YAZARA MAİL GÖNDER Nankörlüğün geleceği

YAZARLAR

İşte Taner Akçam da yazdı, hayatta kalmasını bu hükümete borçlu olduğunu çok iyi bilen ama bir yandan "liberal arkadaşlarının giriştiği hükümete uyuzluk kampanyasında onlardan geri kalmamaya da çalışan" Profesör Taner Akçam kardeşimiz.
Daha buna benzer nankör ve de profesör kardeşlerimiz de yok değil, gazeteci ağabeylerimiz de... Bunlardan birisi geçen gün "hükümete destek verme koşullarını" açıklamış! Vermese, hükümet düşecek.
Bu egolarla sonları ya ebelik ya dedeliktir.
Akçam, bilmemkaç kere müebbet yemiş Veli Küçük'ün Silivri savunmasına dikkat çekiyor.
Veli Küçük, Ergenekon davasını "Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey davasına" benzetmiş. Yani, Silivri mahkemesi de "vatan haini Nemrut Mustafa Paşa'nın Divan-ı Harbi" oluyor bu hesaba göre...
Kendisi de, "Bekirağa Bölüğü'nde tutsak edilen vatanseverlerden biri" gibi tabii... Veli Paşa da bir "milli mücadele neferiymiş", vay canına...
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, milliyetçi olduğu için asılmadı.
Savaş suçlusu olduğu için, Ermeni kırdığı için asıldı.
Fakat bu sonradan, özellikle yeni kuşaklara, "efendim kendisi milli mücadelemizin ilk kahramanlarındandır" şeklinde öğretildi.
Ermeni meselesinde hiçbir dahli olmayan, bu işe hiçbir şekilde bulaşmamış, tam tersine bu kırımın sorumlularından ve genel olarak İttihat ve Terakki'nin üst yönetici kadrosundan nefret eden koskoca Mustafa Kemal Paşa'nın bu konuya daha titiz yaklaşmasını beklerdik!...
Kaymakam Kemal Bey'in İstanbul'da asılması, dünya savaşında yenilmiş ve süngüsü düşmüş bütün İttihatçılar'da "sıra bize de gelecek" endişesinin doğmasına ve "silahlı direniş" fikrinin de filizlenmesine yol açmıştı. Kurtuluş savaşı ufaktan ufaktan böyle başladı.
İstanbul meclisi de bir yandan komisyon kurmuş, savaş suçlarını ve suçlularını araştırıyordu. (Bu meclisin bir kısım üyeleri meclis basılıp kapatıldıktan sonra Ankara'ya gidip TBMM'yi oluşturunca bu mesele de rafa kalkıverdi!)
Lakin, İstanbul Divan-ı Harbi yani askeri mahkemesi vahim bir yanlışa da imza attı.
Anadolu'da direnişe başlayan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını da idama mahkûm etti!
Böylece, kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra varlığı ortadan kalkınca, vermiş olduğu diğer bütün kararlar da "kadük" oldu!
Yani at izi it izine karıştı, Ermeni kırımından dolayı suçlanan üst düzey İttihatçılar, Anadolu direnişini yürüten alt düzey İttihatçılar'la "aynı kaba kondular" ve aradan sıyırdılar, yırttılar! Paçayı kurtardılar.
Hayatta kalmalarını Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya borçlu olan o serseriler, zaferden dört yıl, cumhuriyetten üç yıl sonra bu sefer Mustafa Kemal'i öldürüp iktidarı ele geçirme çabasına girdiler... Bu sefer hepsi asıldı tabii.
Bir soru: Acaba Atatürk, suikast tertibine bakıp "bu herifleri korumuş, kollamış ve kurtarmış olduğundan" dolayı pişmanlık duymuş mudur? (Yanıtı Ayşe Hür bacımız versin.)
Bir de uyarı: Nasıl kıyakçılığın sonu ayakçılıksa, nankörlüğün sonu da hüsrana varabiliyor. Bunu da kim üstüne alınacaksa alınsın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.