Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İstanbul çirkin bir şehirdir. Şimdi başlayacaksınız tabii sayıp dökmeye, Ayasofya, Süleymaniye, Topkapı Sarayı, Boğaziçi Köprüsü, Kızkulesi, falan filan...
Bu şehrin binalarının çoğu çirkindir. Büyük çoğunluğu. Göz tırmalayıcı. Mide bulandırıcı. Utanç verici.
Hatta bir AB yetkilisi, "sizi birliğe almamamızın bir nedeni de çirkin şehirlerinizdir" demekten geri durmamıştı.
Hemen hatırlatalım, Avrupa'nın birçok şehrinde de, özellikle savaşta yıkılan binaların yerine yapılan yeni binalarda, göze çok ters gelen çirkinlikler vardır. Bunun en iyi örneği Almanya'dır tabii, başta Berlin olmak üzere hemen bütün Alman şehirleri, belki Lübeck, Heidelberg gibi "az bombalanmış" yerler hariç.
Londra da bundan pek geri kalmaz. Paris'te bile, iki Haussmann yapısının arasına sıkışmış, altı benzin istasyonu üstü iş hanı, nice sevimsiz suratlı bina çıkar karşınıza... Viyana'da Mozart'ın evini bulmaya gidersiniz, Stefl mağazasının servis kapısı çıkar önünüze...
Ama gene de "genel bir estetik kaygı" vardır, yeni binalar elden geldiğince eskilerle uyum içinde yapılmaya çalışılır. Çirkinler "istisnadır".
İstanbul'da bu yoktu.
Çünkü "fenni muayene" vardı ama "estetik denetim" yoktu.
"Fen İşleri Müdürlüğü'nün" maşallah ne kadar başarılı olduğunu anlamak isterseniz de, "kentsel dönüşüm" projesi kapsamında yıkımına karar verilen bina sayısına bakmanız yeterli!
İstanbul'un "medar-ı iftiharı" Bağdat Caddesi'ne gidiniz, ama kafanızı kaldırmayınız. "Göz hizasında" kaldığınız sürece şık mağazalar, lokantalar, cafe'ler falan. Kafanızı kaldırırsanız, kimbilir hangi yamyamın diktiği ve kimbilir hangi yamyamın onay verdiği birbirinden kelek yapılar göreceksiniz. Hele o Kızıltoprak, hele o Şaşkınbakkal...
Hele bir üst caddeye çıkarsanız, "minibüs caddesine", burası İstanbul mu, Samsun mu, Mersin mi, Kütahya mı, anlamanız mümkün değildir.
Yani, üç beş zibidinin hükümete uyuzluk olsun diye "merdiven boyamasıyla" da giderilecek bir kusur değil bu.
"Sitelerde mitelerde", paranın da verdiği güçle, artık bir "estetik kaygı" hissediliyor ama onlarda da "karakter" yok. Bir "Muğla kasabası" da kurabiliyorlar, bir "Kahire mahallesi" de.
Bu şehir elbirliğiyle katledilmiş bir şehirdir, öküz müteahhit, yeteneksiz mimar, beceriksiz mühendis, çemiş belediyeci ve de o binalardan hiç yüksünmeden kat alıp oturan ya da kiraya veren zevksiz müşteri eliyle...
Şimdi artık buna bir dur denilecek ama "şehri düzeltmek" kaç yüzyıl sürer ve şehrin kaçta kaçına güç yeter, o da ayrı bir merak konusu. Büyükşehir belediyelerinde bulunan "estetik komisyonları" şimdi artık ilçe belediyelerinde de kuruluyormuş... Böylece, kelek binalara ruhsat verilmeyecekmiş.
İyi, komisyon üyeleri estetik duygusuna sahip oldukları sürece tabii!
Siz önce müteahhitlerin şu sitelerdeki blokları "birbirine yapıştırmasını" önleyin, bilmemkaç metrekare konuta bilmemkaç metrekare de yeşil alan zorunluluğu getirin. (Gidip Acarkent denilen lüks mezbeleliğe bakın, anlarsınız.)
Bazı sonradan görme yeni zenginler düşünsünler, mi diyeceksiniz?
Oralardan ev alacak paramız yok, oturacak değiliz ama İstanbullu sıfatıyla kanımıza dokunuyor. Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz değil miydi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER