YAZARA MAİL GÖNDER Terli terli Kemal

YAZARLAR

Skandalı biliyorsunuz:
Kılıçdaroğlu, Brüksel'de Avrupa Birliği'nden zılgıt yedi. Hem de, Avrupa Parlamentosu'nun "sosyalist grup başkanından"... Konuşma yapmış, "diktatör Esad ile Erdoğan arasında alt tarafı ton farkı olduğunu" söylemiş, ikisi de zulüm yapıyorlarmış!
Bunu söyleyen de, Esad'a iki defa heyet gönderip onun arkasında olduğunu açık seçik gösteren adam ha!...
Ciddiye alınacak bir yanı olmadığı için ciddiye almamışlar. Grup başkanı Hannes Swoboda ona "one minute" anlamına gelen bir cevap vermiş, toplantıyı terketmiş.
Kılıçdaroğlu da palas pandıras ülkesine dönmüş.
Bizim arkadaşlar dalgalarını geçiyorlar, "kendini CHP'nin grup toplantısında zannetti" diye... Swoboda da "niçin Türkiye'de iktidar olamadığı anlaşılıyor" demiş arkasından... "Yeni anayasayı hepsinden çok CHP'nin istemesi gerekirdi" diye de ekliyor.
Kılıçdaroğlu şimdi yanmasın diye kazı çevirmeye çalışıyor. "Ankara müdahale etmiştir" diyor. Herhalde başbakan Amerika'ya giderken uçaktan Avrupalı sosyalistleri aramış, "şuna münasip bir cevap verin" demiştir... Avrupalı solcular "Türk sağcılarının" sözünden çıkmazlar.
Muhalif basının zavallı amigoları da ne halt edeceklerini şaşırdılar: Kimisi Swoboda'nın yaptığının "nezakete uymadığını" yazıyor, kimisi Kemal Bey'in "rest çektiğini" söyleyip adamı çamurdan çıkarma hevesinde, kimisi "bu adamla da bu iş olmayacak" deyip iki sene sonra, seçim yenilgisinden sonra girişecekleri "Kılıçdaroğlu'nu devirme" operasyonunun temeline bir taş daha koyma çabasında...
Şimdiden hayırlı uğurlu olsun. Ben en çok Kılıçdaroğlu'nun döndükten sonra, havaalanında amigolara verdiği demece güldüm. "Batılılar'dan demokrasi dersi alacak değilim" demiş! Üstelik zaman zaman "ses tonunu yükseltip" elini de masaya vurmuş. Soytarı basın bir zamanlar Demirel'e de masaya yumruk attırmamış mıydı?
Nereden alacaksın o dersi Kemal Bey, Çin'den mi, Küba'dan mı, Kuzey Kore'den mi?
Yoksa Migros'tan mı?
Nerede satıyorlar?
Kemal Bey, "biz demokrasiyi Batı'nın lütfuyla kazanmadık, alnımızın teriyle kazandık" demiş...
1925 yılında Başvekil İsmet Paşa muhalefetin çanına ot tıkayan Takrir-i Sükûn Kanunu'nu çıkarırken hiç de ter dökmemişti, meclis kuzu gibi onaylamıştı yasayı.
Aslına bakarsanız, akıllı bir hanımın deyimiyle demokrasiyi Türkiye'ye Atatürk getirip bize hediye etmişti, alnımızın teriyle.
Paşa 1945 yılında da hiç ter dökmedi çok partili sisteme geçerken, buna karşı çıkan Recep Peker'i, eski kafa dengini de bir kalemde harcadı.
Kılıçdaroğlu herhalde ter derken, 1960 öncesi darbe kışkırtmak için paşanın Anadolu yollarında döktüğü terleri kastediyor, mitingler falan...
Yoksa "neredeymiş bu Ergenekon, ben de üye olacağım" derken kendi döktüğü utanç terini mi?
Asıl teri seçimde göreceksin, yüzde 20'nin de altına düşünce tekmil suya batmış gibi olacaksın, her yanın ter kesecek faşist arkadaşlarınla birlikte, Parvus'u Türk büyüğü, Lefter'i de Fenerbahçe'nin kalecisi sanan arslan Kemal...
Terin kokusu da ekşi olur, ayıptır söylemesi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.