YAZARA MAİL GÖNDER Çalışmaya başlayın

YAZARLAR

Başbakanın "en az üç çocuk yapın" sözüyle çok dalga geçildi, bu yüzden kendisine epeyce hakaret de edildi.
Hatta Taksim'de ayaklananlar "pipi de bizim kuku da, sen ne karışıyorsun" gibilerden sloganlar da attılar.
Başbakan elbette kimsenin bilmemneresine karışacak değildi. "Toplumda doğurganlığın artması gerekir" demek istiyordu. Ama bunu "herkesin anlayabileceği" şekle sokarak hap yapıp yutturmak amacındaydı, anlamamakta direnen kalın kafalılar ve kötü niyetliler hariç tabii...
Sonuçta başbakan jinekolog değil, politikacıdır.
Çünkü "genç toplum" diye pek övünülen Türkiye'nin nüfusu, sanılanın aksine, son yıllarda yaşlanma sürecine girmişti.
Şimdi bunu, üç çocuk önerdi diye başbakana bulaşanların kendileri söylüyorlar.
İşte başlık: "Türkiye ihtiyar bir ülke olmaya doğru hızla ilerliyor."
Muvafık gazetede değil, muhalif gazetede çıktı bu haber.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun elde ettiği verilere göre, geçen yıl 2.08 olan toplam doğurganlık hızı altı yıl içinde 2.02'ye düşecekmiş.
Yani bu gidişle nüfus "kendini yenileyemez" hale gelecek. Ortalık bizim gibi moruklara kalacak. "Söyle o padişaha, benim belime güvenip ona buna savaş ilan etmesin" diyen adamın fıkrası gibi, bu saatten sonra bu konuda bize hiç güvenmeyiniz. (Refik Bey hariç.)
İnsanlar para kazandıkça, sınıf değiştirdikçe, "bireyleştikçe" çocuk yapmaktan vazgeçiyorlar.
Avrupa'da da böyleydi, örneğin yetmişli yıllarda Fransa'da toplum hızla yaşlanıyordu. Refah hepsini gevşetmişti galiba... Alarm zilleri çaldı. Yöneticiler çeşitli "teşvik tedbirleri" uyguladılar, çocukların bakımını, büyümelerini ve eğitimlerini "devlet finanse eder" hale geldi. "Çocuk zammı" bizdeki gibi sembolik değil, maaşın ve ücretin neredeyse kendisi kadar yükseltildi. Üç çocuk yapan, gelirini de üçle çarpıyordu.
Seksenli yıllarda yolu Fransa'ya düşenler hatırlayacaklardır, ortalık bir anda mıyıl mıyıl tavşan kümesine döndü, ortalığı boy boy sevimli yavrular kapladı... Hemen her kadının biri eteğinde, biri elinde, biri belinde...
O yavrular şimdi kendilerine iyi kötü bir iş bulmak için kıvranıyorlar, o da ayrı konu.
Demek ki teşvik şart. Lafla değil, somut desteklerle.
Bu da yetmiyor, insanların "önlerini görebilmeleri" gerekiyor.
En az yirmi yıl boyunca o çocuklar ne yiyip ne içecekler, nerede nasıl okuyacaklar, hangi işe girebilecekler? Ana baba bunları kabaca kestirebilmek istiyor.
Bunun için de "maceraya" değil "istikrara" oy veriyor işte.
"Açlık, savaş, nükleer tehlike, ozon tabakası, hava kirliliği... Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum Rıfkı!" cümlesi, pazen eteklikli birtakım entel karıları resmeden karikatürlerde kalmalıdır.
Başbakan "Allah bir" dese neredeyse "hayır, üçtür" diye karşı çıkacakların, "bu adam ne demek istiyor" diye üç dakika düşünmeleri gerekirdi.
Şimdiden çalışmaya koyulmazlarsa, ileride polise taş atacak genç bulamazlar sonra!
Çarşı ota bota karşıdır ama bir bakarsınız çarşıda adam kalmamış.
Onun için, Taksim'i Maksim'i bırakın, haydi bakalım doğru odanıza geçin.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.