşayan John Toroski adında bir adammış!
Bu o kadar böyle ki, sözkonusu Toroski, Amerikan kayıtlarında "mavi gözlü, çilli ve al yanaklı" olarak betimleniyor. Bizim buralarda bu fiziksel özelliklere sahip Ermeni görmedik pek...
Prof. Akçam bütün bunları belgeleriyle kanıtladı, "T 24" adlı sitede.
Halil Berktay benim de profesörler tarafından kandırıldığımı ve inciler yumurtladığımı yazmıştı, bu inciyi neresine dizer bilemem artık.
Haklı olduğu bir nokta da yok değil: Beni profesörler değil Erdem yanılttı, Torosyan'ın Amerikalılar'a şirin görünmek için yalan söylediğini sandım. Oysa adamcağız hiç ağzını açmamış. 1916'da Amerika'ya gidemeyeceğini kestirdim de belge şaşkınlığını tahmin edemedim.
Bunun dışında haklı eleştiriler elbette bakidir: Torosyan anılarında yer verdiği birçok ayrıntıda epeyce "uçmaktadır", ama böyle bir Osmanlı subayı vardır ve cephelerde de bulunmuştur. Önemli olan da budur, gerisi magazindir. Örneğin Romanya cephesinde "başının sol tarafından yaralandığını" söylemektedir. Amerikan kayıtlarında da "bariz alametleri" faslında "scar on left side of head" deniyor. Yarayı belki bir Rus mermisi değil de, kavga ettiği marangoz Artin açmıştır keseriyle, ama bu ayrıntı "belirleyici" midir?
Hadi bir de şunu soralım: Çanakkale'de gayrımüslim Osmanlı subaylarının da çarpışmış olmaları, hadi Turgut Özakman Beyefendi Hazretleri'ni anlarız da, Marksistler'i niçin bu kadar rahatsız ediyor?
Bu tartışma gerçekten de bitsin artık diyeceğim ama şimdi Halil Berktay hızını alamaz, yirmi sekiz yazı daha yazar. Eh, ağanın eli tutulmaz, memlekette demokrasi var, Türk basınında da "pehlivan tefrikası" geleneği!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.