YAZARA MAİL GÖNDER Costa-Gavras'ı kullanmak

YAZARLAR

Nasreddin Hoca, eski ayları kırpıp kırpıp yıldız yaptıklarını söylemişti... Bakalım Fransızlar da eski binaları ne yapıyorlar?
"Fasadını" yani binanın suratını restore edip bırakıyorlar, içini yeniliyorlar.
"Tarihi eserleri" değil tabii, kimsenin Louvre'u yıkacağı yok. Eski ama çok çok da önemli olmayan binaları... Yönetmeliklere göre "derecesini" bilemem.
Gidin bakın, Marcel Proust'un evi bir banka şubesidir. Kapıda bir plaket vardır, içeride de Proust'un yatak odası aynen korunmuştur, isteyene gezdiriyorlar.
Gidin bakın, on dokuzuncu yüzyılın ünlü kahvehanesi Maison Doree'nin suratı aynen korunmuştur, içi banka, duvarda gene plaket. (Buna karşılık Tortoni'nin yerinde yeller esiyor, üst katında Halil Paşa otururdu.)
Bunları, ikide bir Paris'e giden sevgili ağabeyim Atilla Dorsay'ın benden daha iyi bilmesi gerekir.
Emek projesine baktım, Cercle d'Orient binasının fasadı aynen korunmuş.
İçinin de, iddia edildiği gibi alışveriş merkezi yapılmayacağını yetkililer yemini billah ederek söylüyorlar. Ama duymak istemeyen duymuyor.
Emek Sineması yokedilmeyecek, dördüncü kata taşınacak. Binada on sinema salonu daha olacak, rakamla 10...
Yani bina, sinemalarıyla, kafeler ve kitapçılarla bir "yapı kompleksine" dönüşecek... Zaten eskiden de öyleydi. Ben olsam eski paten salonu Skating Palace'ı da yeniden yaratırdım.
Ortada sinema sanatına vurulmuş bir darbe falan yok, mimariye vurulmuş darbe de Fransız mimar ve şehircilerinin vurduğu kadar, ne eksik ne fazla.
Hatırladığım kadarıyla Fransızlar da, işlevini kaybetmiş, artık doldurulamayan eski ve büyük sinema salonlarını batmaktan kurtarmak için bölmüş, bir büyük salon yerine beş küçük salon yaratmışlardı... Gaumont, Marignan, Normandie, vesaire... O çoğaltılmış salonlara en az elli kere gittim. O salonlara en az yüz kere gitmiş olan sevgili ağabeyim Atilla Dorsay benden çok daha iyi bilecektir.
O zaman sorun nedir?
Sorun, hükümete uyuzluk etmek. Kendince muhalefet. Kendince solculuk. Kendince entellik. Bütün açıklamalara da kulaklarını tıkayıp kendi bildiğini okumak. Emek'i bahane edip, anlar anlamaz çoluk çocukla olay çıkarmak.
Hele buna bir de, kendini bilmez bir öküzün yazar tartaklaması eklenince, haklı gibi görünürsün.
Tıpkı, mahkeme salonu basmaya kalkan faşistlere polis su sıkınca onların da bir kısım basın tarafından haklı gibi gösterilmeleri misali...
Hani CHP milletvekili bir hanım "artık saldırıya geçiyoruz" demişti ya, saldırının uçları bir koldan Silivri'ye, bir koldan Yeşilçam Sokağı'na çıktı. Buyurun beyler, Taksim'e de bekleriz...
Bu arada, İstanbul'a gelip giden ünlüleri de bu amaçla kullanacaksanız, yanlış adam seçtiniz. Costa-Gavras'ı değil Drogba'yı çıkaracaktınız, Boğaziçi'ni, şiş kebabını, Türk kadınlarını ve Emek Sineması'nı ne kadar beğendiğini söyleyecekti, o zaman daha etkili olurdunuz.
Ama birileri de Costa-Gavras'a buranın eski bir Fransız sömürgesi olmadığını anlatsın. Ayrıca ben hiçbir Türk yönetmeninin, Marignan Sineması tadil edilirken Champs-Elysees'ye gidip sağa sola saldırdığını hatırlamıyorum...
Bu saçmalıklar artık sona ermeli, Atilla Dorsay ağabeyim de kapris yapmayı bırakıp bir an önce işinin başına dönmelidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.