YAZARA MAİL GÖNDER Coşkusuz coşku

YAZARLAR

Gazetelerin bayram sayfaları ilginçtir...
Bayram dediğim, milli bayram.
Kendimi bildim bileli dön dolaş aynı sayfalardır bunlar: Türk bayrağı, Atatürk, belki Mehmetçik, "gururla ve coşkuyla kutluyoruz"... Kimisi hızını alamaz, kaymak kâğıda bir yüzü Atatürk, öbür yüzü bayraklı "ilave" de verir, ilkokul çocuklarını etkilemek için. (Dini bayramlarda da ya kâğıtlı şeker ya da kıvrık boynuzlu koç fotoğrafı kullanılır.) Elbette bu Atatürk portresi her gazetenin kendi "meşrebine" göre farklılık da gösterir.
Kimisi "kravatlı Atatürk" fotoğrafı koyar (İstanbul sermayesinin alafranga hizmetçileri), kimisi kalpaklı "Gazi Mustafa Kemal" portresi (solcu geçinenler), kimisi de "cumhuriyet mareşali üniformalı" resmini (onlar hepten postalcı.) Haa, bakınız "baklava desenli kazaklı" ya da şortlu mayolu fotoğraflar (tercihan Yalova'da küçük Ülkü'yle elele) daha ziyade 10 Kasım günlerine özgüdür.
Tabii bu mili bayram sayfalarında artık boy farklılığı da gözleniyor, değişen Türkiye'de orduya yağ çekmek gereği azalınca, bayram kutlaması bir tam sayfadan köşeye sıkışmış iki sütuna kadar düşebiliyor...
Türkiye Cumhuriyeti'ne gıcık kapan entel gazeteleri de hiç "görmüyorlar" bayramı, meslek jargonuyla, mesele kalmıyor!
30 Ağustos sabahı çıkan gazetede "bugün 30 Ağustos bayramı" diye bir haber bulunmaması, densizliktir.
Ama "coşkuyla kutluyoruz" tantanası da gayretkeşliktir.
Çünkü ortada coşku moşku yoktur.
Coşku ancak, birkaç beton kafalı Kemalist yazarın kendileri de inanmadan çiziktirdikleri sade suya tirit, "ilkokul kompozisyon ödevi" tadında yazılarındadır. O coşkuyu, stadyum yaveleri yayınlayan TRT bile yaratamıyor.
Aradan doksan bir yıl geçince, coşku moşku kalmamıştır. Bu da çok doğaldır.
Coşkuyu, terfi eden subay duyar, doğaldır.
Emekliye ayrılan ya sevinir ya üzülür, bu da doğaldır.
Ama sivilde coşku göremedim ve göremiyorum.
Tövbe... Sivil şimdi Yunan adalarına "vizesiz" gitme coşkusunu yaşıyor!...
Duysa duysa ucuza kalamar ve ahtapot yeme coşkusunu duyacaktır, "arkadan çekişli yiğitler" de Mikonos'ta yeni yeni kamyoncularla tanışma coşkusunu...
Vallahi bendeniz de Dalaras'ın şu yeni Kavafis albümü çıksa da elime geçse coşacağım.
En görkemli zafer bile zaman içinde bizden uzaklaşır, silinir... Yerini "barışın dinginliğine" bırakır...
İşte bu nedenle Malazgirt zaferi de, İstanbul'un fethi de kendi meşrebine göre iki avuç fanatiğin tekelinde kalır. Nitekim Yunanistan'da da "İstanbul'u yeniden ele geçireceğiz" saçmalığı bir avuç faşist serserinin tekelindedir.
Kaldı ki... Hep işinize geleni işinize geldiği şekilde anıyorsunuz. 30 Ağustos'u coşkuyla kutluyorsunuz da, 26 Ocak'ta niçin ağlayıp dövünmüyorsunuz?
26 Ocak 1699, Karlofça Antlaşması...
Macaristan gitti elimizden o gün yahu, koskoca Macaristan!
Boşver ağabey, biz Avusturya, Alman, Rus, İngiliz, Fransız ordularını yenemesek bile gözümüze kestirdiğimiz, dişimize göre bulduğumuz Yunan ordusunu kıstırır, onu yener ve doksan bir yıl da lafını ederiz...
Bütün yurtta, dış temsilciliklerimizde ve yavru vatan Kıbrıs'ta... Coşkuyla...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.